Bölüm 1

6 1 0
                                        


          "Düşmedim ve Af dilenmeyeceğim!"

           Alarmın çalmasıyla sıçradım yataktan. Apar topar hazırlanıp kedime "Akşam geleceğim, merak etme!" deyip koşarak çıktım evden ve arabaya atlayıp dershaneye gitmek için yola koyuldum. Alarmı 3. Kez ertelemiştim ve bunun her anının farkında olarak yatakta tatlı bir huzursuzlukla uyuklamıştım. Beşer dakika da olsa belki hayatımda bir şeyler değişir diye karmamı kurcalamaya çalışıyordum. Hani o gün koştursanız da trene yetişemezsiniz ve tren kaza yapar. Bunun gibi bir şey benimkisi.

         Kurs otoparkına vardığımda daha 15 dakikam vardı. Ben de kendimi hemen kızlar tuvaletine attım. Kendime çeki düzen vermem gerekiyordu. Çünkü orta seviye bir güzelliğim vardı ve 17 yaşımı doldurmama rağmen hiç flörtüm yoktu. Bir kişi bile teklif etmemişti. Sadece bana tuhaf bir merakla bakan gözler oluyordu. Herkes bana tuhafmışım gibi bakıyordu yani. Buna artık ben de inanıyordum. Süslenip geç kalmamanın verdiği huzurla en öndeki sırama yerleştim. Burası Felsefe dersinde Hocanın bana Midilli diye seslendiği alandı. Kısrak ya da at değil Midilli. Buna da alıştım. Lakabımla hitap etmediği günler bir hata mı yaptım acaba diye düşünüyordum. Öğlen arası verildiğinde kantinin bulunduğu teras kata çıktım. Kütüphane bozması olsa da hoş bir yerdi. Öğrencilerin hem dinlenebildikleri hem de ders çalışıp birbirlerini teşvik ettikleri ve tabii ki birbirine henüz açılamamış âşıkların bakışıp bir zaman sonra ufaktan koklaştıkları büyülü mekân. Bazen sadece terasta olup bitenleri izlemek için orada takıldığım oldu, itiraf edeyim. Matematikten nefret etsem de sosisli sandviçim kahvem ve kakaolu kedimle kitabımı açıp çalışmaya başladım, uğraşıyordum. Ardından Samuel, Övünç ve Gökhan geldiler. Övünç gruba gireli iki gün olmuştu. Diğerlerine göre çok tuhaf bir çocuktu. Samuel gibi sakalları, Gökhan gibi arapsaçı kıvırcık saçlara sahip değildi. Aksine vücudun hiçbir yerinde, seyrek kaşları hariç kıl yoktu ve kafasının sağında tepede bir yerde gerçekten yumurtaya benzer bir şişliği vardı ve bu şişlikle göz göze gelmemek için ya başınız önünüzde dururdunuz ya da eğer konuşuyorsanız gözbebeği görünmeyen o siyah gözlere katlanmak zorunda kalırdınız. Samuel, Ermeni bir Misyoner Papazın oğluydu. Herkese anlattığı 2 hikâyesi vardı. İlki saçını yeşile boyadıktan sonra gecenin bir vakti babasının saçlarını dibinden dibinden keserken ki haklı isyanı diğeri de babasının Samuel' in önüne tüm kitapları koyup "oğlum bizim dinimiz bu. Hepsini oku hangi dini istersen onu seç. Dinlerde özgürlük vardır!" demesiydi. Bu hikâye bana hep iki babasının olduğu hissine kapılmama neden oluyordu. Gökhan ve Samuel müzisyenlerdi. Zaman zaman stüdyolara gider gürültülü müzikler çalar, sağdan soldan sesi güzel birini bulurlarsa şarkı söyletirlerdi. Gökhan'ın uzun kıvırcık saçlarını yüzüne indirip önüne gözlük takmasından başka bir özelliği yoktu diyebilirim. Pek arkadaşım yoktu ama bu sene farklı olacak diye ayna karşısına geçip şirin ve sempatik bulunan kızların jest ve mimiklerini çalışıyordum. Sanırım beni bir ezikten ayıran tek şey bir gözlüğümün olmamasıydı. Çocuklarla biraz lafladıktan sonra eve gidip kedimle ilgilendim ve erkenden uyudum. Ertesi sabah alarmdan yarım saat önce uyandım. Kendimi dinç hissediyordum. Gülümseyerek ve mutlu uyanmamı sağlayan bir rüya gördüğüme emindim ama parçaları birleştiremiyordum. Kalkıp bir tost yaptım ve dershane yolunu tuttum. Her şey mükemmeldi, sınıftaki kız ve erkeklerle havadan sudan sohbetlere dâhil olmuştum. İstediğim zaman ders çalışmak için onlara katılabileceğimi bile söylediler. Kantinde hep böyle olurdu, gruplar halinde çalışılır anlamadığın olursa yanındaki tarafından anlatılır, soru yine de çözülemediyse Soru kesin yanlış olurdu. Öğle saatinde kantine çıktım, çocuklar sohbet ediyorlardı. Yanlarına gittiğimde Samuel' in suratı sirke satıyordu. "Ne oldu?" diye sordum. Dudaklarını gerip kaşlarını kaldırdı ama ben ısrarcı bakışlarımı sürdürünce cevap vermek zorunda kaldı. "Benim kız ekti beni ya!" dedi iç geçirerek. İşi olabileceğini söyleyip oturdum yerime. "Kızım bugün sevgililer günü. Sevgililer gününde el ele dolaşılır gezilir yemek yenir, sinemaya falan gidilir!" diye ufaktan kükredi. "Nerden bileyim hiç sevgilim olmadı ki oğlum!" dedim tersleyerek ve sessizlik oldu. Bir süre sonra Samuel' in bana tuhaf ve sinsi sinsi baktığını gördüm. Yüzünde çirkin bir gülümseme vardı. Ne olduğunu sormak için başımı salladım gülerek.

