Boş karanlık uzay da parça parça meteor parçaları yüksek ve dışık hızlı olarak sürükleniyorlardı. Bu parçaların kimi büyük kimi küçük olmasına rağmen hızlarının boyutlarıyla bir alakası olmadığı aşikardı. Şuan bu manzaraya bakan birisinin burada bir gezegenin yok olduğunu söylemesi hiçte abartı olmadı. Çünkü gerçekten bir gezegen yok olmuştu. Hatta birden fazla gezegen yok olmuştu.
Sürüklenen meteor parçaları ara ara birbirleriyle çarpışıyor ve yok oluyorlar ya da çarpışma sonucunda yönleri değişerek yeni rotalarında ilerliyorlardı. Hiç bir meteor parçasının üzerinde yaşama dair bir belirti iz yoktu. Sadece biri hariç!
Diğer meteorlara göre orta boyutta bir meteor üzerinde zar zor birisinin hareketleriyle beraber rotasında ilerlemeye devam ediyordu. Uzaktan bakan bir kişi dikkatli bir gözlem yapmadıkça, meteor üzerindeki gelişimcinin yaşadığını söyleyemez ve diğer meteorlarda ki gibi onu da ölmüş olarak varsayardı.
Meteor parçası üzerindeki yaşama tutunmaya çalışan insan günlerce bilinçsiz bir halde kalarak hareket ediyor veya sabit duruyor olduğunun hatta nefes aldığının bile farkında değildi. Şuan ki eli yüzü elbiseleri hatta tırnaklarının arası dahi kendi kanına bulanmış bir haldeydi. Adeta kendi kanında banyo yapmış gibiydi.
Bu kan banyosu yapmış meteor üstündeki adam tamamen bilinçsiz olmasına rağmen göğsünün arasında iki eliyle sıkı sıkıya yuvarlak bir şey tutuyordu. Bu yuvarlak cisim 14 adet renge sahip ve ufak bir parlaklıkla ışıldıyordu. Ara ara ettiği hareketlerse meyveyi daha sıkı tutmak için yaptığı kasılmalardı. Bilinçsiz olmasına rağmen sanki meyvenin elinin arasında olduğunu biliyordu.
170. gün sonunda artık meteor parçası üzerindeki her ne kadar vücudunu hareket ettiremese de bilincinin bir kısmına kavuşarak gözlerini açmıştı. Etrafındaki boş uzay ve meteor üzerinde uzanırken sadece başının üstünde geçen meteor parçalarını görebiliyor ve ellerini inanılmaz bir acı karşılığında oynatabiliyordu.
"Ne kadar süredir bilinçsizdim? Tüm bu savaş ve 6 gezegenin yok olması ortaya böyle bir manzara mı çıkardı? hızıma bakılırsa bu meteor parçası oldukça mesafe kaydetmiş olmalı fakat hala bu parçalardan oldukça sık görüyorum. En azından istediğim şey ellerimin arasında her ne kadar sadece ellerimi inanılmaz bir acıyla oynatabilsem de ellerimin arasında olduğunu bilmek bana yeterli." Bilincini kazandıktan sonra 7 gün geçmişti ve şuan 177. gününde aklında sadece bu düşünceler vardı.
210. gün de meteor parçasının üstünde süzülürken artık yavaş yavaş elleri yanında kollarını da oynatabiliyordu. Fakat bunun bedeli olan acı hiç azalmamıştı. Tüm çabası sadece elinde tuttuğu yuvarlak cismi ağzına götürmeye çalışmasıydı.
"226. gün kollarımı oynatarak sonunda meyveyi boynumun hizasına kadar getirdim. Biraz daha sonra çektiğim tüm bunlara değmiş olacak. Bilincim açıldıktan bu yada 55 günden fazla oldu."
"232. gün neredeyse başaracağım. Tüm vücudum kollarım hariç kıpırdamıyor." Meteor üzerindeki insan tüm kanının uzun zaman önce vücudunda kurumuş olmasına rağmen tek amacını her şeyi olarak görmeye devam ediyor ve elleriyle tüm acıya rağmen sıkıca kavradığı meyveyi yemek istiyordu.
"240. gün artık başardım. Şimdi ihtiyacım olan bu 14 renkli reenkarnasyon meyvesini yemek ve bir sonraki hayatıma kavuşmak. Diğer tüm hayatımdaki anılarla beraber. Böylece daha güçlü olabileceğim. Daha hırslı olabileceğim ve en önemlisi bu sayede sonsuza kadar yaşayabileceğim. Sonsuzluk uzun bir kavram. Hem iyi hem kötü. Fakat beni orada bekliyor. Onu mutlaka bulmalıyım." meteor parçası üzerindeki insan artık elinde tuttuğu 14 renkli reenkarnasyon meyvesinden bir ısırık almak üzereydi.
YOU ARE READING
Tanrılar Arasında
FantasyGelişimin zirvesine ulaştığını düşünen bir gelişimci. Bir gün kaza eseri bir parşomen bulur ve en üstün 14 renkli reenkarnasyon meyvesinden haberdar olur. Daha sonraysa kalan tüm hayatını bu meyveyi bulmak için harcar. Uzun yıllar sonunda bu meyveyi...
