Greendale kasabası yaşanan cinayetleriyle ünlü bir kasabadır. Küçük bir yer olmasına rağmen insanlar birbirleriyle gerekmedikçe konuşmaz. Her daim kapı ve pencereler sıkı sıkıya kilitlidir.
Greendale'de çocuk parkı göremez- siniz. Aileler çocuklarını okula gönde- rirken bile endişelidirler. Kısacası burada yaşayanlar için günler korku ve endişe içinde geçer. Nitekim böyle hissetmekte haklılar. Daha birkaç gün önce bir gencin cesedi parçalanmış halde bulundu.
Polisler katil zanlılarını ne kadar araştırırsa araştırsın bugüne kadar hiçbirini bulamadılar. Hâl böyleyken insanlar seri katil ya da doğa üstü yaratıkların birinin saldırısına uğramamak için dua etmekten başka bir şey yapamıyorlar.
Greendale'e genellikle kasvetli bir hava hakimdir. Bulutlar gökyüzünde mesken tutarlar. Bu küçük kasabaya güneş pek fazla uğramaz.
O gün de Greendale halkı böyle bir güne uyandı. Hava yine kasvetli ve soğuktu. Tatil olduğu için çocuklar evlerindeydi, sokaklarsa her zamanki gibi bomboş.
Dışarıda rüzgarın uğultusu esraren- giz bir hava yaratsa da çocuklar halle- rinden memnundular. Çıtırtılar çıka- rarak yanan şöminelerinin önünde ateşi izliyorlardı. Ama bir çocuk vardı ki o bunların hepsinden mahrumdu.
Annesi tarfından evlerinin odunlu- ğuna kilitlenen küçük çocuk soğuktan korunmak için üzerindeki cekete sıkı sıkı sarılmıştı. Kıvırcık saçları gözleri- nin üstüne kadar uzanıp yüzünü ka- patmıştı. Rüzgar gittikçe şiddetleni- yordu. Annesi, kendisini sevmediği için hep bir şeyleri bahane ederek ona ceza verirdi. Şimdi de fazla yaramaz- lık yaptığını söyleyerek onu buraya kilitlemişti.
Açlığın ve soğuğun etkisiyle bitkin düşen çocuğun gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. O sırada yüzünde bir şeyin gezindiğini hissetti. Gözlerini açtığında karşısında böyle bir şeyi görmeyi beklemiyordu.
Normal bir vücudu vardı. Fakat yü- zünün olması gereken yer bomboştu. Dümdüz bir et tabakası. Ne gözleri var, ne burnu, ne de ağzı.
Karşısındaki görüntüden korkan çocuk ne yapacağını bilemedi. Çığlık atsa bile annesinin kendisine bakma ya gelmeyeceğini biliyordu. Korkusunu yenmeye çalışıp derin bir nefes aldı.
Elini uzatıp karşısındaki şeyin kızıl saçlarına dokundu. Garip hissediyor- du. Nedense korkusu geçmişti. Yavaşça elini, karşısındakinin yüzünün olması gereken yerdeki boş etten duvara yaklaştırdı. Dokunup dokunmamak arasında kalmışken dışarıdan bir çığlık sesi yükseldi.
Küçük çocuk korkuyla elini çekip ayağa kalktı. Bu sesi tanıyordu. Anne sinin çığlığıydı bu. Endişeli gözlerle kapıya bakarken karşısındaki de ayağa kalktı. Çocuk, gözünün önüne gelen saçları kenara itip şaşkın bir şekilde kafasını yukarı kaldırdı.
Bu kadar uzun olmasını beklemiyor- du. Üzerinde yere kadar uzanan beyaz askılı bir elbise vardı. Kollarına, beyaz tenini kaplayan değişik semboller çizilmişti. Kızıl saçları beline kadar uzanıyordu. Kısacası ürkütücü bir havaya sahipti.
Çocuğun titremesi artmıştı. Soğuğun üzerine bir de korku eklenmişti şimdi. Küçük adımlarla kapıya doğru ilerle- meye çalıştığı sırada beklenmedik bir şey oldu. Tüm sesler sustu. Ne annesi- nin ne de rüzgarın sesi duyulmuyor- du. Bir anda kafasının içini uğultular kapladı. Yüksek sesli uğultular.
Korkusu dayanamayacağı boyutlara ulaşan çocuk çığlık atmaya başladı. Ama ne kadar bağırırsa bağırsın ya sesi hiç çıkmıyordu ya da kulakları etrafta olan biteni duymayı bırakmıştı.
Ne yapacağını bilemez halde etrafına bakınırken birden onun sesini duydu. O garip yaratığın sesi. Nasıl olduğunu bilmese de kafasının içinde kendisiyle konuşanın o olduğuna emindi.
Farklı bir dilde bir şeyler anlatıyordu Sesi ürpertici bir tona sahipti. Olan biteni anlamaya çalışırken birden kollarında derin acılar hissetti. Sanki bir iğnenin sivri ucunu vücudunda gezdiriyorlardı. Kollarını sıvayıp bak- tığında karşısındakininkilere benzer sembollerin oluşmaya başladığını gördü. Acı, bu küçük bedenin dayana- mayacağı boyutlara ulaşmıştı.
Gözlerinden akan yaşlar deydiği yer- lerde tuhaf bir his bırakıyordu. Çocuk elinin tersiyle gözyaşlarını sildiğinde gördüğü manzara yaşadığı dehşetin boyutunu bir kat daha artırdı. Gözle- rinden ne olduğunu bilmediği siyah bir sıvı akıyordu.
Daha fazla ayakta duracak gücü kalmayınca yavaşça yere çöktü. Kor- kunun getirdiği çaresizlikle ağlarken yavaş yavaş etrafın karardığını fark etti. Nesneler bir bir gözünün önün- den siliniyor ve karanlığa karışıyordu.
Nefes almaya çalıştıkça boğazındaki bir şey sanki onu engelliyordu. Göğsü- nün inip-kalkma hareketini yapmadı- ğını fark ettiğinde elini kalbinin üzerine koydu. Kalbi de atışlarını durdurmuştu. Nasıl hâlâ ölmediğini anlamıyordu.
Ne çevresini görebiliyor, ne bir şey duyabiliyor, ne de nefes alabiliyordu. Ellerini yüzüne deydirdiğinde vücu- dundan buz gibi bir ürperti geçti. Gözü yoktu, burnu da, ağzı da. Hepsi bir anda kaybolmuştu.
Kafasının içindekiler de yok oluyor- du. Düşünceleri yavaş yavaş kendisine veda ediyordu. Bilinci kapanmadan önce duyduğu son şey O'nun sesiydi.
Dışarıda rüzgar evlerin pencereleri- ni yalamaya devam ederken ufukta kaybolmaya başlayan iki kişi vardı. Ele ele tutuşup bilinmeyene doğru giden iki kişi.
ESTÁS LEYENDO
Kısa Korku Hikayeleri
TerrorKendi yazdığım kısa korku hikayelerini bu kitapta derledim. Umarım beğenirsiniz.
