ADALET

24 4 3
                                        

İnsanlar, hayatlarını mantıklı biçimde idare etmezler. Etraflarında olanları görmezler. Daha doğrusu, görmek istemezler. Bunun nedeni ise, korku. Bilinmezliğe olan korku, karşısında kim olursa olsun onu tamamen bir hiç haline getirebilir. Bunu engellemenin ise yalnızca iki yolu vardır; Bilinmeyeni öğrenmek, ya da onunla yüzleşerek kendin de dâhil herkesi mükemmel bir hiç haline getirmek. Bu yollardan birisi, bilinmezliği ve onunla beraber oluşan tüm korkuyu tam olarak bir hiç haline getirir. En büyük düşman bir hiç haline geldikten sonra, gerisi kolaydır.

Savaş alanında tek işe yarayan şey, ( Artık onlara ne denirse.) varlıkların öfkesidir. Öfke, sizi ayakta tutar. Yaşama olan bağlılığınızı daha da güçlendirir. Ama her duygu gibi, onun da berbat yönleri vardır. Sizi deliliğe sürükler. Aptallaştırır. Ve eğer öfkeniz, karşınızdaki yaratıkları geçebilecek kadar fazla büyüklüğe ulaşırsa, o zaman onlardan daha da korkunç olursunuz. Deliliğin hükmü altındaki bir esirden farksız olursunuz. Bu esirlik, acıyı doğurur. Size acıyı başkalarına mükemmel bir şekilde yaşatmak için fırsat verir. Ancak bu anlaşmanın bir yüzü daha vardır. Karanlık bir yüzü daha vardır. Bu yüz size şunu sunar: Verdiğin acıdan çok daha büyüğünü alacaksın. Tahmin edilemeyecek kadar büyük bir boyutu, ruhunuzu kavurur. Ama onu başkalarına yaşatmanın verdiği mükemmel haz, büyük komutanları hatta en kurnaz, en zeki adamları bile baştan çıkarmıştır. Ancak bu hazza kapılmayanlar, öfkenin verdiği acıyı yaymak için bu acıya katlanmayı kabul etmeyenler ise, ya yok olmuşlardır ya da bir yerlerde ölmemek için yaratıcıya yakarıyorlardır. Gariptir ki, yaratıcı hiçbirini umursamaz.

" Zaron!". Kardeşimin sesi kulaklarıma ulaşırken, kitabı yavaşça kapatıyorum. Onu duygudan yoksun gözlerle süzerken, vücudundaki yaralar bana onun daha yeni bir dövüş eğitiminden çıktığını anlatıyor. Anlaşılan yine yıldırıma yön vermeye çalışmış. Yanıma geldiğinde, " Başardım! Kardeşim, yıldırıma yön verebildim. Görmen gerekiyordu. İlk başta bir ışık oluştu ve sonrasında büyük bir patlama ile etrafa alevler saçıldı. Görmen gerekirdi." . Sesinde büyük bir heyecan var. Bert bana nadiren yalan söyler. Gerçekten de başarmış olabilir. Bu elbette bazı sorunlar doğurur ama yine de iyi sayılabilecek bir gelişme. " Aferin. Bir şeyleri öğrenebileceğini bilmiyordum." Diyorum hafif alay içeren bir sesle. Heyecan öfkeye dönüşürken, bana inanmazlık içeren gözlerle bakıyor. Bu ifadeyi gördüğümde gülmeye başlıyorum. Gerçekten komik. Bana saldırmak için hazırlanırken, yanımızdan Niryan'ın geçmesiyle tüm hazırlığı boşa çıkıyor ve gözlerinde öfke yerine daha garip bir duygu oluşuyor. Aşk. Niryan'ı delilercesine sevdiğini yalnızca ben biliyorum. En mantıklı olan hareket de o zaten. Başkaları öğrenirse, babası büyük bir problem çıkarabilir. Ne de olsa kız, başkanın çocuğu ve "bizden daha iyisini hak ediyor". İçimde garip bir öfke oluşuyor. Niryan bize küçük bir bakış fırlattıktan sonra yanımızdan neredeyse hiç ses çıkarmadan geçiyor. Eğer Bert'in bu aşk dolu bakışlarını fark etmediyse tam bir aptal olmalı. Genellikle kızlar çoğu şeyi fark eder. Ama bu kız için pek sorun yaratmaz. Görse bile, zaten ona böyle bakan çok faza kişi var.

Zaron, Bert ile eve yürüdü. Evin bahçesine geldiklerinde anneleri onları içeri çağırdı. Babaları savaştaydı. Büyük bir savaş. Zaron annesinin bu durumdan rahatsız olduğunu biliyordu. Her gece uyumadan önce yaratıcıya dualar ettiğini de. Acaba onu duyar mıydı? Büyük ihtimalle hayır. Çoğu acıyı görmezden gelirdi. Yemeklerini yediler. Zaron annesine yardım etti. Bert dışarı çıkıp bahçede antrenman yapmaya başladı. Gerçekten güçlüydü. Bunu Zaron'da biliyordu. Ama babası da güçlüydü. Ve bir gün cesedi buraya gelebilirdi. Bert'e de aynı şey olmasını istemiyordu. Bunu annesinin kaldırabileceğinden emin değildi. Büyük ihtimalle annesi de onun arkasından ölürdü. Bu düşünce bazılarının olmadığını söylediği kalbinde burkulma yarattı. Annesi gerçekten bu kadar fazla ölümü hak etmiyordu. Adalet saçma bir şeydi ve varlığı söz konusu değil gibiydi.

Yatağıma uzanırken kitabımı yerinden çıkarıyorum. Kapak görevi gören deri, iyice yıpranmış. Solmuş ve değersizleşmiş. Garip. Bir kitap değersizleşiyor. Kitabı açıyorum ancak göz kapaklarıma baskı yapan uyku daha ağır basıyor ve uyku tüm bedenimi ele geçiriyor. Sahi kaç gün uyumamıştım ben? Önemi yok. Şu an uyuyorum.

 İnsanlar savaştı. Ancak bunların yararı olmadı. "Lanet... Tüm birliğe haber ver geri çekiliyoruz. Herkesin ölmesine göz yumamam.". Yanındaki asker emri alıp borunun arkasına geçti. Kaybedeceklerdi. Bunun kadar kesin hiçbir şey yoktu. Diğer bölgeler, onların yerini savunabilirlerdi. En kötü ihtimal ile duvarın arkasına saklanırlar, mızrak ve oklarla onlara karşı koymaya çalışırlardı. Diğer ordular da geldikleri zaman, onlara katılıp hep beraber bir şeyler yapmaya çalışırlardı. Ancak şu anda savaşmaya devam ederlerse, kaybedeceklerdi. Bu kesindi. Yüksek ses dört kere kendini tekrarladıktan sonra askerler içeri yönelmeye çalıştılar. Bazıları kaçarken öldü. Ancak büyük bir kısmı içeri girmeyi başardı. Derin bir nefes aldı. Oklarla devam edebilirlerdi. Yardım gelene kadar zamanları vardı. Duvarlar yüzyıllar boyunca kırılmamıştı. Bugün de kırılmayacaktı. Aklına çocukları ve karısı geldi. Onları özlemişti. Karısının yeşil gözlerine bakmayı özlemişti. Bert'in yıldırıma yön verme çabasını görerek gururlandığını zamanları özlemişti. Zaron'un ona bakıp içinden geçen her şeyi bir kitap gibi okuduğunu gösteren bakışlarını özlemişti. Ne çok şeyi özlemişti! En kötüsü de hiçbirine kavuşamayacak olmasıydı.   

KanWhere stories live. Discover now