17.09.2007
Balkonundan esen tatlı sonbahar esintisiyle gözlerimi açmak ya da tamamen kapatmak arasında kaldığım anda odamın kapısı açıldı. Zümrüt Hanımlardı tabi bu . İlk 5 saniye ses çıkarmadan uyanık olup olmadığımı kontrol ettiğine adım kadar emindim. En sonunda dayanamayıp yatağıma yaklaştığını ayak seslerinden anladım.
-Uyanıksın biliyorum. Hadi kalkta hazırlan bugün ilk günün.
Hem konuşuyor hem de odanın etrafında dolanıyordu. Cümlesi gittiğinde kapıyı açık bırakıp gitmişti. Bu , ben gidiyorum sen de kalk elini yüzünü yıka kahvaltıya gel demekti.Hiç uykum olmamasına rağmen yataktan çıkıp okula gitmek tam bir işkence gibi geliyordu. Sahi ilk günüydü okulun.Yavaşça doğrulup banyoya doğru yol aldım . Elimi yüzümü yıkayıp kısa bir kahvaltının ardından okul formamı giydim. Okulun ilk günü olduğu için 1 defter yeterli deyip kendimi kapının önüne attım. Tam spor ayakkabılarımın bağcıklarını bağlıyordum ki aşağıdan Şeyma nın heyecanlı sesi geldi.
-Gülceee! Hazır mısın? Ben hazırım . Seni kapının önünde bekliyorum.Gerçekten heycanlıydı.
-Hazırım iniyorum.
Şeyma benim bir alt komşumdu aynı yaştaydık. Trabzonluydu kendisi.Babası polisti. Tayinleri çıktığı için buraya taşınmışlardı. Beraber apartmandan çıkıp okula doğru yöneldik. Sohbet ederek okula geldik. Herkes yavaş yavaş toplanmış okulun ilk günü olduğu için sıralara girilmiş, Bir uğultu ile müdürün konuşmasını bekliyorlardı. Şeyma ile sıralardan birine yaklaştık. Müdür kendisi için kısa bizim için uzun süren konuşmasını yapıp İstiklal Marşını okumamız için sözü müzik öğretmenine bıraktı. İstiklal Marşını okuyup bitirdikten sonra sınıflarımıza yöneldik. Şeyma ile aynı sınıftaydık. Müdürün dediğine göre A ve B şubeleri seçme sınıftı . Biz B sınıfındaydık. Şöyle bir sınıfa göz gezdirdiğimde evet gerçekten seçme sınıf dedim. Herkes farklı bir havada kendi halinde konuşuyorlardı. Bazıları çoktan arkadaş olmuşlardı bile. Ben ise en arka sıraya geçmiş bütün sınıfı gözlemliyordum. Şeyma ise pencere kenarında tam çaprazındaydı. Bir grup erkek ki bunlar ortaokuldan arkadaş. Havalı kızlar, kendi halinde takılan bir kaç kız. Sınıfın haylazları olacak şekilde kendini belli eden bir kaç haşere çocuk. Sınıfın geneli böyleydi. İçimden güldüm tam toplama. Ne garip. Müdürün içeri girmesi ile sınıftakilerin sesi bir tık azaldı. Sonra uğultuyla beraber kesildi.Müdürün sınıfı süzmesiyle beraber ağzını açması ile ne zaman biteceğini bilemediğimiz konuşmasına başladı. Neymiş belirli bir not ortalamasının üzerinde olan öğrencilerin sınıfındaymışız. Anadolu Lisesine gidemedik diye her şeyin bittiği anlamına gelmiyormuş falan filan. Sınıfın yarısı dinliyor. Diğer yarısı meraklı gözlerler sınıfı kesiyordu. Kim kimi tanıyor kim kiminle arkadaş olabilir hepsi belirleniyordu sanki. Müdür çıktığında sınıftan birkaç grup arkadaş dersten kaçmayı planladılar. Konuşmalarına göre sadece bu sınıftan değil yan sınıftan da arkadaşları varmış ki planlarını yapıp sınıftan çıktılar . Teneffüs zili çaldığında yerimden kalkıp Şeyma ya yöneldim.
