Arkadaşlar merhaba. Yeni bir macerayla bendeniz yazarınız karşınızdayım. Umarım yine sizlerin o içten övgülerine, beğenilerine mashar olur ve güzel kalplerinize bir nebze de olsa dokunabilirim. Sizleri çok ama çok seviyorum. Yorumlarda görüşmek dileğiyle. Keyifli okumalar dilerim. Sağlıcakla kalın...
Gülbahar'dan...
Sabah kalktığımda yatağımda doğruldum. Boynumu sağa ve sola çevirip yataktan kalktım. Aşağıdan kız kardeşim Eylül'ün sesini duyduğumda gülümsedim. Hararetli bir şekilde bülbül gibi şakıyordu. Üzerimi giyinip aşağıya indiğimde doğru tahminde bulunmuştum. Küçük cimcime yardımcımıza yeni aldığı elbiseyi anlatıyordu. Daha 12 yaşındaydı ama cırcır böceği gibi sürekli konuşuyordu. Onu orada bırakıp kış bahçesine yöneldim. İki katlı evimizde en sevdiğim yer kış bahçesiydi sanırım. Annemler kahvaltıyı oraya kurmuş olmalılardı. İçeri girdiğimde gözlerine gözlüğünü takmış gazetesini dikkatle okuyan Adnan Ağa'ya baktım. Gülümseyerek içeri girdim.
- Günaydın baba.
Dediğimde gülümsedi ve başını salladı bana bakıp:
- Kızım annenlere söyle de çabuk gelsinler sofraya.
Dediğinde hızla başımı sallayıp içeri geçtim. Annem ve yardımcımızın bakışları anında beni buldu.
- Haydi anne. Babam çağırıyor, çabuk gelsinler diyor.
Annem kafasını onaylarcasına salladı.
- Geldik kızım. Haydi sofraya geçelim. Adnan Ağa beklemesin daha fazla.
Dediğinde kafa salladım ve Eylül'ün yanağından öptüğümde birlikte kış bahçesine gidip sofraya kurulduk. Sessizce yemek yediğimizde babam ayaklandı. Onunla birlikte hepimiz kalktığımızda annem babama bakıp:
- Hayrola ağam. Nereye gidiyorsun.
Dediğinde babam bana ardından anneme baktı:
- Şirkete geçeceğim. Şirketin ortaklarından aynı zamanda aşiret üyesi olan Celal ağa vardı hatırlar mısın? Onun yanına gideceğim.
Dediğinde annem kafa salladı.
- Bildim Celal ağayı. Ayşe'nin kocasıydı.
Dediğinde babam onaylarcasına kafa sallayınca annem lafına devam etti:
- Celal ağayı ne yapacaksın ağam?
Diye sorduğunda babam:
- Çok sordun be hatun. Akşam geldiğimde konuşuruz.
Dediğinde annem peki dercesine kafa salladı. Babamı uğurladıktan sonra sofrayı hep beraber topladık. Ardından Eylül ders çalışmak üzerine odasına çıktı. Bende salonda kahve içen annemin yanına gittim. Bana bakıp gülümsedi:
- Gel Gülbaharım. Gül yüzlü kızım.
Dediğinde bende gülümseyerek dizinin dibine kuruldum.
- Annem. Babamla konuşsan da şu üniversite sınavlarına girsem.
Dediğimde annemin gözleri büyüdü.
- Ne diyorsun sen kız? Babanla konuştum dedim ya sana. İstemedi okumanı. Hem aşiret ne der? Rezil mi olalım elaleme.
Dediğinde gözlerimi devirmek istedim. Ama yapamadım tabii:
- Anne. Bak daha yeni mezun oldum ne güzel. Elimde lise diplomam var. Girersem sınavlara kazanırım belki. Sınav yakında. Hem kimin kızı okumuş ki şu koca aşirette.
YOU ARE READING
GÜLİSTÂN-I BORAN
RomanceNe gecenin karanlığı, ne de havanın soğuk olması umrunda değildi genç kızın. Zira temizliğin ve masumluğun simgesi olan kar tanelerinden gözlerini alamıyordu... Elini boynuna götürüp kolyesine dokundu. Kocasının özenle işlediği, bir kar tanesi mot...
