3 Echoes Of Cursed Life

684 56 3
                                        

Webb ayağını firene götürdü ama arabayı durdurmaya cesaret edemedi. Eğer tekrar çalışmazsa en yakın insanlardan bir kaç kilometre uzakta yaratık sürüsünün içinde kalma ihtimalleri vardı.

“O şeyler arabaları bozabiliyor mu?”

Jotham kafasını iki yana salladı, dudakları söyleyecek bir şey bulamıyormuş gibi titriyordu.

“Daha önce bozduklarını görmedim ama göstergeleri böyle yaptıkları olmuştu...”

“O yüzden mi okula iki saatlik mesafede oturmana rağmen araban yok?”

Webb karşılık alamadı sadece çocuğun -evet bu minik şeye adam demek kafasındaki tabire uymuyordu- kucağına koyduğu ellerin tutuşunun sıkılaştığını gördü. Hala korkuyordu.

Jotham'ı Clare'in evine götüremezdi. Eğer yine garip bir şeyler olursa Scott kafayı yerdi. İç çekti. Başka şansı yoktu. Umarım o yaratıklar bir şeyleri kırmaya kalkmaz, diye içinden geçirip üniversitenin yanındaki kavşaktan sola döndü.

Birkaç dakika içinde arabadan ineceklerini bilmese Jotham için klimayı açardı. Henüz eylül ayında olmalarına rağmen geceler aşırı soğuk geçiyordu ve zavallının üstünde sadece ince bir sabahlık vardı. Kendi üstünde de uyurken giydiği ince tişört vardı ama Webb alışkındı, kaç kez yağmur altında yarı çıplak maç yapıp burnunun bile akmadığını hatırlıyordu. Jotham ise ince kol ve bacaklarına bakılacak olursa genelde evinde soğuktan ve her şeyden uzakta oturan biri gibi görünüyordu.

Birkaç saniyeliğine gözünü yoldan ve delirmiş göstergelerden alıp ona baktı. Kollarını kavuşturmuş hafifçe titriyordu. Arabaya ilk bindiklerinde klimayı açmalıydı. İçinden kendine sövüp parmaklarını saçlarının arasından geçirdi.

Neyse ki gelmişlerdi. Ay ışığının altında gri gibi görünen mavi renkli, altı katlı bir apartman.

Arabadan hızla inip Jotham'ın tarafına geçti. Kafasına çocuğu çıplak ayaklarla yürütmemeyi koymuştu bir kere.

O kalkıp, kendi kapısını kapatıp Jotham'ın tarafını yürümüşken Jotham daha sadece kendi kapısını açabilmişti.

Yine izin almadan onu omzunun üstüne atıp arabanın kapısını kapattı. Arabayı kilitlediği halde göstergeler ve silecekler çalışmaya devam ediyordu. Umarım bu aküyü harcamıyordur, diye içinden geçirip arabaya arkasını döndü.

Yürürken Jotham'ın uzun saçları ensesine değip biraz gıdıklıyordu. Bu onu rahatsız ettiğinden değil gereksiz yere hoşuna gittiğinden bunu engellemek için Jotham'ı omzunun üstünde biraz aşağı kaydırdı. Çocuktan ufak bir şaşkınlık sesi yükseldi. Herhalde Webb'in onu düşüreceğini sanmıştı.

Webb cebinde apartmanın dış kapısının anahtarını ararken kendini sırıtır halde buldu. Tabii ki onu düşürmesinin imkanı yoktu, haftanın iki günü üniversitenin spor salonunda boşuna ağırlık kaldırmıyordu. Ayrıca Jotham çok hafifti. Cidden biraz yemek yemesi gerekiyordu.

Sonunda anahtarı bulup karanlık yüzünden biraz zorlanarak kapıya taktı ve sessiz apartmanın içine girdiler.

“Şey...”

Webb bir an yaratıklardan biri sanıp irkildi ama konuşan omzunun üstündeki Jotham'dı.

“Beni artık bıraksanız?” diye sordu kısık bir sesle.

“Saçmalama, apartmanın ne kadar kirli olabileceğini bilmiyor musun?” diye sordu yüzündeki hafif sırıtışı sesine yansıtmamaya çalışırken.

“Ha?”

“Her kapının önünden tek tek sürüklenen onlarca çöp poşetini düşün.” dedi, içinden Jotham'ın inanması için dua ederken. Demin onu biraz kaydırdığında çıkardığı ses nedense hoşuna gitmişti, şimdi Webb her basamadığın sarsıntısıyla o sesin ufak bir parçasını daha duyabileceğini umuyordu. Bu çocuk nedense içindeki sadist tarafı uyandırmıştı.

This Child (Yaoi / BoysLove / Slash)Where stories live. Discover now