1.Bölüm

32 1 0
                                        

Güne böyle başlamak mı?

-Her sabah olduğu gibi güneş,yüzümün yarısını kaplayacak şekilde sızıyordu penceremden içeriye.Her zamanki gibi güne şanssız başlamanın sebeplerinden biriydi.

Gözlerimi telefonumun çalmasıyla zorla açarken,annem "hala uyanmadın mı eşek sıpası" diyerek sitem ediyordu.Haklıydı kadıncağız;her akşam sabah erken uyandırmasını söyleyip,geç saatlere kadar uyanmayan bendim.

Evet,sabah erken kalmak durumundaydım.Çünkü;hedeflerinde ve hayallerinde başarıya ulaşmak amaç ise her şeyden taviz vermeliydi insan.

işin asılı,sabah çantamla birlikte evden çıkıp arkadaşlarımla biraz takılıp,okuldan başka her yere gidiyordum.Annem bunu bazen anlayışla karşılasa da sevgili babam Yurtdışında olmasına rağmen haberi alıyor ,sürekli arayıp hakaret içeren konuşmalarını yapıyordu.

Annem kahvaltıyı hazırlayıp mutfaktan sesini yükselttiğinde çalan telefonumun sesi ile yüzüme çarpan güneşe daha fazla dayanamayıp ayağa kalktım,fakat küçük ve balkonlu odamın yarısını kaplayan teknolojik aletlerim ve oyun aksesuarlarım sayesinde yürümek bile zor oldu. Telefonum üçüncü kez çalarken kim olduğuna bakmadan "Ne var sabah sabah,patladın mı?" dediğim sırada karşıdan gelen sesi duyduğumda bir an duraksadım.Olamaz,sanırım sesin sahibi gitar derslerinde bulunduğum müzik öğretmenim olan Aydın hocamdı.Orta yaşlı,bıyığıyla ve yapılı vücuduyla herkesin konuşmalarında başta gelen biri olmasının yanı sıra yumuşak kalpli insan.

Sesi o kadar sert geliyordu ki ,telefonu kulağımdan bir süre uzaklaştırmak zorunda kaldım."Neredesin oğlum sen!Okulda seni bekliyorum seninle tanıştırmak istediğim biri var" dedikten sonra bir şey dememe izin vermeyerek kapattı.gitarımı ve çantamı alıp evden çıkmak üzere kapıya yöneldim.Benim için kahvaltı hazırlayan anneme yapamayacağımı dile getirir gibi minnetle baktım ve ayakkabılarılarımı giymeye teşvik edecektim ki telefonuma uyarı mesajı geldi.HİÇ OLMADIK YERDE VE HİÇ OLMADIK ZAMANDA HER ŞEY OLUR.İşte biz buna eşek şansı diyoruz.Dün akşam telefonu şarja takmayı unutmuş olmamın cezasını yaşıyordum adeta. Şarjın bitmesi beni hayal kırıklığına uğratsa da Aydın hocanın geç kalmama kızacağını bildiğim için evden apar topar çıktım.Eylül'ün başı olduğunda Mersin sokaklarında,salına salına gitmeye hava koşulları el vermeyeceği için,okula koşar adımlarla ilerlerken bir yandan da saatime bakıp dakika hesaplıyordum.

Ta ki göremediğim o devasa şeye çarpana kadar...

                                                                                       ###

Ağaca çarpmanın etkisiyle,çantamı ve annemin doğum günümde aldığı,kıymetli gitarı beraberimde götürerek yere kapaklandım. İnsanların aciz bakışlarıyla ne yapacağımı şaşırmıştım ki,narin bir ses arkamdan "iyi misiniz?" diye seslenince olduğum yerde kalakaldım.

Gözleri;evrende sadece bir tane olduğunu kanıtlar gibiydi;öylesine huzur verici,öylesine korku dolu,öylesine çaresizce bakıyordu gözlerime.Sanki bir güvercindi o;kanadı kırılan ama hala gözlerinin içi gülebilen bir varlıktı. Başörtüsü siyah,elbisesi mor.Elinde birkaç tane roman,en çokta tebessüm ederken dudağıyla yanağı arasında oluşan o muazzam çukur... Ne kadar süredir öyle kalmışım bilmiyorum. Bir amca beni yerden kaldırdığında gittiğini farkettim. Teli kopmuş gitarımla,hızla atan kalbimle ve bir daha görme umuduyla,öylece baktım boşluğa;olmadığı yere... Bir kez daha düşseydim de gözlerinin kehribarına,bir kez daha çıkamasaydım o çukurdan,bir kez daha karşılaşsaydık ya aynı yerde. O günü bekleyeceğim gamzeli kız...
"Hiç olmadık yerde çıkagelir, olması mümkün olmayan şeyler"

                                                                                      ###

Gitarımı ve çantamı alıp düştüğüm yerden kalktım.Kendime gelmek için, çarptığım ağacın önündeki mavi banka oturuverdim.Dersi de unutmuştum,benimle tanışmak isteyen değerli misafirimi de...

