Çadırda yine sıcak bir güne uyanan Nela doğruldu, yatağını topladı ve çadırdan dışarıya çıktı. Atlar kenarda otlanırken ondan önce uyanmış olan annesi Fehya'nın et doğradığını gördü. Küçük kardeşleri Evka ve Mavna beraber oyun oynuyorlardı. 'Bu ne güç böyle? Sabah bile oyun oynuyorlar' dedi içinden. Ardından annesine:
-Yüzümü yıkayıp geliyorum,dedi. Annesi başıyla onayladı. Nela yakındaki göle doğru gitti. Gölün başında bazı kızlar çamaşır yıkamak için su alıyorlardı. Bazıları ise hayvanlarını suluyordu. Nela göle doğru eğildi ve kendi yansımasına doğru baktı. Örgülü kahverengi saçları çok uzundu. Hafif çekik gözleri açık kahverengiydi ve v şeklinde bir yüzü vardı. Açık renk teni onu soluk gösteriyordu ve ayrıca epeyde zayıftı. Kendisini çok güzel bulmazdı. Bu yüzden çoğunlukla göle bakmazdı bile. Yüzünü yıkadı ve doğruldu. O sırada yansımada ona bakan biri olduğunu fark etti. Bu bir erkekti!! 'Bu kim?' diye düşündü ve kafasını çevirip ona baktı. O da Nela'ya bakıyordu. Birsüre gözgöze baktıktan sonra Nela çadırlarına doğru koştu. Göldeki çocuk arkasından seslenerek "Adım Rela!" dedi. Nela duraksadı arkasına döndü ve Rela'nın siyah gözlerine birkez daha bakıp çadıra koştu.
Annesi avdan gelen abisi ve babasını karşılıyordu. Üç adet dağ tavşanı avlamışlardı. Nela içinden 'Hiç yemek kalmamaya başladı bu kışı nasıl atlatacağız?'
diye geçirdi. Dağ tavşanlarından birini aldı ve çadıra geçti. Çadır tek odalı kubbe benzeri bir evdi. Ortasında bir direk vardı. O direk çadırı ayakta tutardı. Çadırın duvarları birbirine sabitlenmiş dalların üzerine örtülen kalın örtülerden oluşmaktaydı. Ayrıca çadırı çok sıcak tutardı. Köşedeki minderlerden birine geçti. Bir tepsi aldı ve içine tavşanı koydu. Ardından bıçak ve kütük parçasını aldı.
Tavşanın derisini yüzdükten sonra annesine götürdü. Uygun bir şekilde kuruturlarsa satabilirlerdi. Çadıra yeniden geçti ve tavşanın iç organlarını, etini ve kemiklerini ayırdı sonra etleri doğradı ve babasına götürdü.
Kemikleri ise annesine verdi. İç organların yenilemeceklerini toprağa gömdü ve yenilecekleri abisine doğraması için verdi.
Ellerinin et kokmasını hiç sevmezdi. Bu yüzden elinde kendi yaptığı tasıyla göle gitti. Göle doğru eğildi ve ellerini yıkamak için tasına su aldı ve kenara koydu. Kendisine bir kez daha baktı. 'Göle ilk kez geldiğimde duran erkek kimdi?' diye düşündü. Adının Rela olduğunu öğrenmişti. Rela'nın boyu epeyce uzundu. Nela Rela'nın omzuna geliyordu. Ayrıca kaslı sayılabilecek bir bedeni vardı. Saçları dalgalı ve açık kahverengiyken gözleri siyahtı. Yüzünde çok az miktarda çilleri vardı. Ayrıca elmacık kemikleri suratına erkeksi bir görünüm veriyordu. Boğazındaki adem elmasını o konuşurken görmüştü.
Onu düşündükçe içine gelen tuhaf hisse engel olamıyordu. 'Keşke bir daha görsem' diye düşündü. Daha önce hiç görmemişti. Muhtemelen buraya sonradan göç eden oguş(aile)ların birindendi.
Köydeki en büyük çadırda Han yaşıyordu. Ve genelde yanında askerleri ile olurdu. Yalnız başına olduğu tek vakit avlandığı vakitti. Köydeki herkesin ata binmesi ve ok atmayı bilip avlanmayı öğrenmesi zorunluydu. Nela 18 yaşındaydı. Bu hafta kız erkek karışık ata binme eğitimi verilecekti. 16-20 yaş arasındakiler çoğunlukla biliyorlardı fakat eğitime devam etmezlerse onlar için kötü olabilirdi. Çıkacak olan bir savaşta herkes atına binip kaçmalıydı ve gerekirse savaşmalıydı. Bu yüzden eğitimler çocuk yürüme başladığı andan itibaren verilirdi. Herkes gün doğduktan sonra aç karnına eğitim yerine giderdi.
Nela ellerini yıkadı. Tasını çadıra götürdü ve pişmiş etten birparça yedi. Atını bağladığı çadırın yakınlarında olan ağacın yanına gitti. Atı otlamayı bırakmıştı. Sadece etrafını izliyordu. Nela'yı görünce ona doğru başını uzattı ve okşamasını istercesine gözlerine baktı. Nela'nın atının adı Kay'dı. Kay ile çok küçükken tanışmıştı. Kay'da o zamanlar iki aylık bir tay olduğu için beraber büyümüşlerdi.
YOU ARE READING
DÖNGÜ 1: SARMAL
FantasyBir insan öldüğünde ruhu sonsuzluğa kavuşur. Bu yüzden kavuşamayan aşkların sonsuzlukta kavuştuğunu biliriz. Aşkın en güzel yanıda kavuşamamaktır. Kavuşamayanları kavuşturmanın bir yolu vardır fakat bu da bir lanettir. Kavuşamazlarsa birdaha doğmala...
