▪1▪

771 69 13
                                        


Bir çift göz esir almışken ruhunuzu, her gecenin sabahına bambaşka biriyle uyanmak ne demek bilir misiniz? Şimdi size anlatacaklarım, esiri olduğu kahveler uğruna her şeyinden vazgeçen bir adamın hikayesi. Bu benim sonsuz aşk hikayem.

______________________________________________

-1977-
Temmuz

Duvardaki saatin tiktakları bir mıh gibi beynime çakılıyor, baş ağrımı katlanılmaz bir hale getiriyordu. Yaz gününün kavurucu sıcaklığı odadaki vantilatörün biraz olsun serinletmesine izin vermiyordu beni. Masamın dağınık görüntüsü gerginliğimi üst seviyelere taşırken önümdeki dosyayı elimin tersiyle ittirip bir hışımla kalktım oturduğum yerden. Tahammül seviyemin eksilerde olduğu günlerdeydim yine, tıpkı öncekilerde olduğu gibi.

Adımlarımı açık cama ilerletip dışarıyı izledim bir süre. Her gün aynı manzara, aynı yüzler, aynı sesler. Her şey, her şey aynıydı. Gözlerim anlık olarak sol tarafıma kaydığında camdaki yansımam dikkatimi çekmişti. Uzun bir süre öylece izledim kendimi. Ne için yaşıyordum? neden buradaydım? ya da yaşıyor muydum? Hoş onu da bilmiyordum ya neyse. Sıradan günlerim birbiri peşini izliyor, mutsuzluk silsilesi peşimi bir an olsun bırakmıyordu.

Kim olduğumu merak ediyorsunuz tabii, ismim dışında hiçbir şeyim olmasada biraz kendimden bahsedeyim size;

Ben Seo Youngho. Albay Seo Youngho. 2 yıl önce büyük savaş sonrası tayin edilmiştim bu askeri bölgeye. Dışarıdan şaaşalı görünen bir hayatım vardı aslına bakarsanız, emrimde birçok asker olduğu gibi halk arasında da fazlasıyla saygın biriydim. Tabi buna tek etken kıdemim değil pek kıymetli(?) karımın biricik babasının Orgeneral oluşuydu.

Bu kadardım işte. Ne hayata, ne de kendime kattığım hiçbir şey yokken öylesine yaşıyordum.
______________________________________________________

22:14

"Hoş geldin, bebeğim."

Yorgun geçen günün sonunda çaldığım kapının ardından yükselen neşeli sese aldırış etmeyerek girdim içeri. Boğazımı sıkan üniformamın düğmelerini hızla açarken asla hoşuma gitmeyen bu hitap şekli tadımı daha fazla kaçırmaya yetmiş hatta artmıştı bile.

"Sana kaç kez bana böyle seslenmemeni söylemiştim Daeun."

Çıkardığım gömleğimi dolabımdaki askıya astığım sırada bana sarılan kollardan bıkkınlıkla sıyrılmış, yatağın üzerine bırakmıştım kendimi.

"Burası askeriye değil, bizim evimiz ve sen de benim kocamsın?"

"Lütfen başlama yine, fazlasıyla yorgunum."

"Her gün yorgunsun. Yaptığın tek şey akşam eve gelip yatmak, sabah olunca çıkıp gitmek. Yanıma yaklaşmıyorsun, benimle konuşmuyorsun bile, karın olduğumu unutmuş gibisin."

Yorgun evet. Fiziksel olmasa bile ruhen. Demiştim ya yaşıyor muyum diye, gerçekten de öyle. Tartışmaya gücüm bile yoktu, çünkü biliyordum bu konuşma asla ikimiz arasında kalmayacaktı. Bu sebepten ağzımı dahi açmadan sesine kulaklarımı, güne ise gözlerimi kapatmıştım.




Selamlaaaaar, çooook fazlaca heyecanlıyım çünkü bu ilk johnjae hikayem ve kendileri ult shipim... Kısacık miniminnacık bir hikaye yazmak istedim, aslında bunu bir günlük okuyor gibi düşünebilirsiniz yalnızca belirli kısımların olduğu. Umarım sever, bağrınıza basarsınız bizi. Bir sonraki hikayede görüşmek üzere.♥️

Endless | JohnjaeBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin