Ruhu,gururu kırık insan nasıl olur bilmiyorum.
Ama o kadar kırıldım,yoruldum ki nasıl yaşıyorum bilmiyorum.
Her karanlık çöktüğünde, acılarım başlıyor
Vücudumdaki yara üstüne yara işleniyor.
Her karanlık çöktüğünde kırılan şişeler,vücuduma inen darbeler,çığlıklarım.
Annem biricik annem kokusuna, sevgisine doyamadığım kanatsız meleğim.
Babam bir erkek çocuk istiyormuş ama bir kız doğurmuş annem, beni doğurmuş Mehir Erdinç.
Annem babamdan saklamaya çalışmış ama 2 aylık olduktan sonra babam benim bir kız olduğumu öğrenmiş. Tam 17 yıldır her karanlık çöktüğünde babam elinde bir içki şişesiyle eve gelir ve can sıkıntısı gitsin diye beni döverdi. Ama bende en derin yarayı 7 yaşınayken bıraktı.
Arkadaşlarımla oynamıştım yorgundum eve girdim ve içerde ilerlemeye başladım anneme seslendim "anne ben geldim"dedim ses gelmedi.
Acaba uyuyor olabilirmiydi yoksa başka bir şey mi oldu da annem bana cevap vermedi diye düşünmdüm.
Korkmaya başlamıştım. İlerledim ilerledim ve birden canım kesildi annemi gördüm kanlar içinde. babam oturmuş içkisini içiyor, keyifle kahkahalar atıyordu, annemin hareketsiz bedenine karşı.
Koştum annemin yanına dizlerimin üstüne çökmemle çığlık atmam bir olmuştu. Dizime kocaman bir cam parçası kesmişti. Çok canım yanıyordu, bu babamın içki şişesinin bir parçasıydı. Eğer o camı çıkarırsam canım daha çok yanabilirdi ve kanaması hızlanabilirdi. Annem geldi aklıma, gözyaşları içinde annemi kanatsız omuzlarından sarstım. "Uyan!, Uyan anne!" Dedim ama ne ses vardı ne de bir hareket. Göz yaşlarımı durduramıyor nefes almaksızın ağlıyordum. Babama seslendim"baba annem uyanmıyor! Neden hareket etmiyor?" Diye bağırdım. Ateş saçan gözleri vücudumu yakmaya başlamıştı. Kolumdan çekti ve beni kırık camların üstüne attı. Dayanılmaz bir acı ile ağlamaya başladım. Birden saçlarıma atıldı kendine döndürdü ve gözleri o kadar kararmıştı ki çok korkuç oluyordu bu adam kesinlikle şeytanın vücut bulmuş hali idi. tekrar konuşmaya başladı,"annene çok benziyorsun, sonunda benim ellerimden olacak tıpkı annenin sonu gibi" kaynayan nefesi ve yoğun içki kokusu genzimi çok yakmıştı. Birden gözlerim annemi buldu.
Kan beynime sıçradı çok sinirlendim, o yaşımda. Birden elime gelen cam parçasını eline bastırdım bağırdı"sen! Ne yaptığını sanıyorsun! Annene aynı toprağın altına beraber mi girmek isitiyorsun!" Dedi ve yüzüme bir tokat indirdi ve tüm algılarımı yitirdim.
Gözlerimi açtığımda annemle aynı yerde yatıyorduk ay ışığının altında cam parçalarının üstünde iki ölü beden. Yavaş yavaş doğruldum annemin kanlı bedenine sardım kollarımı ağladım, saatlerce ağladım. Yorulmuş bedenimi uykunun kollarına teslim ettim.
