İlk uyanan Christina oldu. Gözlerini ovuşturarak nerede olduğunu hatırlamaya çalıştı. Beli.. beli çok fena ağrıyordu. En son ne olmuştu? Başını çevirmeden etrafa baktı. Burası mahzene benzer bir yerdi. Her yer karanlıktı. Soluna baktığında hareketsiz yatan arkadaşlarını gördü. En yakınında olan Lucy'yi sallayarak uyandırdı.
-Lucy! Biz neredeyiz? Lucy gözlerini ovuşturarak kendine gelmeye çalıştı.
-Chris? Noluyor?
-Ben.. Ben bilmiyorum en son hatırladığım şey, sustu ve beraber etrafa bakındılar.
-Şey diğerlerini de uyandıralım. Oh belim çok ağrıyor. Ayağa kalkmaya çalıştıklarında yattıkları yerdeki paraşütleri gördüler. Bir anda hatırladılar en son uçaktan paraşütle atlamışlardı. Ashley'in yanına gittiler.
-Ashley! Uyan lütfen Ashley!
-Ne var? Ahh bacaklarım ve belim çok ağrıyor. Biraz konuştuktan sonra
-Herkes iyi mi? Diye sordu Chiris. Lucy ve Ashley başını evet anlamında salladilar.
-Hey John ve Andrew nerede? Aradan çok geçmeden Ashley'in eline kırmızı bir sıvı geldi
-Iıyy bu da ne? Sıvının kaynağına bakarken bir tepecik gördüler. Orada bir siluet vardı. Yatan bir siluet.
-Yoksa o.. Üç kız tepeciğe doğru ilerlemeye başladılar. Yerde yatan Andrew'di. "Andrew uyan!" dedi Lucy. "Aman tanrım belinde bir yara var!" diye haykırdı Chris. Ardından bir öksürme sesi geldi. Bu ses tanıdık gelmişti. Çünkü bu ses John'a aitti. "Ashley..... Chris... Lucy... Andrew" bir öksürme sesinin ardından " neredesiniz?..." dedi. "Buradayız!" diye bağırdı Ashley. Ardından tepenin öteki ucundan John göründü. "Herkes iyi mi?" diye sordu John. "Maalesef Andrew yaralı" diye cevapladı Lucy.
***
Ashley Londra'nın en ileri gelmiş cerrahlarından biriydi. Yakında bulunduğu ilin başhekimi olacaktı. Kısa ve özensiz sarı şaçları ile ela gözleri onu mükemmel kılacak derecedeydi. Yaşam sevinci ve coşkulu ruhu ile onunla tanışan herkes onun yanında kendini mutlu hissederdi. Onun için neredeyse tüm renkler onun rengi gibiydi. Chris ise siyaha daha yatkın olmakla beraber New York'da ünlü bir piskologtu. Herkes ondan randevu almak için sıraya girer bazen günler bazen de haftalarca beklerlerdi. Chris yeni kestirdiği sarı saçları, yeşil gözleri ve güzel fiziğiyle her zaman dikkat çekerdi. Ve son olarak Lucy. Lucy Rusya'da ünlü bir patalogtu, tüm renkleri çok severdi. Uzun kumral saçları, kahverengi gözleri ve sarı teniyle çok güzel görünüyordu. Bu üç kız orta okulda tanışmış, arkadaşlıklarını liseye taşımışlardı fakat üniversitede ayrılmak zorunda kalsalar bile dostluklarını sürdürmüşlerdi. Mat, John ve Andrew'le de aynı durumdalardı.
