Giriş

58 17 18
                                        

  Evett öncelikle eğer bu hikayeyi okuyorsanız beni çok ama çok mutlu ettiniz. Benim ilk yazdığım hikayem o yüzden hatalarım elbette ki olacaktır. Bu yüzden eğer dikkatinizi çeken bir yanlışlık olursa lütfen çekinmeden yazın. Ayrıca hikayem için reklam yapabileceğim çevrem çok yok. Buna rağmen umarım değerli okuyucular kazanabilirim. Öyleyse sizi tanıtım kısmına alalım. Aslında bu bir nevi ön gösterim diye bilirim.

Buraya başladığınız tarihi yazabilirsiniz♡♡♡



  Yollar yürüdükçe uzuyor, onlar uzadıkça içimi kemiren düşünceler artıyordu.
Kendimi öyle kaptırmıştım ki etraftaki sesleri duymuyor, hafif çiseleyen yağmuru hissetmiyordum bile.

  Sahi ne kadardır yürüyordum ya da nereye gidiyordum? İnanın hiç bilmiyorum,sadece yürüyordum işte.

  Aslında sabaha kadar yürüyecekmiş gibi hissediyordum ta ki telefonum çalana kadar.
Uflayarak cebimdeki telefonu elime alınca hiç şaşırmamıştım. Usulca telefonu kulağıma götürdüm ve dinledim.
"Neredesin yine kameraları kapatmışsın. Sana bir daha onlar kapanmayacak demedim mi?" Saniyesinde gözlerimi devirerek soluklandım. Gerçekten artık bunalmıştım. " Beni gözetlemenden sıkıldım artık. Yirmi yaşındayım ya yirmi. Bakıcılık yapmana gerek yok." Sözlerimi henüz yeni tamamlamışken duyduğum soluk sesi ile telefonu ani bir hareketle kapattım.

  Ardından duyulan büyük gök gürültüsü sayesinde yağmurun şiddetlenmek üzere olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Sakin adımlarla sanki yağmurda ıslanmayı istercesine olduğum yerde dönüp ters yöne Yavaş adımlarla yürümeye başladım. Ne kadar geç gidersem o kadar iyi olacakmış gibiydi. Üzerimde ki karamsarlık yağmurun hızlanmasıyla birlikte azalırken hafifçe tebessüm ettim. Yağmurun ruha iyi geldiğine inananlardandım. Sanki yağmurla bilikte yeniden filizlenip büyüyordum. Lâkin bu o kadar uzun sürmedi. Eve geldiğimi fark edince zaten yüzümde belli belirsiz olan tebessüm silindi.

  Aniden bacağımda hissettiğim titreşimle ürkerken telefonumu almak için ceketimin sıcacık cebinden elimi çıkardım. Bir kez daha alışık olduğum mesaja baktım ve hissizce telefonu cebime koydum. Gerçekten bu adam hiç bıkmak bilmiyordu.
Sırf rahat yaşamak için geldiğim bu yerde bile hâlâ beni izliyor, yönetimi elinde tutmak istiyordu. Ancak o bıkmasa bile ben oldukça bunalmıştım. Her zaman olduğu gibi kendimi yatağıma atmak ve sadece düşünmeden bütün bu olanlardan uzaklaşıp uyumayı istiyordum.

  Zaten üniversite için bu kadar çalışmam bu yüzden değil miydi? Tek istediğim o evden uzaklaşmak ve özgür kalmaktı. Bu yüzden deliler gibi çalışmıştım ama sonuç değişmemiş o evden kurtulsam da yeni bir hapishane edinmiştim.

  Düşüncelerimden uzaklaşmak istercesine başımı iki yana salladım ve dakikalardır durduğum yerden sonunda hareket edip sırılsıklam olmuş bedenimle bahçeyi geçip kapıya doğru birkaç adım attım. Anahtarı zorlada olsa ıslak pantolonumdan çıkarmış ve kapıyı açmıştım. Sanırım gerçekten üşümüştüm. Hemencecik araladığım kapıya doğru adım atacakken beni engelleyen bir şey oldu. Kafamı hiç düşünmeden bileğime çevirdiğimde bileğime tutunan bir el görmem sanırım en son beklediğim şeydi. Gözlerimi usulca elin sahibine bakmak için kaldırdığım sırada ne olduğunu anlamadan kendimi evin için de buldum. Bu sefer hızlıca yüzümü yüzüne çevirdiğimde karşılaştığım bakışları beni ürküttü. O da benim gibi sırılsıklamdı. Fakat benim gibi ürkek bakmıyor aksine öfke dolu gözlerle yüzümü inceliyordu. En sonunda anın büyüsünden kurtulup rahatsızca bileğimi tutan elinden kurtulmaya çalıştım. Ancak öbür elini de hemen yanıma indirince yaslandığım duvarla onun bedeni arasında âdeta sıkışmıştım. Korkmaya başladığımı hissediyordum. Eminim gözlerine deyen titrek bakışlarımdan bunu o da anlamıştı.

  Sonra derin bir nefes aldı ve "Tek başına mı yaşıyorsun?" diye süzüldü kelimeler dudaklarından.

Bu bölüm kısaydı biliyorum. Dediğim gibi sadece tanıtım bölümü.

Nasıl buldunuz?

SUSKUN GÜLÜŞLERStories to obsess over. Discover now