Yaşadığım şehirden uzaklaşıp başka bir şehre seyahat ettiğimde beni cezbeden şeyin öncelikli olarak, oranın tarihi ve turistik yerlerden ziyade oranın meşhur lezzetleri olduğunu söylesem hiç yalan olmaz.
Koskoca bir şehrin meşhur yemeği denilince, gezinin bana tanıdığı kısıtlı zaman ve bütçeyi riske atmamak için genel ağ'da ( ingiliççesi internette) hangi mekânda ne yesek daha iyidir diye detaylı bir araştırmanın içinde buluveriyorum kendimi. Bu detaylı araştırmalarımın sonucunda da bir sürü övgü dolu yorumu olan bir şehir restoranını yakalayıp hemen oraya dalıveriyorum. Böyle yerlere zor bela trafik çilesine katlanıp, meşhur olduğundan dolayı genellikle de dükkana yakın park park yeri bulamama rağmen birkaç kilometre uzağa arabamı park edip o yolu yürüyorum. Sonuçta genel ağ üzerinden okuduğum yorumlara dayanarak müthiş bir lezzetin beni beklediğini düşündüğümden çekilen çile kutsaldır diyerek koyuluyorum yola. Mekana varıp oturduğumda yolun yorgunluğuna eklenen fahiş menü fiyatları benim o yemekten beklentimi tabi ki Kaf dağının eteklerine tırmandırıyor. Haliyle bu yüksek beklentiden ötürü müdür nedendir bilmiyorum ama hiç istediğim keyfi, lezzeti alamadım o yemeklerden şimdiye dek. Çektiğim çile ve ödediğim fahiş hesap yanıma kâr kalıyor. Belki de sen de amma seçici adammışsın git Samsun'da bir menemen, Konya'da Etli ekmek, Eminönünde Balık Ekmek veyahut Erzurum'da Cağ kebabı ye de sonra gel seninle tekrardan konuşalım. İyi de sanırım ben ya zevksiz ya da fazla romantik olmayan fazla realist bir adamım. Bence insanlar bazı istiana mekânlar dışında kendilerini o meşhur yerin yemeğinin lezzetli olduğuna kendilerini inandırıyorlar veya o yemek yorumlarının çoğu o restoranın eşine dostuna veya paralı olatak yazdığı reklamlarla şişiriliyor. 81 vilayetin aşağı yukarı yarısına gidip o bölgenin en anılmış meşhur lezzetlerini yine en meşhur lokantalarında deneme fırsatım olmasına rağmen bunda da o kadar abartılacak ne varmış dedim her seferinde. Bu arada Gurme falan değilim hatta Cem abinin dediği gibi sonradan Gurme de hiç değilim. Arka sokaklarda 5 liralık dürümle bile gayet mutlu olan biriyim yanlış anlaşılmasın. Demek istediğim şey belki de o meşhur lezzetler önceleri binbir emek, kaliteli malzeme ve usta bir işçiliğin yanında yoğun bir emeğin harmanlanmasıyla mucizevi lezzetlere dönüşüyormuştur. Fakat Sanayi inkılabından itibaren günümüzde herşeyde olduğu gibi makinaların işe daha fazla katılması ile yemeğe eldeki terin lezzeti değil de makinanın demirindeki lezzet karışmaya başlamıştır. Sen ne kadar pis adamsın yahu deme bu artık bilimsel bir gerçek. Ki bence de yemeğin lezzetini belirleyen en yegane şeylerin başında insanların el lezzeti yani elin terindeki aroma geliyormuş. E haliyle ter gitti lezzet bitti. Makina yemekleri bu kadar oluyor. Soğan rondoda çekiliyor. Ekmek makinada dilimleniyor. Köfte yoğurma makinası var. Fırınların çoğu elektrikliye dönmüş. E dünya nüfusu bu kadar hızlı artınca bir de öncelik daha fazla para kazanmak olunca (ah ah yine bu pis kapitalizm) normal karşılamak lazım böyle lezzetsiz meşhur yemekleri. Yalnız nadiren de olsa işini layıkıyla yapan kaliteli yemekler çıkaran esnaf kardeşlerime denk gelmedim desem yalan olur. Onlara hiç lafım yok. Benimkisi bir tür genelleme. Çoğunluk böyle. Kurunun yanında yaşı yakmayı severiz bilirsiniz. Bu satırları okurken bana kızıp olur mu canım öyle şey mutlaka denemelisin burası öyle berbat bir yer değil dediğiniz yerler varsa da iletişim adresime yazabilirsiniz. Belki de güzel yemeklere ulaşamamam benim beceriksizliğimden kaynaklı bir durumdur kim bilir.
YOU ARE READING
Denemeler
HumorYazar, bu kitapta belli başlıkları kendi sunumuyla gözler önüne seriyor. Sohbet havasında bunları bize aktarırken sanki onunla bir lokantada akşam yemeği sonrasında sohbet ediyormuş gibi hissedeceksiniz.