Bal sarısı gözlerimi açtım sabah olmuştu, yanımda gelmemek üzere giden annem. Doğruldum ve yavaşca kalkıp parmak ucunda yürüyerek dışarı çıktım yokuş aşağı koşmaya başladım benim en yakın arkadaşım Ayza'nın yanına gittim. Kapıyı annesi açtı simsiyah dağınık saçları yorgun kehribar gözleri ile bana bakıyordu. Sonra sordu bana "ne oldu kızım sana böyle elin yüzün kan her tarafın mosmor dizin kanıyor? Baban seni dövdü değil mi? Peki ya annen , annene bir şey yaptımı?" Yutkunamadım gözlerimden yaşlar bardaktan boşalırcasına akıyor nefesimi düzene sokamıyordum yine o hastalık yüzünden di ama biraz daha çabalayıp konuşmaya başladım"Dilay teyze annem kanlar içinde uyuyor uyanmasını söyledim uyanmadı sarıldım ona öptüm uyanmadı, ağladım uyanmadı neden uyanmıyor biliyorum çok korkuyorum Dilay teyze annemi uyandırırmısın?" Sesim titremişti. Dilay teyze kocası Salih amcayı çığlıklarla uyandırdı ve beni Ayzanın yanına, odasına gönderdi. Ayza bana şaşkın ve korkmuş gözlerle bakmaya başladı. Ağır adımlarla yanına gittim. Beni birden kendine çekti dizlerim, artık tutmuyordu yere düşüverdim, Ayza kollarının arasına aldı beni o da dizlerinin üstüne çöküp benimle birlikte hıçkıra hıçkıra ağladı."çok canın acıyor mu? Üflersem geçer mi?" Dilay teyze yanımıza geldi dizlerinin üzerine çöktü, yumuşacık ellerini açık küllü kumral saçlarımı kulağımın arkasına koydu ve dediki"Mehir güzel kızım biz annenin yanına gideceğiz, onu uyandıracağız ve sana tekrar anneni getireceğiz"sesi titredi , nefesini toplayıp tekrar konuşmaya başladı"siz evden dışarı çıkmayın biz Salih amcanla gidip gelicez" Ayzaya döndü ve konuşmaya devam etti."Ayza kızım banyoyu hazırla Mehir banyo yapsın sen ona kıyafetlerinden ver rahat rahat giyinsin ben geldiğimde yaralarını" nefes aldı ve devam etti"yaralarını saracağım"dedi ve yanağımıza birer buse kondurdu kapıyı kitleyip gitti.
Ayza banyoyu hazırladı girdim banyoya tüm kıyafetlerimi çıkardım ve girdim temiz suyun altına. Tüm kirlerimin, kanlarımın akıp gitmesini izledim yaralarıma değen su canımı yaksada umursamadım. Uzun saçlarımı şampuan ile yıkadıktan sonra tüm vücudumu duş jeli ile yıkadım hiç bastırmadan, durlandım ve vücuduma uygun bir havluyu yaralı bedenimi sarmasını sağladım. Ve banyodan çıktım Ayza odaya kıyafet bırakmıştı onları alıp yavaşça geçirdim üzerimden ve yine yaralı ruhumu kapatmıştı bu kıyafetler. Ayza geldi yorgun gözlerle bana baktı, kollarını yine sardı bana ve konuşmaya başladı" benim kardeşim olur musun Mehir?" Dedi ve hiç terettüd etmeden bağırdım "evet evet evet!" Çok mutlu olmuştum artık bir kardeşim vardı. İnsanın bir kardeşi olması için kan bağına gerek yoktu. Tıpkı Ayza gibi, Ayza bundan sonra dostum, yoldaşım ve kardeşimdi.
Yatağa çağırdı beni koşarak yanına gidip yorganın altına girdik ve kollarımızı birbirimize sardık, Fısıldadı kulağıma "seni çok seviyorum kardeşim" kardeşim ne güzel söyledi öyle kardeşim, benim kardeşim. "Bende seni çok seviyorum kardeşim" dedim ve Ayza buruk bir tebessüm ile yanağıma naif bir buse kondurdu. Uyuduk.
Bir kapı sesiyle uyandım benden dolayıda Ayza uyandı ve berber kapıya koştuk Dilay teyze ağlamaktan şişmiş gözlerle baktı bize, ardından Salih amca girdi içeri ve geldiler yanımıza Dilay teyzem dizlerinin üzerine çöktü ve birden konuşmaya başladı "Mehir hani sen hep bize diyordun ya benim annem Kanatsız Melek diye, Annen artık" Salih amca Dilay teyzenin omzuna bir elini koyarak okşadı sanki tesseli etmek ister gibi, konuşamadı yutkundu daha doğrusu ikisini de yapamadı. tekrar cümlesine döndü "annen artık kanatlarına sahip oldu annen artık Kanatlı Bir Melek"dedi. Dilay teyze gözyaşlarını tutamadı. Bardaktan boşanırcasına gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Kollarına bıraktım ben de kendimi beraber ağlamaya başladık artık Annem Kanatlı Bir Melek olmuştu sonra sordum"Peki annemi artık gelecek mi buraya?beni görmeye gelecek mi?" Birden bir hıçkırık sesi geldi. Dilay teyzem hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ayza gözyaşlarını tutamadı O da bize katıldı. O gece Dilay teyze gözyaşları eşliğinde yaralarımı naif dokunuşlarla sardı Ayza yaralarıma üfledi ve öptü, salih amca elimden tuttu yanındayım der gibi. Karşımda bir aile vardı, gerçek bir aile buna denirdi. Benim gibi olmayan bir anne, her zaman içen, kızını karısın acımadan döven bir baba ve ziyan olup giden bir kız çocuğu. Aile buna denmez, denemezdi.
