Kevin Scorfield

813 87 50
                                        

Saatlerdir alışmış olduğumuz sabit araba sesi, babamın radyoyu açmasıyla bozuldu. Sanki; herkes bunu bekliyormuş gibi, birden şarkıya katılıverdi. Annem ritmik bir şekilde alkış tuttu, arka koltukta yanımda oturan küçük kız kardeşimse yüksek sesle şarkıyı söylemeye başladı. En sonunda babam da kendini tutamadı ve kendisini şarkının içinde buluverdi. Anlaşılan yüksek sesten rahatsız olduğumu unutmuştu.

Başım yine ağrımasın diye şarkıyı duymazdan gelmeye çalıştım ve dışarı baktım. Zirvesi bulutların arasına saklanmış bu ihtiyar dağın etrafındaki yoldan hızla yukarı çıkıyorduk. Bir an için yolun, dağın zirvesini de aşıp bulutların yukarısına, gökyüzüne uzandığını hayal ettim. Sonra gülümseyerek bunun imkansız olduğunu bilecek kadar da büyüdüğümü fark ettim. Geçen ay kutladığımız 10. yaş günümde, babamın bana aldığı saate baktım. 12:45 de durduğunu gördüm. Saate birkaç kere parmağımla vururken, kendimi soyutlamaya çalıştığım müzik birden beynime nüfuz etti ve beraberinde gelen müthiş baş ağrısı elimin direkt ilaç kutusuna gitmesine neden oldu. Aceleyle kutudan bir hap çıkarıp leblebi gibi ağzıma attım. Yudumlamamla birlikte ağrımın şiddeti daha da artmaya ve her yer bulanıklaşmaya başladı.Kendi kendime ''Neler oluyor?'' diye sızlanırken yukarıdan gelen aracın, arabamıza ''Siz artık ölüsünüz.'' dercesine çarpmasıyla görüntü birden netleşti. Arabamız uçurumdan aşağı düşerken, annemin ve kardeşimin çığlıkları, radyodan çıkan müziği bastırmaya yetiyordu.

Artık her şey yavaşlamıştı. Sesler, arabanın içinde bir sağa bir sola çarpan eşyalar, kardeşimin pembe şapkasının tavana yapışması ve önümden yavaşça geçen kan damlaları. Hepsini yavaş ve en ince ayrıntısına kadar görüyordum. Sonra ön taraftaki camın kırıldığını ve emniyet kemerini takmayan annemin arabanın içinde olmadığını fark ettim. Camdan dışarı uçtuğunu kavramaya çalışırken, yanımda az önce oturan kız kardeşimin tepe taklak durduğunu ve saçlarının aşağıya sallandığını gördüm. Her şey o kadar yavaş oluyordu ki bu sahneyi beynim defalarca görmeye başladı. Sonra hızla gerçek hayata döndüm.

Annem hala ritmik bir şekilde alkış tutuyor ve kardeşim de ona eşlik edip şarkıyı söylüyordu. Alnımdan soğuk bir ter damlası süzülürken saatime baktım ve durduğunu gördüm. İstemsizce parmağımla saate vurduğumda her şeyi anlamıştım. Her şey tekrarlıyordu. Tüylerim diken diken oldu. Hayallerle dolu beynimin az önce gördüğüm gerçeği kabullenmesini beklemeden, babamın omzunu çekiştirip hemen durmasını söyleyecektim. Ama vücudum kilitlenmiş, dilim tutulmuştu. Sadece tek bir kelime ''Dur!'' diyebilmek için elimden geleni yaptım. Kendimi sıktım ve gözümden akan bir damla yaşın, yüzümden süzülüşünü hissettim. Sonra tüm vücudum birden çözüldü ve gücümün yettiğince bağırdım. Babamın irkilmesiyle fren yapması bir oldu. Annemin ve babamın arkaya dönüp bana ''Sorun ne?'' bakışlarını attığı sırada, virajı hızlı dönen siyah aracın bizi görmeyip ''Siz öldünüz.'' dercesine bize çarptığı o anı sadece ben görmek zorunda kaldım.

Arabamız uçurumdan yuvarlanırken, ön camın kırılıp annemin dışarı uçtuğunu gördüm. Eşyalar, şapkalar ve arabanın içinde ordan oraya amaçsızca sıçrayan kanlar...Yanımda oturan kardeşim defalarca takla atarken, taktığım emniyet kemerinin hemen üstünde büyük bir cam parçasının karnıma battığını farkettim ve beraberinde küçük ellerimden kopan iki parmak. O kazada sadece ben hayatta kaldım.

Geleceği ise ilk kez o zaman gördüm...

ÖLÜM GÜNÜStories to obsess over. Discover now