Şeyma nın da bana yönelmesiyle bir şey söyleyeceğini anladım. Hadi biz de biraz dolanalım. Kafamı onaylar şekilde sallayıp beraber sınıftan çıktık. Gürültü, gereksiz kahkahalar koridor da yayılıyordu tabi. Şeyma ile bahçeye çıktığımız da mini bir süs havuzunun oraya geldik . Kapıdan çıktığımızda sağımızda kalan merdivenleri çıkınca hemen karşımızda ki ağaçlık alandaydı bu süs havuzu. Aslında güzel okuldu. Şeyma ile boş olan süs havuzunun kenarına oturup konuşmaya başladık.Müdür de ne konuştu ha. Bu böyle konuşacaksa işimiz zor vallahi . Gerçekten de haklıydı. Şeyma beyaz tenli kahverengi saç ve kahverengi gözleri olan fındık burunlu bir kızdı.Şeyma konuşuyor ben dinliyordum. Trabzon'daki arkadaşlıklarını deli dolu hallerini bir elim çenemde hem dinliyor hem de gülüyordum.Birden zilin çalmasıyla lafını kesip direk ayağa kalktı.
-Hadi zil çaldı geç kalmayalım. Gerçekten ilginçti az önce sanki konulan o değilde benmişim gibi hızlıca ayaklandı . Merdivenlere doğru yönelirken bizim sınıftan bir kaç kızı da okula doğru girdiğini gördüm. Yerlerimize oturduğumuz da ön çaprazımda oturan sarışın kız bana bir kaç saniye bakıp gülümsedi. Sanki daha önce tanıyormuş da yeni görmüş gibi bir hali vardı.Dedim ya herkes bir garip. Elini uzatıp "Merhaba ben Yonca" dedi. Sen'de Gülce olmalısın. Elimi uzatıp sıktım ve onu onayladım. "Evet ben Gülce." Sanırım ismimi Şeyma ile bir uçtan diğer uca konuşmalarımızdan duymuştu. Yonca Sarışın beyaz tenli ela gözleri olan bir kızdı.Kafasını yan tarafında pencere kenarında oturan hep dışarıyı izleyen bir kızı göstererek "O da Destan" dedi.
Destan ismini duyduğunda ilk önce merakla sonra da anlamaya çalışan bir yüz ifadesiyle yüzümüze bakıyordu. Durumu toparlamak için bozuntuya vermeden direk Destan'a elimi uzattım ."Ben de Gülce memnun oldum." Destan elini uzatıp hafif gülümseyerek tekrar camdan dışarı baktı. Yonca da bir bana bir Destan'a bakıp bir şey diyeceği sırada içeriye İngilizce hocası girdi. Rehberlik öğretmenimizmiş kendisi. Yine o anlatmaya biz yarımız dinlemeye yarımız da başka şeylerle ilgilenirken dersimizi bitirdik.
Günler geçiyordu. Okulda ilk haftayı geride bırakmıştık. Artık derslerimize başlamış hocalarla tanışmıştık. Bir iki hoca dışında genelini sevmiştim. Bu sürede de Yonca ve Destan ile de arkadaş olmuştuk. Destan çok konuşmayı sevmese de Yonca tam tersi susmuyordu.
Dersimiz boştu. Biz de bundan faydalanarak Destan , Şeyma ve hiç susmayan Yonca ile basketbol sahasının yanında ki taşlara oturmaya gitmiştik. Yonca hocaların özellikle müdürün taklidini yapıyor bizi güldürüyordu. Hızını alamayıp ayağa kalkmış önümüzde elinde mikrofon varmış gibi hareketlerini yapıp elini kolunu sallıyordu.
"Sevgili öğrenciler , şu taşın arasında çıkan otların bile bir anlamı var. Sizin burada olmanızın neden bir anlamı olmasın.." Kahkahalarla onu seyrederken birden gözüm potanın önünde bizim sınıftan birkaç çocuk ile basketbol oynayan bir çocuk gördüm. Gördüğüm an ve gülüşümün durması bir anda oldu. Çocuk da sanki bakışımı hissetmiş gibi kafasını bir anda bana çevirdi.
Bu onunla ilk göz göze gelmemizdi. Ve ben adım kadar emindim ki son da olmayacaktı.