O küçük Mehir artık 17 yaşında. Yaralarına yara katmaya devam ediyordu. Annemin ölümünden 10 yıl sonra. Daha o gün fark etmiştim. Annen Melek oldu dediklerinde, Annemin bir daha asla gelmeyeceğini, beni babamın eziyetimden kurtarmayacağını o gün fark etmiştim. Yine her zaman ki gibi karanlık çökmüştü yine içkili geldi eve babam, bu gün anmemin doğum günüydü. Annemin bal sarısı gözlerle güldüğü bir fotoğraf vardı elimde, annemden bana kalan en büyük mirası bal sarısı gözleri idi. Her günkü gibi ağlıyordum. Göz yaşlarım fotorafa damladı, hemen sildim ellerimle ve ardından bir buse kondurdum. Bir kahkaha sesi geldi gözüm kapıya kaydı onu gördüm babamı katilimi, katilimizi.
Ayak sesleri yere çarparken kalbimde korku sirenleri çalıyordu bir adım daha geldi, bir adım daha ve tam ayak ucumla ayak ucunun arasında milim mesafere bırakmadan.
Eli birden saçlarıma dolandı ve saç diplerim inanılmaz bir acı ile birleşti.
Bana yukardan baktı sanki yaptığı şeyle gurur duyarmış gibi.
"Annenin doğduğu gün ölmeye ne dersin sevgili kızım?" Kızımmı bu adam kesinlikle beni öldürecek.
Eli havaya kalktı ve yüzüme şiddetle indi
Saçlarım yüzümü kapadı ve yere düştüm.
"Mehir, Mehir, Mehir hiç dayanıklı değilsin
tıpkı annen gibi."
Annen gibi
Annen gibi
Annen gibi
Zihnimde bu ses çınladı sinirler elime yüklendi ve birden elim babamın yüzüne indi. Bağırdı "seni sürtük! sen ne hakla hizmet bana vurursun! o elini kırmazsam sen akıllanmayacak mısın lan o zaman akıllanana kadar dayak bakalım nereye kadar!"
Aniden yüzüme tekme yedim, yüzümü kollarımla kapamaya çalıştım kollarımdan tuttu ve tokat indirdi bir daha, bir daha, bir daha dayanamadım ittim onu, düştü ve bağırdı
Sendeleye sendeleye duvardan destekle birlikte kapıya vardım, açtım kapıyı gözlerim artık doldu ve taştı bedenim bu ruhu kaldıramıyordu artık.
Bir el, bir el lazım şu bedene sadece tek bir dokunuş lazım ruhumu iğleştirmek için.
Yağmur yağmaya başladı saçlarım ıslanmaya başladı çelimsiz, zayıf vücudum bu yükü kaldıramıyordu. Bir ışık geldi gözüme ellerimi kaldırıp yüzümü kapattım. Biip! biip! Biip! Korna sesi ve bir frenlerin çığlık sesi.
Aniden bir el beni kavradı, çekti yoldan beni ve vücudum buna dayanamayarak beni çeken o kollara bıraktı. Son gördüm şey ise karanlık bir yüz ve ilk defa gördüğüm yemyeşil gözler.
Merhaba bu hikayeyi okuyanlar bu benim ilk hikayem eğer beğenilirse yazmaya devam edeceğim.
Lütfen oylamayı ve yorum bırakmayı unutmayınız 😊
YOU ARE READING
MECRÛH Dilhûn
ChickLitDenizin mavisi koyulaşmıştı. Dalga başlarında, çakmak çakılıyormuş gibi, turuncu kıvılcımlar uçuyordu. Ufkun üzerinde parıldayan akşam yıldızı, gökte bir gülüştü. Tam onun karşısında.
