Çok sıkıldım artık. Yeter ya. Bu hastalıkta zaten nereden çıktı. Zeynep'i de sıkmak istemiyorum. Her dakika yanımdaydı. Anlamda kerem ile birlikteydi. Yanlarına da gitmek istemiyorum. Yalnız kalmalılardı. Kendimi yatağa atmak ile birlikte uyuya kalmam bir oldu.
Ertesi sabah zil sesi ile uyandım. Hayır sabahın köründe bu kadar zile basılır mı? De,saate bakınca anladım. Saat bir buçukmuş. Neyse açtım kapıyı. Açmaz olaydım.
"Kızım ne bu senin halin?"
"Sana!"
"Ne demek 'sanane' "
"Sen benim için artık hiçsin. Ben sana demedim mi artık bu eve gelmeyeceksin diye. Bu ililki, o gece bitti." dedim ve kapıyı yüzüne kapattım.
" Ne oldu selin?"
" Abla kerem yanında mı?"
"Evet de niye?"
"Sen onu bizim eve yolla"
"Ne oldu? İyi misin?"
"Berke...."
"Tamam söylüyorum."
(Zil çalmaya devam eder.) "Yeter yeter. Yorulmadın mı zile basamaktan? " Bir dakika ses yok. Zil de yok. Ne oluyor be! Kapıyı açtım , bu kim lan. Çocuğu baştan aşağı süzdüm, kusursuzdu. Ben, konuşmak istemiyorum ama. Beyaz askılılar ve pembe bir şort ayrıca pofuduk terliklerimle yakıyordum ortalığı. Neyse konumuza dönelim dicem de çocuk dondu kaldı.
" Siz kimsiniz?"
Çocuk hala dönmüş bana bakıyordu. Kendine gelsin diye yumuşacık bir tokat atmamla , çocuğun bayılması bir oldu....