Biraz soluklandıktan sonra okula doğru yol aldım.Güvenlik kulübesindeki iri yarı,sevecen ama sert görünümlü olan Ali ağabeye selam verip,okulun girişinden ilerledim.Okulda en üst sınıf olduğumuz  için pek fazla derslere girmiyorduk;o yüzden de gelmiyorduk çoğu zaman.Bu öğrenci yığınlı ve bir çoğu da boş gelip boş giden kimselerin olduğu binada hiç kimse dikkatimi çekmezdi,bakmaya da tenezzül de etmezdim zaten.Okulun klasik gruplaşmaları;popüler kızları toplanmış,zeki tayfa bir yana,baba parasıyla övünenler bir yana,ahkam kesen soytarıları bir yana be bunlardan uzak olan üç arkadaşım bir yana herkes kendi kafasında hareket ediyordu.Müzik sınıfına doğru ilerlerken arkamdan bir elin beni durdurduğunu farketmem uzun zaman almadan arkamı döndüm. Bu yabancı biri değildi,o üç arkadaşımın arasında yer alan,tiyatro oyuncusu Haluk Çakıroğlu;küçüklüğünden bu yana oyunculuk tutkusunu bastıramayan,deli dolu,karizmasıyla,yapılı vücuduyla,yana yatırmış uzun siyah,cool görünen saçlarıyla bütün kızları kendine aşık eden ve oldukça egoist olan biriydi.

"Umut, kanka naber" derken elini omzuma yerleştirdi. "İyidir kanka senden" sorumun cevabını alamadan başka bir konuya geçti "okula gelen yeni kızı gördün mü? Bu okulda ilk defa gördüğüm bir kiş..." onu daha fazla geveze olan tarafını dinlemek istemediğim için umursamaz tavrımla geride bıraktım ve  dokuzuncu sınıf koridorunda  asansöre doğru ilerledim.Müzik sınıfına yürürken telefonum aklıma geldi ve elimi çantanın içine daldırıp şarj aletini çıkardım.Kapıyı iki defa tıklattıktan hemen sonra"gir" sesi geldiğinde heyecanlanmaya başlamıştım.Çünkü,uzun zamandır beni soran ya da arayan arkadaşlarımdan başka kimse olmamıştı.İçeriye doğru tüm cesaretimle adım attığımda kulağıma gelen naif ses dikkatimi çekti. Sakalları ve saçları gittikçe beyazlayan,hafif kilolu,tahminen kırklı yaşlarının başında olan bir adam.Elinde gitarı,tutkulu ve zarif sesiyle "alev alev yandığım doğru..."

Müziğin hakkını o kadar iyi veriyordu ki,kendimi onu izlemekten alıkoyamadım.Ezgilerde kendimi kaybederken bittiğini bile anlamamıştım.Tanışmak için can atıyordum adeta "ne duruyorsun Umut ? Gel otur şöyle de seni kadim dostum Murat ile tanıştırayım"                                      Şaşkın bir yüz ifadesiyle hocamın  yanına oturduğumda sahneden inen adama bakakalmıştım.Tanışmayı çok istediğim için fevri davranıp söze atıldım                                                       -Be-ben Umut Doğan;on sekiz yaşında lise son öğrencisiyim.Hobi olarak gitar çalıyorum.7 yaşında bir konsere gitmiştim orada duyduğum şarkıyı daha iyi çalabilmek için her gün çaba sarf ediyorum.Ama sizin gibi henüz başaramıyorum.                                                                                                     Heyecanlandığımda susabilen bir insan olmadığım için kendimi durduramamıştım ki iki adamın gülmemek için kendini tuttuklarını görünce susmam gerektiğini farkettim                                                -Sakin ol genç,bende buraya sana eğitim vermeye geldim.Orkestra şefi olduğum için can dostumun da vasıtasıyla yakında olacak olimpiyatlara seni de almayı düşünüyorum.                           Ellerim ayaklarım çözülmüştü.Bu adam ne dediğinin farkında mıydı? Benim orkestra da gitar çalmamı istiyordu. Beni profesyonel bir gruba katmak istiyordu.

   Birkaç saat sohbet ettikten sonra,üç tane kız bir tane erkek çocuğu olduğunu,en büyük kızının benimle aynı yaşta olduğunu söyledi. O anın heyecanıyla kızının adını sormaya yeltenemedim. Müzik salonundan çıkarken akşam saatlerinde sahne alacağı yere davet etti. Sabırsızlıkla saatleri saymaya devam ederek,haftada birkaç gün girdiğim sınıfa doğru ilerledim.Telefonumu müzik sınıfına şarjının dolması için bırakmıştım,o yüzden mp3 çalarımı kulaklıkla bağlayıp en sevdiğim şeyi yaptım.Müzik boşlukta kalmamı engelliyordu.Hayata bağlayan en güzel şeydi,hem kendini kaybediyordun hem de kendini buluyordun ezgilerde...                                                                                         Sınıfa girdiğimde her zamanki gibi herkes boş sıraların üzerinde oturuyor ve sabah Hakan'ın bana söylediği yeni gelen kızı konuşuyorlardı.İlgimi müziğe verdim tekrar.Sınıf öğretmenimiz, aynı zamanda matematik öğretmenimiz olan Şule hocayı beklerken,sabahki kızı düşünmeye başladım.


kanatsız güvercinWhere stories live. Discover now