ÇOCUĞUMUN ANNESİ OLUR MUSUN?
1. KİTAP "LEYL"
2. BÖLÜM
YAZAR: BURCU BATUR
Deli gibi koşuyordum.
Nereye gittiğimi bilmiyordum. Neredeydim, bunu bile bilmiyordum.
Koca bir geceyi başıma bir şey gelmeden atlatmayı başarmıştım.
Yağmurlu İstanbul gecesinde, bir ağacın dibinde ki çamur birikintisinin üzerinde soğuktan titreyerek sabahlamıştım. Üstelik ağustos ayında havanın böyle olmasının benim iğrenç şansımdan başka bir açıklaması olamazdı.
Gözlerimden akan yaşların yanaklarımın üzerinde donduğunu hissediyordum. Hava öylesine soğuktu ki sanki damarlarımdan akan kan bile buz tutmuştu. Tüm gücümle koşarken bir anda bir ağaca çarptım. Alnımda hissettiğim acıyla duraksarken, başımın dönmesiyle bulunduğum konuma çökmek zorunda kaldım. Boş midem hissettiğim bulantı ile kasılırken iki büklüm oldum.
En son o cehennemden kaçmadan önce yalnızca küçük bir kâse çorba içmiştim. Yaklaşık kırk saattir boğazımdan yiyecek ya da içecek bir şey geçmemişti. Artık vücudum bile pes etmiş, pes ettiğinin sinyallerini vermeye başlamıştı. “Artık bitti.” diye mırıldanıyordu zihnimin içindeki ses. Ya bu dağ başında soğuktan ölecektim ya uykusuzluktan ölecektim ya da açlıktan ölecektim. Soğuğu, açlığı, yorgunluğu ama özellikle çaresizliği iliklerime kadar hissediyordum. “Evet, bittim.” diye yanıtladım o sesi. “Ben daha fazla acı çekmek istemiyorum artık.” dedim ancak boğazımdan kulaklarıma ve hatta beynime yayılan çok keskin bir acı daha fazla konuşmama müsaade etmedi.
Saatlerdir dışarıda, sağanak yağmurun altındaydım. Kısa kollu çok ince bir bluz ve yine çok ince bir yağmurluk giymiştim üstüme. Altımda ise ince bir tayt vardı. Bu dondurucu soğuğa karşı oldukça savunmasızdım. Elbiselerim, saçlarım sırılsıklam olmuştu. Havayı her içime çektiğimde soğukluğu boğazımın ve ciğerlerimin acımasına neden oluyordu. Tüm bedenim buz gibiyken alnım ise cayır cayır yanıyordu. Tüm bedenimde ama özellikle boğazımda ve kafamda hissettiğim o ağrıdan da anlayabiliyordum ki hasta olmuştum.
Kendimi toparlamaya çalıştım ve yeniden ayağa kalktım. Bu dağ başında ne yapacağım konusunda hiçbir şey bulamıyordum. Kimse yoktu. Öldüğüm takdirde cesedim burada hayvanlara yem olacaktı. Bu düşünce tüm benliğime büyük bir korku yaydı. Yaprakları dökülmüş ağaçlardan, yağmurdan ve kara bulutlarla dolu gökyüzünden başka bir şey göremiyordum. Öylesine ıssız bir yerde yapayalnızdım ki korku denilen o kavram tüm benliğimi ele geçirmişti çoktan. “En azından bir mezarı hak ediyorum.” diye mırıldandım. “Bunu herkes hak eder.”
Tekrardan koşmaya başladım fakat karşıma çıkan devrilmiş ağacı görmem ile duraksadım ve sonrasında hıçkırarak dizlerimin üzerine çöktüm.
Sabah bu ağacı görmüştüm ben. Saatlerdir dönüp dolaşıp aynı noktaya geri gelmiştim.
Kalan son gücümü de boşa harcamıştım. Elimde koca bir hiçlikten başka hiçbir şey yoktu. Umut denen kavramın benden tamamen uzaklaştığını hissediyordum. Hissettiğim o koca çaresizlik tüm inancımı altına alıp ezmiş, paramparça etmişti. “Allah kahretsin!”
Elimin tersiyle gözlerimi kurulamaya çalıştım ama morluk ve sıyrıklarla dolu ellerimi görmemle daha da çok ağlamaya başladım. Daha fazlası olmayacaktı, biliyordum.
Bir rüyada olmayı diledim. Sonrasında bu isteğim ile dalga geçmek istedim. Hiçbir rüya aylarca sürmezdi ve hiçbir rüyada korku, acı, çaresizlik böylesine yoğun hissedilemezdi.
YOU ARE READING
Çocuğumun Annesi Olur musun?
RomanceRomantizm #1 Hiçbir hasta inancını kaybetmiş bir insan kadar umutsuz vaka değildir. Umudumu ve sahip olduğum tüm inancımı kaybetmiş ve son olarak da kendimi de kaybetmemle bitiş noktasına ulaşmıştım. Her şeyin bittiğine, hayatın acımasızlığına kar...
