Soğumaya başlayan hava yaz mevsiminin yerini sonbaharın dolduracağının habercisiydi. Üşümüş olan ince bedenini büyük yatağından zorla da olsa kaldırabilmişti. Kalkması ile yerle buluşan karalamalarına baktı. Uzun zamandır aklında beliren görüntüleri o kağıtlara yansıtıyordu. Ama hiçbiri bir karalamadan öteye geçemiyordu. Yere eğilerek düşürdüğü kağıtlarını topladı ve kağıtlarla kaplı olan dağınık masaya gelişigüzel attı. Gerinerek odasında bulunan lavaboya yöneldi. Bir adama hatta kadına göre daha güzel ve pürüzsüz olan bembeyaz yüzünü yıkadı. Kuş yuvasına benzemiş olan saçlarının arasından parmaklarını geçirerek saçlarını olabildiğince düzeltti. Odasına geri dönerek yatağını topladı. Odası onun için yaşam alanıydı. Bu eve geldiğinden beri evin diğer bölümlerine ihtiyacı olmadığı sürece uğramıyordu.
Onun diğer yaşam alanı olan balkona açılan penceresini sonuna kadar açarak havasız olan odasını havalandırmaya başladı. Başucundaki prize takılı olan telefonundan saate baktı. Diğer günlere göre daha erken yemek zorunda oldukları kahvaltıyı kaçırmak istemezdi. Bu kural ne kadar saçma olsa da tüm yemek saatlerinde yemek odasında bulunan ve 10 kişilik gösterişli masada diğer herkes gibi tam saatinde oraya oturmalıydı. Dağınık bir şekilde yattığı için kırışmaya yakın olan ipek pijamalarını acele ile çıkararak tekli koltuğunun üstünde bulunan eşofman takımını şekilli vücuduna geçirdi. Sadece sosyal medyada gezinmek için kullandığı telefonunu şarjdan çıkartarak yanına aldı ve kapısından çıkarak yemek masasına doğru yürümeye başladı. Biricik ablası(!) oradaydı işte her zamanki gibi erkenden gelmiş ve üstünü zorla kapatan saten elbisesiyle sandalyesine kurulmuştu. Ağzının içinde günaydın kelimesini geveleyerek sandalyesine oturdu. Geri kalan aile bireyleri de üç dakika sonra masadaki yerlerini aldılar. Babasının afiyet olsun sözüyle tabağına birkaç yiyecek doldurmaya başladı. Tabağına olabildiğince yemek doldurmaya başladı. Her ne kadar daha da fazla spor yapmasına sebep olsa da yemek yemeyi seviyordu. Yemek yerken aynı zamanda da masada dönen sohbeti dinlemeye çalışıyordu. Konusu ise üvey ablası Qiú ve onun bu akşam tanışmaya gelecek olan sözde dünyanın en yakışıklı sevgilisiydi. Konu her ne kadar onu ilgilendirmese de sohbeti dinliyordu. Ayrıca Shuo'yu merak ediyordu. Qiú asla bir erkeğe bağlı kalamayacak birisiydi ve onu ailesiyle tanıştıracak kadar önemli olan bu kişiyi de merak etmiyor değildi. Qiú her ne kadar üvey ablası olup aile bireyleri tarafından iyi anlaşmaya zorlansalar da bu onun her hafta sevgili değiştirip başkalarının yatağını süslediğini bir tek onun bilmesi biraz tuhaftı. Her zaman onun yaptıklarından bir şekilde haberi oluyordu ve Qiú tarafından büyük sırrını ailesine anlatacağı şantajı ile arkasını toplamak zorunda kalıyordu. Sanırım o adama acımayı bırakıp Qiú'nun şantajlarının biteceği hayatına başlamasına sevinmesi gerekiyordu. Kahvaltısı bitince izin alarak odasına girdi ve derin bir nefes verdi. Her zaman o masada bunalıyordu ve bir an önce odasına dönmeyi iple çekiyordu. Diğer aile bireyleri ile birlikte yaşamaları 10 yıl önceye dayansa da o gösterişli masada kendisini bir fazlalıkmış gibi hissetmesini engelleyemiyordu.
Evde duyulan yüksek seslerden kaçmak için sanki bir odayı andıran balkonuna çıkıp büyük minderlere oturdu. Büyük ihtimalle Bayan Zhou akşam için ne yapılması gerektiğini hizmetçilere her zamanki gibi bağırarak anlatıyordu. Bayan Zhou her tanıdığı zamandan beri hep böyle biri olmuştu ve kendisini herkesten üstün görerek onlara emirler vermeyi severdi. Her ne kadar bu durum onu rahatsız etse de babasının Bayan Zhou ile mutlu olması onu engelleyen tek şeydi.
Sanırım sesler bitene kadar balkonda kalsa onun için daha iyiydi. O sessizliği severdi, sessizlikten güç alırdı. Çizim kağıtlarını ve kalemlerini alarak balkona geri çıktı. Karşısında hiçbir zaman çizmekten bıkmayacağı değişken gökyüzünün resmini karalamaya başladı. Bir süre sonra resmini bitirse bile içeri geçmeyip sevmediği sonbahar gününün arkasında bıraktığı turuncu kızıllığı ona seslenen Bayan Wang'ın seslenmesiyle izlemeyi bıraktı ve içeri geçerek dolabından siyah dar pantolonu ile kombinlemeyi sevdiği beyaz saten gömleğini çıkardı. Gömleğini giyerek pantolonunun içine soktu ve en sevdiği parfümünü üzerine sıktı. Saçını çok az bir ısı ile istediği şekle sokmuştu. Her şeyinin düzgün olduğunu düşününce odasından çıktı. Misafir odasına girmesiyle evin kapısının çalması bir olmuştu. Qiú'nun sanki her zaman onun yaptığı bir işmiş gibi koşarak kapıyı açmaya gitmesiyle gözlerini devirdi. Herkes Shuo'yu ayakta karşılamaya hazırlanırken babasının uyarıcı gözleriyle yayıldığı koltuktan hazır ol duruşuna geçti. Adım sesleri yavaş yavaş salonu bulurken merhaba sesi ile eğik olan kafasını kaldırdı. Kaldırmamayı dilemişti şu an hatta burada olmamayı bile demişti kısacık olan zaman diliminde. Önüne uzatılan büyük ve kemikli elin arasına elini bırakarak kendisini zorla da olsa Shuo'ya tanıtmıştı.
O bu zamana kadar nefret ettiği sonbaharda ilk kez birine aşık olmuştu. İlk kez içi bu mevsimde ısınmıştı. İlk kez tattığı bu duygu onu korkutmuştu. O üvey ablası Qiú'nun tanıştırmaya getirdiği Shuo'ya bir nevi eniştesine nefret ettiği sonbaharda ilk görüş ile aşık olmuştu...
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Merhabaaaa. Oh ilk defa buraya hikaye yazıyorum. Defterimde bulunan hikayelerin 30'u geçtiğini düşünürsek yazmaya karar verdim. Umarım anlatımım size sıkıcı veya basit gelmez. İçimden geldiğince yazmaya çalışacağım. Umarım hikayelerimi seversiniz. Şimdiden teşekkür ederim.
ESTÁS LEYENDO
Ablamın Kocası (BxB)
De TodoSenden şu anda vazgeçiyorum benim biricik aşkım. Zorla da olsa seni sevmeyi bırakmam gerek sanırım. Sana bir yabancı gibi bakmak beni her ne kadar zorlasa da senin mutluluğun beni de mutlu edecek. Senin kolunda şu an ben olmalıydım ben yürümeliydim...
