Cama vuran yağmur sesleri ile gözlerimi araladım. Saat kaçtı, günlerden neydi hangi yıldaydık hiçbiri umrumda değil. Üzerime siyah montumu geçirip anneme haber vermeden çıktım evden. Gün doğmak üzereydi. Yağmur kokusu içimi bir tuhaf yapmıştı. Sanki o eski günleri hatırlatıp canımı yakmak ister gibi.
Babamı ne çok özlemiştim oysa ki, ne vardı Tanrı onu benden almasaydı. Hayata tutunabileceğim tek dalımı. Bu derin ve can yakıcı düşüncelerimden sıyrılıp yaklaşık 20 dakikalık bir yürüme mesafesi ile babamın mezarlığının yolunu tuttum. Kulağımda kulaklık sokaklar bomboş, yürüdüm. Mezarlığa girmeden önce derin bir nefes aldım. İyi görünmeliydim babam beni iyi görmeliydi. Kulaklığı çıkarıp cebime attım, gün aydınlanmıştı biraz daha.
Babamın mezarının yanı başına geçip oturdum. Tekrar derin bir nefes daha aldım.
"Baba bak ben geldim" dedim.
"Seni öyle çok özlüyorum ki keşke.." cümlemi devam ettirmek istemedim. Normal şeylerden bahsetmeye karar verdim.
"Okulda matematik ve ingilizce hariç herşey yolunda merak etme. Matematiği yapamıyorum biliyorsun kim yapabiliyor ki ben yapayım? İngilizce'de işte bu sene biraz zorladı. Onun haricinde diğer derslerim gayet iyi. Bu arada hayalime çok yaklaşıyorum baba. Edebiyat hocam herzaman yanımda biliyorsun." Sanki annemi merak edermiş gibi bir his uyandı içimde. "Annemde iyi çalışıyor işte. Herşey Yolunda" Annem seni çoktan unuttu baba diyemedim. Eğer biraz daha konuşursam ağlayacaktım. O yüzden "Anneme haber vermeden geldim biliyorum kızıcaksın ama seni çok özledim. Annem şüpelenmeden gitmem gerek babacığım tekrar gelicem seni çok seviyorum" dedim ve toprağı biraz okşadım. Yağmurdan ıslaktı. İçimden keşke gelirken çiçek getirseydim diye geçirdim. Çıkışa doğru ilerledim. Mezarlıktan çıkar çıkmaz gözyaşlarını serbest bıraktım.
Hemen ilk bulduğum bir banka oturdum derin bir nefes aldım. Bankın ıslak olması veya koskoca sokakta tek başıma olmam, hiçbiri umrumda değildi. Yaklaşık 10 dakika boyunca boş boş yola baktım. Gözyaşlarımı sildim ve ayağa kalktım. O sırada doğan güneşe
"Hoş geldin, ama ben geceyi istiyorum çok kalma olur mu?" Dedim evet çok saçma bir cümleydi ama geceyi seviyordum ay'ıda aynı şekilde.
Benim hayatım karanlıktı çok karanlık. Aydınlatmak istemiyordum. Evet canım acıyordu ama buna alıştım. Ve bu hep böyle devam edicekti Simay Hanım. Tekrar eve geldiğimden annemin uyanmamış olduğuna şükrederek odama girdim. Onun çenesini sabah sabah çekemeyecek kadar yorgundum. Şuanlık en iyi fikir pijamalarımı giyip uyumak olduğuna karar kıldım ve hızlıca üzerimi değiştirip bana göre çok büyük olan çift kişilik yatağıma uzandım. Gözlerimi kapattım. Derin bir uykuya kendimi teslim ettim.
Annemin
"Simay kalk hadi! Gece kaçta yattın gene sen?" Diye barışları ile gözlerimi bir güne daha lanet ederek açtım. "Tamam ve kalktım işte. Sabah sabah ne bağırıyorsun?" Diye kızgınca söylendim. Bu davranışlarım onu belki incitiyordu ama umrumda değildi. Belki ona bu kadar vicdansızca davranmamam gerekirdi ama o beni hiçbir zaman anlamamıştı. Hep babam yanımda olmuştu. Ama artık babam yoktu.
Hemde onun yüzünden o saçma sapan bir alışveriş tutkusu yüzünden babam canından olmuştu. Babamı ta Ankara'nın diğer ucundaki AVM'ye götürüp ordan isteği elbiseyi almış. Dönüşte de işte o korkunç kaza. Ben yanlarında değildim okulda salak gibi ders işliyordum. Ne kadar çok keşke dedim, keşke bende o arabada olsaydım da bende onun ile birlikte gitseydim bu lânet dünyadan.
Yataktan kalktım. Odamın içinde bulunan banyoma ilerledim. Yüzüme abartısız 10 kez su çarpmışımdır , kendimi ayıldığıma ikna etmek istiyordum ama nafile 31 Ocak 2018 bu tarihten sonra ayılamazdım bende babam ile birlikte o tarihte öldüm.
Kafamı kaldırıp aynaya baktım ıslak suratımla tam bir harabeydim. Şişmiş gözaltları, dağınık açık kahve saçlar, kıpkırmızı gözlerim. Oysa ben kendini çok seven bir kızdım kendimi de güzel buluyordum. Ama şimdi? Bir harabeden farkım yoktu. Yüzümü kuruladım. Tekrar odama geçtim. Yatağımı düzelttim. Ben gayet düzenli bir kızdım. Odamı dağınık sevmezdim.
