Medya: Park Chae Young.
•
Kulaklarıma dolan gök gürültüsüyle beraber başımı gökyüzüne doğru kaldırmamla eş zamanlı olarak bir damla burnumun üzerine düştüğünde gözlerimi kırpıştırıp soğuktan kızardığı için cebime soktuğum elimi çıkardım ve işaret parmağımla damlayı sildim. Derin bir nefes alarak başımı eğdim ve Jennie'yi beklemeye devam ettim. Bir süre sonra kısılmış, bebek sesine benzer bir ses duydum ve kafamı kaldırdım.
Jennie, atkısını takarken bir yandan da koşmaya çalışıyordu. Muhtemelen üşütmüştü çünkü sesi kısık ve değişikti.
Ona gülümsedim ve yanına doğru adımladım. Ortak noktada buluştuğumuzda, "Hasta oldun değil mi?" diye sordum. Kafasını aşağı ve yukarı doğru salladı. "Evet."
Sesi gerçekten kısılmış ve incelmişti; bu bende gülme isteği oluşturdu bu yüzden dudaklarımı birbirine bastırdım. "Bu sesle seçmelere sen katılsaydın artık ne olurdu bilemiyorum, Jennie." Hafifçe güldüm.
Kaşlarını çatıp gözlerini kıstı. "Oradan bakınca komik mi görünüyorum?" dedi. Kafamı sallayıp, "Evet," dediğimde yüzünü buruşturup hafifçe omzuma vurdu ve yanımdan geçip yürümeye başladı. Ben de arkasından yürümeye başladım. "Şaka bir yana gerçekten heyecanlıyım. Ya söylerken sesim titrerse ya da detone olursam? Jürileri tatmin etmem gerekiyor ama korkuyorum. Ah, sahne heyecanı kâbus gibi..." diye sızlandığımda Jennie durakladı ve bana döndü.
"Şarkı söylerken heyecanlanmayacaksın, sesin de titremeyecek, Chae Young. O sahnede her zaman olduğun gibi güçlü, kendine güvenen biri olacaksın. Sen bunu başaracaksın. Jürilerin kulak zevkleri için değil, kendi ruhun için söyleyeceksin bu şarkıyı. Kendine verdiğin sözü hatırla ve oradakilere gücünü göster," dedi tek nefeste ve haklıydı.
Kendime bir söz vermiştim, hiçbir şey için asla pes etmemem adına ve bunu bana karşımda duran güzel insan öğretmişti.
Kendimle tartıştığım dakikalar içerisinde Jennie, "Anladığını umuyorum, şimdi düş önüme," dedi ve önüme geçerek yürümeye devam etti. Hareketine karşı içimde gülme isteği oluştu ve kıkırdadım. "Bu işte bir terslik var sanki."
Yolun devamını fazla konuşmadan hızlı adımlarla yürüdük ve seçmelerin yapılacağı binanın önünde durduk. Eğer jüriler performansımı beğenirlerse ve yapılan oylamada birinci olursam şayet ders eğitimi almaya hak kazanacaktım.
Solo bir şekilde çıkış yapmak ve idol olmak istemiyordum, aslında seçmelere katılmayı da çok istediğim söylenemezdi fakat yanımda dikilen ve bana bakarak sırıtan Jennie sayesinde buradaydım. Sesimin eşsiz olduğunu ve bunu kullanmayarak bir nevi aptallık yapacağımı bir güzel anlatmış ve beni bu seçmelere katılmaya ikna etmişti.
Başımı gökyüzüne kaldırıp derin bir nefesi içime çektiğimi görünce, kollarını etrafıma sardı ve yavaşça sırtımı okşadı. "Kendine inan, Chae Young. Ve stres yapma lütfen, seni kaybetmeleri gibi bir seçenekleri yok," dedi geri çekilirken güven vermek istercesine. İçinde hüzün barındıran bir şekilde gülümsedim ve adımlarımı binaya yönlendirdim.
Jennie haklıydı, kendime inandığım sürece yapamayacağım hiçbir şey yoktu. Bunu belki ailemden öğrenememiştim ama Jennie her zaman bana destek olmuştu. Bu yüzden ona minnettardım.
Merdivenlerden inip seçmelerin yapılacağı salona girdiğimizde neredeyse herkes oradaydı ve ani girişimiz yüzünden tüm gözler üzerimize dikilmişti. Gülümseyip selam verdim ve arka taraftaki boş koltuklara yöneldim.
Jennie de yanıma oturduğunda, yarışmayı sunacak olan kişi sahneye çıktı ve selam verdi. Bir an Jennie ile birbirimize döndük ve göz göze geldik. Heyecanlanıyordum ve soğuk yüzünden değil de heyecandan üşümeye başlamıştım.
İşte başlıyoruz.
•
YOU ARE READING
irreplaceable
Fanfiction"Peki sen inanır mısın?" dedi yanıma otururken. Ona döndüm. "Neye?" "Mutlu sonlara." "Eğer her hikâyenin bir sonu varsa, bu son her zaman kötü değil midir?" diye sordum kahveleri kalbime sızan gözlerine bakarak. Cevap vermedi, sadece gözlerime bakıy...
