Değişmiştik, hayatımız ve hayatımızdaki kişiler. Geriye kalanları,onları ise kaybettik. Yenildiler, karşılarındaki güçlere dayanamayarak öldüler ama şuan var olan 10 kişi galip geldi. Yenilen kopyalar ise üyeler ile birlikte kayboldular,yenilmeyen kopyalar ise Perell ile hayatlarına devam etmeye başladılar.
Hayatımızı eksik bir şekilde yönlendirmeye hazırlanmalı idik. Zor görevlere karşı her zaman içimizde eksik güçlerimiz olacaktı,sanırım bazen onlara ihtiyaç duyacaktık. Direnişimizin sonunda aldığım darbelere karşı duyabildiğim sesler,içimizden yenilenlerin çığılıkları olmuştu...
Sürükleniyorduk,hemde hiç olmadığı kadar hızlıydık. Yanımda kimlerin olduğu pek anlaşılmıyordu,tahminime göre 4 kişi vardı. Diğerleri bizden daha hızlı sürüklenip gitmişti. Başımdaki ağrıyı hala kafamda hissediyordum,deli gibi zonkluyordu. Gözlerimin kendini kontrol edemediğini hissediyordum ve sanırım algımı kaybetmiştim. Neler yaşadığımı ve yanımdaki kişileri birden hatırlayamadım algımın geri gelmesi çokta uzun sürmemişti.
Gözlerimizi açtığımızda ufak bir kasabanın ortasındaydık, şuan etrafta bizden başka kimse yoktu. Dükkanlarını açan insanlar bizi çok fark etmemişti,kendi işleri ile uğraşıyorlardı. Hava yeni aydınlanıyordu,ama bu saatte hava çok soğuk oluyordu. Güneş'in sıcaklığı pek ısıtmıyordu. Ellerimiz ve bedenimizde bazı değişiklikler vardı,insanlarınki gibi gözüküyordu. Vücudumuzdaki simgeler eskisi kadar belirgin değildi,çok dikkatli bakmadığın sürece silik silik gözüküyordu. Saçlarımız ve kıyafetlerimiz aynıydı,ama sanırım hala insanlardan farklı gözüküyorduk. Ağzımda bir kuruluk vardı neden bilmiyordum ama canım su istedi,daha önceden böyle bir şey olmamıştı. Yanımdakilere seslendim ama beni duymadılar,nedense ses tellerimdeki ağrı sesimin fazla çıkmasını engellemişti. Kulaklarımda ağrımaya başlamıştı,sanırım bu basınçtan dolayıydı. Bedenimin farklı yerlerinde olan ağrılar bir zaman sonra yavaş yavaş geçmeye başladı. Etrafımdakiler eksik olduğumuzu hala farkına varmamıştı,hatta kaybolan kişileri sorma gereğinde bulunmamışlardı. Etraftaki her şey daha önce gördüklerimiz değildi,gördüğümüz yüzler ise yabancıydı.İnsanlar,bir taraftan bir tarafa koşuyor bir saniye durmadan farklı farklı işler yapıyorlardı.Yeni açılan dükkan kapıları içlerindeki eşyaları meydana sergiliyordu,her dükkanda farklı eşyalar vardı.Onca dükkanın ve eşyanın içinde işimize yarayacak tek bir eşya yoktu, hatta karnımızı doyuracak şeyler almak içinde elimizde bir şeyin olması gerekiyordu. Sanırım bu paraydı. Herkes donuk ve değişik gözlerle birbirlerine bakıyordu,ağzından tek bir kelime çıkan kişi olmadı. Ayağa kalktık ve üstümüzü temizlemeye başladık,yerdeki tozun tümü sanki kıyafetimize işlemişti ayakkabılarımızın bazı yerlerinde çıkmayan çamurlar bulunuyordu. Soğuktan tüyleri dikilen kollarım bana ilk defa bir şey hissettirmişti *üşümek*.
Hemen önümüzde eski bir ev vardı hatta çatısında uçuşan bir kaç hayvan, evin kapısından huysuz ve yaşlı bir kadın çıktı. Elindeki su kabını söylene söylene çiçeklere ve bazı küçük fidanların dibine boşalttı,ama yüzündeki ifade onun gergin olduğunu hissettiriyordu. Kadının evinin önüne doğru ilerledik ve kadının bakışı bize çevrildi;
- bir şeye mi baktınız?
