-1-

140 15 52
                                        

1: "Aynı anda, farklı bedenlerde atan, bir ruh."

Ellerimde kitaplarım, koridorda hızlı adımlarla ilerliyordum. Üzerimdeki papatyalı eteğin uçları esinti vesilesiyle uçuşurken, ayağımdaki pabuçların tok sedası yankılanıyordu.

Her türlü olumsuzluk, bedbahtlık esir almışken zihnimi çevremi hiç temaşa etmeden arşınlıyordum mektebi. Üç gün önce, iki gün sonra veririm diyerek benden aldığı Roma Hukuku ders notlarını arkadaşım hala bana geri vermemişti ve ben disipsinsizlikten hiç hoşlanmazdım. 

Omzumu şiddetle bir yere çarpmamla, zemini izleyen gözlerimin odağını değiştirmesi de beraberinde geldi.

"Önünüze bakar mısınız hanımefendi!"

Kehribar gözlerim, kömür hârelerine değdiğinde sadece bir anlığına büyüsüne kapıldım, karşımdaki evvelden simasına asla rastlamadığım kişinin.

Ne derin bir hüzündür ki kısa sürdü bu müessir beyefendinin tılsımının tesiri. Çünki tam karşımdaki bu adamın ukala tavırları, bihayli bozmuştu asabımı.

"Siz de bana çarptığınıza göre, önüne bakmayan tek şahıs ben olamam beyefendi."

Dudakları ukala bir kıkırdı sunduğunda, öfkeyle güldüm ben de.

"Nedir bu denli komik bulduğunuz? İzah edin ben de neşeleneyim!"

"Öfkelenmenin ne kadar yakıştığının bahsinden söz edildi mi size? Zira gözlerimi alamıyorum sizden. Bendeniz Kemal güzel bayan, isminizi bahşeder misiniz irtica etsem?"

Küstahlığı karşısında alaylı bir gülüş yerleşti yüzüme.

"İsmimin sizi alâkadar ettiğini pek zannetmiyorum beyefendi. Çünki, bu denli küstah bir beyefendinin ismimle bir meşguliyeti olması işten bile değil."

Sert bakışlarım altındaki sert sesimin, kendisine asla cilve olarak gözükmediğinden emindim kendisine. Zira eğer öyleyse bu kendisinin sorunuydu. Dosyamın arasından kayıvermiş birkaç parşömeni de topladıktan sonra arkama hiç bakmadan devam ettim kendi yoluma.

Kemal

Kışın soluk güneşi camımdan içeri sızarken geçtim aynanın karşısına. Saçlarımı özenle sağa yatırırken; kravatımı ve kolalı gömleğimi düzelttikten sonra kaşe ceketimi alıp, kapının önündeki yeni boyattığım ayakkabılarımı giydim.

Evime pek bir beride olan mektebe doğru atarken adımlarımı, yolda göz göze geldiğim hanımlara ufak bir tebessüm bırakıyordum. Kendilerine sunduğum bu tebessümler genç hanımların mest olmasına vesile olurken, ben ise kendileri üzerinde bıraktığım etkiden bi hayli hoşnuttum.

Sonuçta ben Kemal Say'dım öyle değil mi? Kendi karizmam dışında babamdan gelen bir unvanım vardı. Soyadım bile bir yere girerken bana referanstı.

Dinlemesem bile dersten geçerdim, bir kadın için çabalamaz, hemen elde ederdim. Zaten onlar da beni reddetmezlerdi, edemezlerdi. Birkaç günlüğüne dahi olsa Say gelini olarak görülmek, hiçbirinin hayatları boyunca göremeyecekleri ilgi, saygı ve hizmet demekti.

Yine geç kaldığım ama geç kalsam bile sınıfa alınacağımdan emin olduğum Ekonomi Tarihi dersine girerken suratıma arsız bir tebessüm yerleştirdim.

"O, Kemal Bey siz teşrif eder miydiniz?"

Tebessümüm genişledi. "Mâlum, vazifeler hocam." Sırama doğru adımlarımı atarken durdum bir anda.

"Çık sınıftan."

Kaşlarımı çatarak hocaya doğru döndüm.

"Efendim?"

GRİWhere stories live. Discover now