Kimseyi de bu yüzden odama almazdım hele o canavar misafir çocuklarını. Tam bir baş belasılardır. Yatağımın solundan kalan iki kişilik küçük koltuğuma oturdum. Elime telefonumu alıp WhatsApp'a girdim. Eylülden her zamanki gibi sürüce mesaj vardı. Saat kaçtı ki bu bana delice mesaj yağdırmıştı. Saat tam tamına 14.15 ti ağzım açık kaldı. Uyku düzenim evet bozuktu ama bu kadar da değildi. Kendime bir çeki düzen vermeliydim. Derin bir nefes aldım ve mesajları okumaya başladım.Eylülün o beni mesaj yağmuruna tuttuğu sebebi açıklamaya gelirsek bugün saat 20.00'da Volkan Konak konseri olmasıydı. Evet Volkan Konak'ı ve şarkılarına hastaydım ama bugün çok yorgundum kurumuş ellerimi klavyeye götürüp tam bir bahane ile hayır demek için hazırlanıyordum ki aklıma az önce kendimi toparlamak için aynada konuştuğum geldi ve Eylül'e "Tamam geliyorum saat 19.00'da bizim parkta buluşalım." Yazdım ve wp'den çıktım.
Üzerime akşam ne giyineceğim hakkında hiç bir fikrim olmadığı için evimizin yardımcısı aynı zamanda benim en iyi dostum olan Esra ablayı çağırdım Esra abla benim Eylülden sonra dert kutum gibi birşeyimdi.
Genelde bunu genç kızlara anneleri yada kardeşleri-ablaları felan yapardı ama benim kardeşim yoktu annemde zaten var ile yok arasındaydı. Esra abla benim öz ablam gibi. Onu çağırdım. Ve bana konser için düzgün bir kıyafet seçmesini istedim. İlk biraz şaşırdı bu yüzünden çok belli oluyordu gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Sonra hiç bir şey demeden sadece yüzünde ufak bir gülümseme ile dolabımın kapağını açtı.
Dolaptan kot bir pantolon ve kırmızı bir kazak çıkardı. Sonra dolabımın yanındaki ayakkabı dolabıma yöneldi ve içinden beyaz botlarımı çıkardı biraz yüzümü buruşturdum ama toparlanmalıydım her gün cenazeye gider gibi simsiyah giyinemezdim ya. Ama seviyordum siyahı kendime benzetiyordum. Bu düşüncelerimden Esra ablanın seni ile kendime geldim, afallayarak "Hı" dedim. Güldü "Diyorum ki makyaj felan da yapıcak mısın?"
"Nee makyaj mı hayatta yapmam yada " Yada ne Simay kendini toparliyacaksın
"Tamam yapıcam ama çok abartamadan tamam mı ?" Güldü "Tamam. Ama önce hadi gel öğle yemeğini ye a pardon sen kahvaltıda yapmadın demi deli kız hadi in aşağı da sana güzel bir kahvaltı hazırlayayım" gülümsedim ve yanağına bir buse kondurdum. Bu kadını çok seviyorum ya.
O kapıdan çıkarken elime telefonumu aldım ve boy aynamın karşısına geçip eski günlerde kendimi kötü hissettiğim zaman yaptığım şeyi yapacaktım ama bu sefer kötü hissetmiyordum herşey çok güzel olucaktı inanıyordum.
"Bugün senin günün ve herşey çok güzel olucak" dedim ve içten bir gülümseme ile odamdan çıktım. Aşağı inip Esra ablamın yaptığı harika kahvaltıyı 30-40 dakikada bitirdim. Saat 15.30'a geliyordu. Biraz kitap okumanın kimseye zararı olmaz deyip kitaplığıma yöneldim tam okumaya başlıyordum ki kendimi kaptırıp konseri unutursam diye telefonumu tam 18.00'a ayarladım.
Dediğimi yaptım ve tam 18.00'a kadar kitabımı okudum. Esra ablamın yaptığı kombini giyindim. İlkbahara yeni yeni giriyorduk konserler yavaştan başlıyordu. Havada biraz rüzgarlı olduğundan böyle bir kombi gayet uyumlu olmuştu. Esra ablayı çağırdım çok abartmadan makyaj yapacaktı yani inşallah. Odaya yine o içten ama bı okadarda hafif sinsi bir gülüş ile girdi. Makyaj masamın önüne oturdum ilk normal uzunluktaki kahve saçlarımı eline aldı. Sonra o beklediğim cümleleri söylemeye başladı
"Ne bu hazırlık benim bildiğim Simay konsere cenaze havasında giderdi ama..Yoksa biri mi var kız?" Ahh tabii ki hayır. Anneme benim ile konuştuklarını asla anlatmadığını bildiğimden ona az buçuk bisyler söyledim. Elindeki saçlarımı bırakıp saçlarıma küçük bir buse kondurdu. "Emin ol ki güzel kızım en doğrusunu yapıyorsun." Gülümsedim.
Beni dediğim gibi pek fazla süslemedi saçlarımı hafif dalgalandırdı. Gözlerime eyeliner, dudağıma da hafif bir kırmızı ruj sürdü bunları yapmak tam 45 dakika sürmüştü çünkü Esra ablayı biraz lafa tutmuştum. 15 dakikam vardı. Esra ablama teşekkür ederek anneme konsere gittiğimi 22.00 gibi evde olucağımı söylemesini isteyip yanağına öpücük kondurup evden çıktım.
Bu gün benim günümdü güzel geçicekti ama içimde kötü bir hisde yok değildi. Evimizin bahçesinden çıktım hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı bile derin bir nefes aldım ve gülümsedim.
YOU ARE READING
EFULİM
ChickLit"Yapmayı en sevdiğin şey ne?" Bu sebepsiz ve ani sorduğum soru ile bakışlarını bana yöneltti. İşte bunu çok seviyorum, onun bal rengi gözlerinin beni görmesi! "Uyumak" kısa ve net! Sadece uyumak. Bu sefer o bana beklemediğim bir soru sordu. "Simay...