Kadının gözleri üstümüzde gezinmişti, elindeki suyu bir kenara bırakıp bahçe kapısını açtı. Kadına bir açıklama yapmamıştık ama o bizi direkt içeri alma konusunda tereddüt etmemişti. Durduğumuz yer minik bir bahçeydi,ev ise çok eski. Kadının kıyafetleri pek temiz değildi,ellerindeki yaralar bakımsız olduğunu gösteriyordu. Seyrek saçları yaşının fazla olduğunu göz önüne sermişti,ayağında ise büyük ve kalın bir ayakkabı vardı. Ayakkabıları adımlarını zorlaştırıyor ve yürümesini engelliyordu. Kadının bizi neden açıklama yapmadan içeri aldığını bilmiyorduk,sallanan sandalyesinde öylece oturuyordu. Bazen kafasını kaldırıp bize bakıyordu,ama çok halsizdi nefes alış verişleri çok yavaş. Hasta gibiydi,oturduğumuz dakikadan beri öksürüğü durmuyordu ama hala durmadan elindeki dolanan ipi sökmeye çalışıyordu. Güneş,yavaşça kadının yüzüne eğildi ve elindeki karmakarışık ip yumağını almak istedi.
- yardım edebilirim! İsterseniz.
Kadın bu fikri reddetmedi ve elindekini Güneş'e verdi. Oturuşunu biraz düzeltti ve lafa başlayacak gibi bir hal aldı.
- eski arkadaşlarıma çok benziyorsunuz! Gençliklerine.
Kadın oturduğu yerden kalktı ve ellerini bedenimize sürmeye başladı. Bazılarımızın yanaklarını sıktı, ve gözlerinin içine daldı. Yaptığı hareketler herkesi rahatsız etmişti, bedenlerine sert dokunuyordu. En son Koku herkesin sesi olmuştu.
- yeter! Ne yapıyorsunuz?
Kadının üstümüzdeki hareketleri ve baskısı son bulmuştu. Sandalyesine geri döndü ve sessizliğini geri kazandı. O an herkesin istediği tek şey buradan gitmek oldu. Düşüncemizi gerçekleştirmek kolay olmuştu, kapıya doğru ilerlerken bile tepkisini üzerimize vermedi. Doğruca yere bakıyordu,sadece kapıdan çıktıktan sonra bakmıştı. Yankı, ilerlerken sessiz bir şekilde kendi kendine mırıldandı;
- kadın delinin tekiydi!
İlerlememizin üstünden yaklaşık 2 saat geçmişti, ama hala bir sonuca varamamıştık. Nereye gideceğimiz veya kimler ile kalacağımız ,bunları bilmiyorduk. Bedenim yavaş yavaş yorulduğunu belirtiyordu, ayaklarım her adımda kendini geri çekiyordu. Yolumuz tenha bir yere çıktı ve yolun hemen başında terk edilmiş bir benzin istasyonu vardı.
Benzin istasyonunun üstündeki tabeladaki tarihe bakılırsa yapının çok eskiye dayandığı belli oluyordu. Otomatik kapı yarı açıktı, kapalı olan kısımda ise örümcek ağları vardı. Camları tozluydu, kullanılan makinelerin bazıları paslanmıştı. Görünürde kimse yoktu, ama içerideki raflarda bir kaç yiyecek paketi duruyordu. İçeri doğru ilerledik.
Otomatik kapının yanındaki masada bir cep telefonu vardı, yanında ise telefon numaraları yazan bir defter. Masanın önünde bir sandalye vardı, ama burada yakın zamanda birinin oturduğu belliydi. Oturma yerinde bir iz vardı. İstasyonun içinde başka bir odaya açılan bir kapı daha bulunuyordu, hatta kapının ufak kısmından odanın renginin yeşil olduğu bile gözüküyordu. Burada fazla oyalanmak istememiştik ve yine bir şey bulamamıştık.
Çıkış kapısına doğru yürürken, rüzgardan dolayı bazı camlar duvarlara vurmaya başladı. İstasyonun içinde olan diğer odanın kapısı geriye doğru çekilmeye başladı. Kapının arkasındaki ayak sesleri sanki bizi duyunca hızlanmış gibi olmuştu. Yeşil odanın kapısı yavaşça aralandı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BLUE
Science FictionEskisi gibi değildik, ne tamdık nede yarım. Perell,o bizi yenmişti. Kurtulanlar ise sadece 10 kişi oldu diğerleri gezegenimiz ile birlikte sonsuz bir boşluğa uğurlandı. Bu hikayede bize yeni bir görev verildi!
