Bu kitap bir çeviridir.
Yazar: Always_Somewhere
Kitabın orijinaline buradan ulaşabilirsiniz: https://archiveofourown.org/works/19142641
🌧️
Büyürken, Jungkook'un pek de arkadaşı olmamıştı. O tam da insanların nefret etmeyi sevdiği türden bir çocuktu.
Utangaçtı; kafasında her ufak şeyi büyüten tiplerdendi ve o bir muhabbette kullanmaya mükemmel cevabı bulana kadar çoktan başka bir konuya geçilmiş olurdu. Sessizdi; çünkü Jungkook çoğu zaman diyecek ilgi çekici bir şeyi yokmuş gibi hissediyordu. Böylece genellikle sosyal ortamlarda arka plana düşüyordu ve de mesajlara geri dönmekte boktan olduğuna dair ünü vardı. Yetenekliydi; olduğu kişiden ziyade yapabildiği şey yüzünden yaşıt arkadaşlarının ondan nefret etmesine neden olana kadar kıskançlığın ateşini tutuşturuyor ve körüklüyor gibi gözüken bir şeydi bu.
Asıl mesele ise yüzüydü. İnsanların ondan nefret etmesinin nedeni gibi gözüken sürekli olarak kaşlarını çattığını gösteren yüzü insanları uzak tutuyordu. Her zaman giyindiği siyah kıyafetlere ek olarak sahip olduğu dövme sayısının çokluğu da muhtemelen yardımcı olmuyordu ve üniversitede bir sanat fakültesi öğrencisinden çok mafya üyesine benziyordu.
Jungkook sahiden onun gibi biri için arkadaşlık, aşk gibi şeylerin söz konusu olmayacağını düşünmüştü. Hiç kimsenin dış görünüşünü umursamayacak kadar, ne kadar korkutucu olsa da altında kimin yattığını görmek için onunla ilgileneceğini varsaymamıştı. Ve sahiden, yirmi üç yaşında ne arkadaşı ne de böbürleneceği bir aşk hayatı varken, buna alışmıştı.
Taehyung ortaya çıkana kadar böyleydi.
Nazik ve tatlı, tuhaf ve yorgun Taehyung ufak ama hüzünlü gülümsemesiyle ortaya çıkana kadar böyleydi. Taehyung'un onun hayatına girişini eğer lafı güzelce söylemek isteseydi şöyle anlatırdı: hüzün gibi bir şeyin barındırdığı yağmurun ardından üzerine vuran güneşin ilk ışınları gibi hissettirmişti.
Evet, eğer Jungkook'un Taehyung'u tarif etmesi gerekseydi onun bahar gibi olduğunu söylemesi gerekirdi.
Jungkook'un kabul etmesi lazımdı ki tanışma şekilleri ikonikten aşağı kalır bir şey olarak tanımlanamazdı.
Hikaye şöyle başlıyordu:
Baharın ilk günüydü - 22 Mart - ve yağmur yağıyordu, Busan'da bahar havası böyle, güneşliden çok yağmurlu geçerdi. İkisi de çamaşırhanedeydi, Salı gecesinin ortasında, kötü bir saattelerdi ve Jungkook da uyuyamadığından çamaşır yıkamak uykusuzluğuyla baş etmek için güzel bir yol gibi gelmişti. Vize zamanında böyle bir saatte, böyle perişan bir yerde, tek başına olmayı beklemişti fakat şaşırtıcıydı ki, tek değildi.
Yabancının, Taehyung'un, yanından geçmiş ve sosyal etkileşim hakkında tek bir fikre sahip olmasın diye ona en uzak kalan çamaşır makinesini seçmişti. Makineye çamaşırlarını koymaya başladı, en az yarım saat burada olması gerektiğinden iç çekti, böyle bir vakitte yarım saat çokmuş gibi gelmişti. Dışarıdaki yağmurun ne kadar şiddetli olduğunu gördüğünde Jungkook vaktin daha da uzayabileceğini düşündü. Ofladı, vizeleriyle beraber yaklaşan felaket ve not ortalaması hakkında çok düşünmemeye çalıştı, bilmezlikten gelirse belki de yokmuşlar gibi davranabilirdi.
Taehyung hiç de üstüne alınmamıştı, bankta yanına oturmak için çamaşır sepetini alıp başka bir yere koydu. Jungkook telefonunu çıkardı, kilidini açtı ve ilginç bir şey yapıyormuş gibi davranıp uygulamalarda dolaşmaya başladı. Normalde, telefonla uğraşıyormuş gibi görünürse insanlar onunla konuşmazlardı.
YOU ARE READING
after the rain
Fanfiction"Bazı gönül meseleleri," diye yanıtladı Taehyung, zayıf bir şekilde gülümserken. "Anlayacağını sanmıyorum." Jungkook kalbinin durduğunu hissetti. "Aşk falan mı?" "Evet, Jungkook, 'aşk falan'," Taehyung tekrarladı, ufak, eğlenmiş bir gülümseme dudakl...