***
Neyse ki Ashley doktordu. Ashley Andrew ile ilgilenirken Lucy, John ve Chris bir çıkış yolu aramaya koyulmuşlardı. Üstte koskocama bir delik vardı ve yere uzanan sarmaşıklar. Lucy duvarları elleyerek bir boşluk arıyorudu. Diğerleri ise sağlam olan bir sarmaşık. Chris eliyle bir tane sarmaşığı yokladı ve ardından " hey galiba bu sağlam" diye seslendi. Tırmanmaya çalışırken sarmaşıktan destek alıyor aynı zamanda ayaklarıyla duvarda yürüyordu. " hey bu çok zevkli!" derken ayağı kaydı ve iki eliyle sarmaşığa asıldı. Çok korkmuştu. " dikkatli ol!" demek için geç kalmıştı Lucy. Neyse ki sorun yoktu. Ardından Chris en tepeye ulaştı ve aşağı seslendi " hadi siz de gelin!". Lucy emin bir şekilde sarmaşığı eline alarak derin bir nefes aldı. "Hadi ama yapabilirsin" dedi Chris "o kadar da zor değil". "3..2..1" diye saydı Lucy ve yukarı hızlıca tırmandı.Lucy de yukarı çıktığında John tırmanmaya başladı. Lucy Chris'in donmuş gibi ileriye baktığını farketti. O da baktığında karşısında ki mükemmel gün doğumunu gördü. Dalgalar hafif bir meltemin eşliğinde hareket ediyor adeta rüzgarda dalgalanan bir çarşaf gibi görünüyordu. Hafif turuncumsu gökyüzü dalgaları da biraz turunculaştırmış gibiydi. Onlar böyle dalıp gitmişken John'un sesi geldi "heyy biraz yardım edin" Lucy bir kolundan, Chris bir kolundan tutarak John'u kaldırdılar. "Waaow" dedi John. "İnanılmaz". "Hey bizi unuttunuz" dedi Ashley. "Oradan bir sedye tarzı bir şey lazım ya da biri Andrew'i kucağına almalı" dedi. John ise " bakacağız" dedi. "Neyseki ben izciyim hallederim" dedi Chris. Ardından yere atladı. John ile Lucy birbirlerine bakıp gülümsediler ve Chris'in çağırması ile onlar da gittiler. "Issız bir adaya düşmüş olmalıyız" diye sesli düşündü Chris. "Galiba şu ağaçlar iş görür". Chris'in gösterdiği ağaca doğru yöneldiler. Bu ağaçın iki metre kadar yaprağı vardı. Yan taraf da da bir bambu ağacı.
"Evet öncelikle şuradan tutacağız" dedi Chris. "Sonra da diğer ucundan.. John yardım eder misin?". John bir muz ağacı bulmuş muz yiyordu. Ağzı doluyken " Ama birinin bunların zehirli olup olmadığına bakması lazım" dedi. "J. o bir muz"diye cevapladı Lucy. "Tamam tamam yer misiniz bu arada" ardından John herkese birer tane muz dağıttı ve beraber doğal el yapımı sedye yapmaya uğraştılar.
Ortaya çıkan şey pek de bir sedyeye benzemese de iş görürdü. Chris ve Lucy sarmaşıklarla aşağı tekrar indiler ve sarmaşığın ucuna bağladılar sedyeyi. Ashley, Andrew'in yaralarının iyileşeceğini söyleyince herkes biraz da olsun rahatladı. Artık Andrew'i sedyeye koymaları gerekiyordu. Üç kız beraber A.'yı sedyeye koydular ve John, Andrew'i çekmeye başladı. En sona ulaştığında sarmaşığı yere attı ve kızlar da yukarıya tırmandılar.
Andrew bir öksürme ile kendine geldi. Gözlerini açtığında dört yanını arkadaşları sarmıştı
- A. iyi misin?
-Bizi çok endişelendirdin.
- bir yerin acıyor mu? En sonunda "evet iyiyim.. Fakat neredeyiz biz?" doye sordu. Lucy ona kısa bir özet geçtikten sonra "peki biz geceyi nasıl geçireceğiz?" diye sordu Andrew. Bunu daha önce hiç düşünen olmamıştı. Ardından John bir şeyi farketti. "Biz altı kişi değil miydik? Mat nerede!" ardından Chris " aman tanrım ölmüş olabilir mi?" dedi. Ash ise aklından bu kötü düşünceyi silmek için " hayır bu.. bu çok saçma" diye sayıkladı. Gözlerini tek bir noktaya sabitlemiş olan Lucy ise "belki de onu aramaya çıkmalıyız" dedi. Bu herkese mantıklı gelmişti. "Peki ya nerede geceyi geçireceğiz?" dedi Andrew. Ash "önce çadır kuralım sonra arayalım" diye bir fikir attı ortaya. Bu da herkese mantıklı gelmişti.
Malzeme planını yapıp, herkes ağaç kesmeye başlarken, Andrew muz yiyordu. Bu Ashley'in sinirlerini bozuyordu. Tam o sırada çalılıklardan bir ses geldi. "Çocuklar.. Bunu siz de duydunuz mu?" Ash geri geri gelmeye başladı. Ve çalılıklardan bir adam çıktı...
YOU ARE READING
Ada
AdventureDünya turuna başlamak üzere olan 5 arkadaş uçak kazası geçirerek bir adaya düşer. Hayatta kalmaya çalışırken adada yanlız olmadıklarını farkederler
