0.1

26 0 0
                                        

"Çok denedim olmuyor."
Ayaklarıma vuran dalgaları ve suyun soğukluğunu hissediyordum. Dalga sesleri titreyen sesimi bastırırken gözümden akan yaşlara hakim olamıyordum. Elimde tuttuğum ayakkabılarımı sıkıca kavramıştım ve elbisemin etekleri rüzgarda uçuşuyordu, aynı saçlarım gibi... Ne kadar üzgün olduğumu kelimelere dökemiyordum bile.
Öte yandan yanımda beni destekleyen birinin olması beni iyi hissettirmişti. Ufuk... Onu tanıdığımda kaç yaşındaydım? İki? Belki üç. Ona ihtiyaç duyduğum her an benim için oradaydı. Bugün de o anlardan birindeydik işte.
"Yorulmuşsun. Bu böyle devam etmemeliydi zaten." dedi elini yavaşça omzuma koyarken.
"Ama böyle de bitmemeliydi..."
Beni sakinleştirmek adına kendine doğru çekti. Durdu, o durunca ben de durdum. Uzaktan havlayan bir köpeğin sesleri duyuluyordu. Boşta kalan eliyle denizi işaret etti.
"Yüzmek ister misin?"
Kafamı iki yana salladım. Evet desem bir kez bile düşünmeden bu dalgalı sulara aylardı benimle.
Dikkatimi dağıtmak için elinden geleni yapıyordu, farkındaydım. Önce beni alışverişe götürmeyi denemişti, girdiğimiz her mağazadan göz yaşlarına boğularak çıkıyordum. Ardından en sevdiğim kahveden aldı, bir yudum bile içemedim. Sonra sinemaya gitmenin iyi gelebileceğini düşündü, filmin ilk on dakikasında tuvalete diye çıkıp eve geldim. Sebebini bilmediğim şekilde pes etmiyordu, sahile geldik.
"Üşüdüm, eve dönelim."
Saat ilerledikçe hava serinliyor ve rüzgar artıyordu.
Beklemediğim bir anda elimden tutup beni kumların üzerine oturtturdu. Hırkasını çıkarıp üzerime bıraktı.
"Lütfen biraz mutlu olmayı dene. Bak karşında harika bir manzara var. Yanında ben..."
Kaşlarımı çatmıştım istemsizce. Yüzü, yüzüme o kadar yakındı ki... Kahverengi saçları, gökyüzü kadar mavi gözleri, uzun kirpikleri...
Büyümüştük ve artık bu tür yakınlaşmalar eskisi kadar masum değildi. Tek eli omuzumdaydı yine, sarmalamıştı beni. Kafamı çevirdim.
"Nehir..."
Boşta kalan eliyle yüzüme doğru uçuşan saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. Hâla ona bakmıyordum. Sahilin diğer ucundaydı gözüm. Boşta kalan eliyle çenemden tutup ona dönmemi sağladı.
"Benim için çok değerlisin."
Gözleri dudaklarımdaydı. Onu uzaklaştırmak adına biraz hareket ettim. Kolunu çekmesi için çabalıyordum ama benden güçlüydü.
"Seni üzgün görmeye katlanamıyorum."
Bir şey söyleyemiyordum. O kadar çok ağlamıştım ki gözlerim yanıyordu. Islak kirpiklerimi kırpıştırdım. Üşüyordum, o yüzden burnum da kızarmıştı.
"Bunca zamandır bu anı bekliyordum." dedi. Ancak o an anlayabilmiştim neler döndüğünü. Bu herhangi bir teselli konuşması değildi. Cevap vermek için ağzımı açtığım an dudaklarını benimkilerin üzerinde hissettim. Sıcak ve yumuşaktı. Donakalmıştım. Ağzını yeniden araladığında onu ittim.
Ne yapıyordu bu çocuk? Nasıl bu denli umursamaz olup arkadaşlığımızı tehlikeye atabiliyordu? Sinirle ayağa kalktım. Elimi saçlarımın içine atıp arkamı döndüm. Ne kadar berbat bir durumda olduğumuzu kavramam uzun sürmemişti. Ufuk da ayağa kalktı. Üstümden fırlatıp attığım hırkasını aldı. Bana yalnızca 2 adım uzaklıktaydı. Daha yakına gelemeyecek kadar utanmıştı büyük ihtimalle. Ona doğru döndüm.
"Ne yaptın sen!?" diye bağırdım. Suratı düşmüştü. Elindeki hırkayı utançla sıkıyordu. Bana yaklaşmak için bir hamle yaptı. Geri çekildim.
"Nehir ben, özür dilerim."
Hiçbir şey söylemeden gözlerine bakıyordum.
"Beni hiçbir zaman görmedin."
Sinirle güldüm. Sanki tüm oğlanlar bana karşı oyun oynuyorlardı.
"Siktir git." diyerek hızlıca arabaya doğru yürümeye başladım. Hayır onun beni eve götürmesini istemiyordum elbette, arabadan telefonumu alıp babamı arayacaktım.
"Farkedilmek istedim!" diye bağırdı arkamdan.
"Siktir git!" dedim bir kere daha.

  Arabaya ulaştığımda titriyordum. Kapıyı hınçla açmaya çalıştım birkaç kere. Kilitliydi. Ufuk'a doğru baktım. Anahtarı çıkardı ve kilidi açtı. Kapı açılır açılmaz koltuğa uzanıp telefonumu aldım. Kapıyı yeniden kapatıp eve doğru yürümeye başladım.
"Nehir! Çocukluk etme gel!"
Umursamadan, çalan telefonu kulağıma götürdüm. Evim sahile biraz uzaktı.
"Özür dilerim! Hadi ama!"
Peşimden geliyordu ve babam aramayı cevaplar cevaplamaz telefonumu çekip aldı ve kapattı.
"Uzak dur benden. Geri ver onu!"
Vermedi. Kolumdan tutup beni arabaya bindirdi. Kapıları kilitledi. Birkaç saniye sessizce oturduk sonra konuştu.
"Seni buraya getirmek benim fikrimdi, ben götüreceğim."
"Sen aptalsın."
Onaylar şekilde kafa salladı. Evime gelene kadar ikimiz de tek kelime etmedik. Arabadan inmeden önce hızlıca göz yaşlarımı sildim.
"Seninle bir daha görüşmek istemiyorum Ufuk." diyerek arabadan indim. Bunu söylerken bu kadar canımı acıtacağını fark edememiştim.
"Nehir." dediğini duydum ama arkamı dönmeden eve girdim.
   Her şey nasıl bu kadar karmaşıklaşmıştı anlayamıyorum.
  Eve geldiğimi gören babam bana doğru yaklaştı.
"Beni aradın ama-" cümlesini bitirmesini beklemeden babama sıkıca sarıldım. Ne yapmam gerekiyordu? Önce sevgilimle ayrılmış sonra en yakın arkadaşımla küsmüştüm.
Belki herhangi bir insan için hayatından iki kişiyi çıkarmak kolay olabilirdi, fakat benim için... Hayatımda iki kişi vardı zaten. Şimdi ikisini de kaybetmiştim.
"İyi misin kızım? Dünden beri yüzün asık. Bir şey mi oldu?" Annem de karşı koltuktan bizi izliyordu. Sarılmayı bırakmadan cevapladım.
"Görkem beni aldattı." Ve evet... Yeniden ağlamaya başlamıştım.

Yanıbaşında AşkStories to obsess over. Discover now