1. Bölüm, Zaman

621 64 144
                                        

Bugün 27.yaş günüm, öyle heyecanlı da değilim ama insanın yine bir ilgisini çekmiyor değil. Bugün 26 Ocak 2026 ne çabuk geçti bu yıllar diye düşünürken bir yıl daha geçti ve bir yıl daha yaşlandım, git gide de yaşlanıyorum fiziksel bir sorunum yok gibi ama içsel bir çöküşteyim sanki... Bedenim kendini 83 yaşında gibi hissettiriyor buna karşı çıkamıyorum o mütalaayı yenemiyorum ''Ben dincim daha çok gencim'' diyemiyorum içim elvermiyor.
Bugün kardeşim doğum günümü unutmayıp Viyana'dan beni canlı aradı ve beni çok özlediğini, burada olmayı yani yanımda olmayı çok istediğini söyledi ama eğitimi için Viyana'da kalması şarttı. Ceyda benim dünyada kalan tek varlığım, ondan başka kimsem yok ki benim... Ailemden kalan tek değerli hazinem, benim kalbim... Sanki bir deniz var, ben sürekli o bankta otururken beni o deniz rahatlatır içime sevgi katar, içimi yumuşacık eder. İşte o deniz benim Ceyda'm ben onsuz hayatta olamam olmamalıyım. Ceyda çıtı pıtı deniz gözlü bir kız. Zayıf olmasına nazaran boyuyla da ölçülü. O gözlerde kayboluverirsiniz adeta. Neyse sürekli Ceyda'yı anlattığımı biliyorum sıkmadan şu 27.yaş günümün tuhaf olayından bahsetmeliyim çünkü bu olay sizi biraz şaşırtacak gibi.

O gün doğum günüm olduğunu kahvaltımı yaparken kavradım. Ben kahvaltımı yaparken günlük neler yapacağımı haftanın başında listeler, eğer ek bir işim varsa da listede bulunurdu. Kağıtta 26 Ocak yazınca ''Bu tarih bana bir şeyi anımsatıyor gibi ama ne? '' diye düşünmem 7 dakikamı aldı. En sonunda Ceyda'nın araması üzerine doğum günüm olduğunu anlayabilmiştim. Listeye baktığımda;

Kahvaltıdan sonra Üsküdar'da annemin ölmeden önce üstüme yazdırdığı küçük bir emlak vardı ve ona biri talip olmuştu, evi göstermeye gidecektim.

Üsküdar'dan Karaköy'e vapurla geçip bir deniz havası alacaktım. Bu aralar içimdeki sıkıntılarımı denize dökecek, bir nefeste o güzel havayı içime çekecektim.

Karaköy'den sonra epey yüksek katlı camları tertemiz görkemli bir binadaki şirkete iş görüşmesine gidecektim. (Bu aralar işe de gitmediğimden maddi bir sıkıntıya girmiştim bu yüzden acilen bir iş bulmam gerekiyordu.)

Günün sonunda evin bir kaç eksik gediği için yol üzerindeki manava girdim.Manavda 45-50 yaşları civarında çok zarif bir kadın vardı. Saçları hafif beyaza yönelmiş gibi olan ama su gibi bir kadın. O kadar ilgi duydum ki aldıklarımı onun tartmasını ve onun paketlemesini istedim. Genellikle meyvemi buradan alırdım, ama son 3 haftadır evden dışarı bile çıkmadığımdan görmemiş olabilirdim.En sonunda ona uzun uzun baktığımı gördü. Bir anda küçük bir çığlık bastı onu görünce 1 - 2 saniye olduğum yerde kaldım ve sonradan ona yardım etmeye çalıştım ve dayanamayıp;

--Hanımefendi iyi misiniz bir şeyiniz yok ya?
--...
-

-Çok affedersiniz buraya yeni mi geldiniz? Sizi buralarda hiç görmedim de?

--...
--Affedersiniz size sordum?
--...
--Neden cevap vermiyorsunuz? Yanlış bir şey mi söyledim kalbinizi mı kırdım?
-- Buraya başlayalı henüz 1 hafta oldu efendim
-- Aa hayır bana niçin efendim diyorsunuz bana böyle demenize gerek yok neyse size fazla soru sordum herhalde kusuruma bakmayın, kolay gelsin.


Konuşma aynı böyle geçti ve kadının niye böyle yaptığını anlamadım eve geldiğimde kaç saat düşündüm belki kalbini kırıp kırmadığımı? Ama kendimi yine bir cevap arayışında bulduğumu fark ettim. Sanki geçmişte bir şeyler onu şimdiki zamanına kadar sürüklemiş gibiydi. Ama kadın yıpranmış, incinmiş, bütün hayatından nefret etmiş gibi bir haldeydi.
Belki de ona yardım etmeliyim.

KOMA Where stories live. Discover now