- " Kanka senin hiç sevgilin olmadı değil mi?"

- Evet?

- Bu gün 14 Şubat.

- Evet. Sıradan bir gün.

-şimdi benim kız beni bu gün ekti ya. Seninle ben bir günlüğüne sevgili olalım. El ele tutuşalım yemek yiyelim gezelim. Sevgilisiz gezen herkesin yanından geçerken birbirimize aşkım diyelim ama o kadar. Bu bir oyun. Bu arkadaşının kız arkadaşından aldığı bir intikam olarak düşün bunu. Ertesi gün gene kankayız.

         O bunları söylerken ağzım açık şekilde bir Samuel'e bir Gökhan'a bakıyordum. Övünç bu konuşmaya dâhil olacak psikolojide değildi, hatta başka bir yerde olduğuna yemin edebilirim. Samuel gülümsüyor ve bunu büyük bir plan olarak görüyordu. Benim de hoşuma gitmişti aslında neden olmasın diye düşündüm çekincelerim de olsa.

- Saçmalama dedim

- Ya aldatmıyorum kızım. Sen benim kankamsın. Öpmeyeceğim seni korkma. Sadece bu gün için bir sürü plan yapmıştım ve boşa gitsin istemiyorum. Madem o sürtük bunun yerine bana söylemediği önemli işini halletmeye gitti. En azından hak eden biri yanımda olsun beraber eğlenelim istiyorum.

          Dönüp Gökhan'a belki destek olur diye döndüm. Saçları yüzünde gözlüğünü takmış, elleriyle ben bilmem el hareketini yaptı. Gerçekten tuhaftım ve bu yüzden çevremde tuhaf insanlar vardı ben bu insanları resmen kendime çekmiştim.

- Bir günlüğüne yalandan sevgiliyiz. Tiyatro gibi düşün. Çok masumca bir şey istiyorum

- İyi tamam

- Haydi, o zaman şuradan çıkar çıkmaz sevgiliyiz. Sürtüğün arkadaşları yetiştirmesin el ele görüp burada.

- Ne iğrençsin sevgiline sürtük diyorsun

- Çünkü öyle davranıyor. Baksana onun yüzünden birazdan... Of yürü hadi.

            Diğerleriyle vedalaşırken bu olaylar konuşulurken bir dakika bile kafasını kaldırıp bakmayan Övünç gözlerime öyle bir bakış atmıştı ki, kalbimde sıkışma benzeri bir şey hissetmiştim. Asansörle inerken bunu Samuel'e söylediğimde onun normal olmadığı, psikoloji bozuk, intihara meyilli biri olduğunu ve ailesinin o çok küçükken ayrıldığını ve bir akrabasıyla büyüdüğünü, onun istenmeyen çocuk olduğunu söyledi. Üzücü olsa da Onun bu Dünyaya ait olmadığına emindim. Uzaylı olmalıydı. Göz bebekleri bu yüzden yoktu. Bu çocuktan ürkmemek imkânsızdı. İşine gelmeyen her şey için "Şuanda o psikolojide değilim." Diyordu.

        B.köy' e geldiğimizde Samuel elimi tuttu. Ürktüğümü anlayınca dişlerinin arasından gülümseyerek "sakin ol aşkım, burası bir tiyatro sahnesi biz de oyunumuzu sergiliyoruz." Dedi ve tuttuğu elimi çocuk gibi yukarı aşağı sallayarak yürümeye devam etti. Gördüğümüz 'Yalnızlar' 'ın yanından (sevgili yanında olmayanlara o ismi takmıştı Samuel) geçerken aşkımlar seni seviyorumlar havlarda uçuşuyordu. Sonra da kahkahalar atıp aşkım diyorduk birbirimize. Biraz gezdikten sonra bir restoranda yemeğe götürdü beni. Yemek yerken dinlerden, meleklerden, şeytanlardan, inançlardan sohbet etmeye başladık. Samuel hangi dini seçeceğini bilmiyordu. Benim neyi nasıl düşündüğümü öğrenmek istemiş. Herkese soruyormuş son zamanlarda. Bu gidişle dinden çıkacağını söyledim gülerek, şaka olsun diye. Beni ciddiye alıp dinsiz olmaya karar verdiğini, hiçbir tercih yapmak zorunda olmadığını babasına bu akşam söyleyeceğini söyledi. Babası onu param parça edecekti.

             Yemekten sonra yine el ele dolaşıp dondurma yedik. Saat 18 civarıydı. Duraklara doğru yürürken Samuel saate bakıp " haydi eve geç kalma bakalım. Çok eğlendim. Valla iyi ki böyle bir şey yaptık. Çok sinirliydim. İyi ki varsın kanka " deyip sarıldı.

      -Ben de çok eğlendim. Bir günlüğüne saçmalama hakkımız var. Deyip otobüse bindim. Pişmanlık duymuyordum çünkü gerçekten çok eğlenmiştim ve ilk defa bir erkek ile dışarı çıkıyordum. Eğer bir gün randevum olursa az çok durumu kavramıştım.


DÜŞMEYEN MEYVELa tua prossima ossessione. Scoprilo ora