"Maya!" Okulun bahçesine girip, kulaklığımı çıkarttığımda, adımın seslenildiğini duymuştum. Ah, tabii ki, Jasmine'di! "Yaklaşık üç dakikadır sana yetişmeye çalışıyorum. Sabah sporumu aradan çıkarttığın için teşekkürler!" dedi nefes alışverişlerini düzene sokmaya çalışırken. Ben ise onun bu haline gülerek karşılık vermiştim.
"Özür dilerim ve günaydın." dediğimde, yanağına bir öpücük kondurdum. O da aynı şekilde karşılık verdiğinde, asıl meseleye gelmişti.
Okula doğru yürümeye başladığımızda, coşkulu bir şekilde, "Sence kim seçilecek!" diyerek söze girmişti. Öğretmenimiz, doktor Richard Connor'ın kendi grubuna seçeceği asistanlardan bahsettiğini anlamıştım.
"Bunun için daha iki hafta var, Jasmine." dediğimde, gözlerini devirmişti.
"İki hafta! Göz açıp kapayıncaya kadar geçer!"
"İyi olan kazansın o hâlde..."
Okula girdiğimizde uzun koridoru büyük bir kalabalık sarmıştı. Sanırım okulu özlemiştim. Son senemdi, mezun olacaktım. İyi bir doktor olmak için canımı dişime takıp, senelerce çalışmıştım ve bunun karşılığını almak istiyordum artık.
Arkadaşlarımızla yaz tatilinden sohbet ettikten sonra sınıfa geçmiştik. Biraz sonra öğretmenimiz Connor geldiğinde, hiç kimseden çıt çıkmıyordu. Herkes büyük bir heyecanla öğretmenimizin konuşmasını bekliyordu. Çantasını masaya koyduktan sonra ellerini birbirine vurup, tahtanın önüne geçmişti.
"Evet, bu yıl kiminiz için her şeyin sonu ayrıca mesleğe adım atışı olacak, kiminiz için ise büyük bir kâbusun başlangıcı. Derslerden kalanınız olursa, sizi temin ederim, bütün bir üniversite hayatınızın en zor senesi başlayacaktır." Kısa bir es verdikten sonra devam etti. "Bu iki hafta sizin için çok önemli ama ondan sonrası daha da önemli. Benim grubuma dahil olacaklar için söylüyorum, benimle çalışmaya başladıktan sonra tek bir hata istemem." dedikten sonra çantasından birkaç kağıt çıkardı. "Bu formları doldurmanızı istiyorum. Geleceğin doktorları olarak bu sorulara cevaplarınız ne olacak, merak ediyorum." dedi ve hepimize elindeki kağıtları dağıtmaya başladı.
Bu sırada çantamın içindeki titreşimden telefonuma mesaj geldiğini anlamıştım. Bay Connor'a çaktırmamaya çalışarak, mesajlarıma girdim. Annem idi.
"Bu öğleden sonra bana yardıma gelebilirsin, umarım. Yüklü bir sipariş aldım da... :)"
Gülücük. Gelmek zorundasın demenin farklı bir çeşidi...
Gözlerimi devirirken, bakışlarım pencereye değmişti. Sadece anlık bakıp, önüme dönsemde, siyah takım elbiseli bir adamın olduğunu görmüştüm. Işık hızında tekrar pencereye baktığımda ise hiç kimse yoktu. Beynimin bana bir oyunu olduğunu düşünüp, anneme cevap verdim.
"Tabii, anneciğim."
Telefonumu çantama koymamla, Bay Connor'ın elindeki kâğıdı masaya koyması bir olmuştu. Şirin bir şekilde tebessüm edip, çantamdan bir kalem çıkartmıştım. Ders boyunca soruları cevapladıktan sonra nihayet Bay Connor dersi bitirmişti. Masasına kâğıtlarımızı bırakıp, en sonunda sınıftan çıkabilmiştik. Sıradaki görevim annemin yanına gitmekti.
"Bu geceki partiye geliyorsun, değil mi? Eric'lerin evinde..." Jasmine'in cümlesi üzerine umutsuz gözlerle baktım ona.
"Gelebileceğimi sanmıyorum. Öğleden sonra annemin yanına, pastaneye gideceğim. Yüklü bir sipariş almış. İşimiz ne zaman biter, bilemem ki erken bitse bile o yorgunlukla partiye katılmak düşüneceğim en son şey olur."
YOU ARE READING
Kan Tesisleri
VampireYanıp sönen floresanın sinir bozucu sesi kulaklarını tırmalıyordu. Nöbet günlerinin sessiz sakin geçmesini bu yüzden sevmiyordu Maya, sırf bu sinir bozucu sese mahkum olduğu için. Ellerini kulaklarına bastırıp, kafasını masaya dayadıktan sonra hiçbi...
