nefes kesici bir yaz akşamı

29 2 3
                                        

⊳schindler's list - john williams
ghostly kisses - empty note
⠀⠀

Hatırlıyorum, nefes kesici bir yaz akşamıydı. Acının aksine mutluluğun ne denli göz boyadığını yeni yeni anlamamı sağlayacak kadar kendimi kaybettiğim bir akşamdı. Bazı anlar farkındalık suratıma tokat gibi çarptığında gözlerimi yumuyor, parmak uçlarımda, yanaklarımda ve perçemlerimin okşadığı elmacık kemiklerimde, göz kapaklarımdan ta diz kapaklarıma dek yaşıyordum. Sıcaklığı, sıcaklıklarını. İki göğsüm arası peyda olan ve çığ gibi büyüyen heyecanı. Avuçlarımdaki taze mutluluk uyuşmasını, karıncalı kaşıntıyı. Aldığım nefesin bile tadı vardı sanki, Tanrı'm, bu anlatılamaz. Yazamam, kendime anlatamam diye her saniyenin eşsizliğini bi' göz yumuşumda saklamak, bedenim günün birinde çürüyecek olsa dahi ruhumun sonsuzluğunda yaşatmak istedim.

Derin bir nefes çektim içime, aylar öncesinin izi, anılarla kutsanmış eşyalardan ziyade havada bile vardı. Her soluğumda o tatlı nefesi hissediyorum, o zamanlarki umudumu ve dünyaya henüz ayak basmışım, yirmi sene yaşamamış, hiçbir tecrübe edinmemişim gibi saf heyecanımı tadıyorum. Ve ben söyleyecek söz bulamıyorum, ne yapayım. Öyle bir sessizlik çöktü ki, bu sessizliğin içine seslenemiyor insan. En canlı düşüncem dahi onu dile getiren ifademde donuyor.

Evimizdeyim, üzerimde onun ceketi var. Parmak uçlarım genellikle onun oturduğu tekli koltuğun başlığına sürtünüyor, boğumlarımdan kollarımı arşınlayarak yükseliyor içimi gıdıklayan ürpertici hissiyat. Güzel bir şeye bakınca ağlar mı insan? Ağlarmış demek ki. Buna güzellik mi diyeceğiz? Tam da bu noktada, ona bakarken şu dizeler geliyordu aklıma; “Bu aşka ilahi diyemem korkarım, insani diyemem utanırım.

Artık, ne kafamda teninin kokusu var ne de gözlerimde gözlerinin rengi. Sesini de anımsamaz oldum, akşam yorgunluğuyla gelen dinginlik sesi kaldı yalnızca.

Yineliyor derin nefeslerim, öylesine açım ki ömrümün baharına, yirmimde vuran yaşlılıkla çöküyorum koltuğa. Gözlerimi yumduğum an kucaklandığım yalnızlık diniyor, çatlak dudaklarıma ufak bir tebessüm can veriyor.

"Hepimiz bir arada olduğumuz sürece, hiçbirimiz yalnız değiliz."

Kasey bardağını yarı yarıya dolduran içkiden bir yudum aldı sözleri sonrası. Hissedilir, anaç bir yapısı vardı. Cımbızla laf alınan ağzı şöyle zamanlarda pek güzel şefkatle açılırdı.
Kanepe, tekli koltuk ve sandalye ne bulduysak ortaya koyduğumuz sehpanın etrafına yerleştirmiştik. Bir nevi terapi seansındaydık. Buradaki kimse psikoloji okumuş yetkin kişiler değildi, hiçbirimiz mükemmel değildik. Biz yalnızca birbirimize sahiptik. Birbirimizi tanıyorduk ve en önemlisi güveniyorduk.
Duyduğumuz sevgi yalın değildi.
Basitleştirilmiş, alışılmış kalıptan çok uzaktı.

"Yorulduğunuz ya da yorulacağınızı düşündüğünüz her an, bıkmış hissettiğiniz her dakika haberim olacak. bana geleceksiniz, tamam mı? Pes edeceğinizi bildiğiniz zaman bana söyleyeceksiniz."

Parmaklarım arasında döndürüp durduğum, pek aşina olmadığım alkolden üzerine döndü gözlerim. Dünyasının yükünü sırtına tek başına almaya çalışmıyormuş gibi gelip bize el uzatıyordu Bishop. Ne denli kırıldığına bizzat şahittim ya, vicdanı karşısında burnum sızlıyordu. Göz aklarıma ilişen karıncalı yanışı birkaç kırpışla es geçtiğimde o başını salladı, kardeşinin dediklerini onaylarcasına John başını salladı. Şu an, hiçbir kaygımız yoktu. İçten tebessümü tek dikişte dibini gördüğü bardağı sonrası ağırcana yayıldı dudaklarına. Öylesine içtendi ki, yalnızca dudaklarında kalmamış, göz bebeklerinde dahi parlıyordu gülümsemesi.
Bulaşıcıydı, gözlerim karşısında, benim yanımda kalan Akira'ya kaydığında da fark etmiştim ki tatlı bir ifade vardı suratında.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Nov 02, 2020 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

spring waltz - btsWhere stories live. Discover now