Yozlaşmış kutsal bir adada yaşam mücadelesi veren on üç yaşında bir çocuk. Adanın eski çağlarında kurulan devasa saklı imparatorluk. Akıl oyunları ve karmaşık besteler. Ve her şeyden öte , dünyaya şekil veren armoniler. Bakalım melodilerin sa...
Mennor Adası yeni güne her zamankinden daha esrarengiz bir biçimde uyanmıştı. Bu uyanış genelde ada için semalardan yeryüzüne yansıyan sıradan bir şefkat lütfundan ibaretti . İşte böyle bir vakitte, asıl kaynağı bilinmeksizin esen , doğanın ahengine uyum sağlamış bir meltem dalgası kadim ağaçları selamladı. Ağaçlar bu itaatkâr esintiye yapraklarının melodisi ile karşılık verdiler. Değişik tınılardaki bu melodiler de , kadim hayvanların lisanlarında yeniden hayat buldular. Kadim lisanlar aktarıldı gezginlere ve oradan da mercan taşlı saraylara. Sarayların dehlizlerinde vuku bulan yeni esintiler de , odalarında derin düşüncelerinde boğulmuş hükümdarlara. Bu sefer gerçekleşen , yıllardan beri süregelen ve sıradanlaşmış anlatıdan oldukça farklıydı . Epey dingin olmasına karşın bir o kadar da tesire sahip türden bir anlatı... Öyle ki - toprağın günü ufukta sonlanana dek - çeşitli tabiat olaylarının işleyişini düzene sokmak ile ilgilendi. Zaman içinde gökyüzü lütuflarını tek tek geri alıp son meltem rüzgarı da estiğinde , adaya karanlık çökmüştü.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Karanlık vaktin son hediyesiyle oluşan ağaçların son melodisi , toprakta , derin bir çukurun içinde huzursuzca uyumakta olan oğlan çocuğunun uyanmasına neden oldu. Çocuğun suratı gözlerini açmasına mani olacak derecede çamur ile kaplanmış , üstelik düzenli nefes almasını engelleyecek şekilde ağzının ve burnunun içine dahi çamur girmişti. Sefil durumda gözüküyordu. Üstündeki kıyafetler aşırı yıprandığından ötürü , vücudu gecenin soğuğunun da etkisiyle bir kaya gibi kaskatı kesilmişti. Çoğu dökülmüş seyrek saçlarının arasından, başının çeşitli bölgelerinde büyük morlukların olduğu fark ediliyordu . Çıplak göğsündeki yaralardan oluk oluk kan aktığı , en sonunda ise bu kanın pıhtılaştığı belli oluyordu . O ise tüm bu yaralarına aldırmaksızın , - belki de hissetmeksizin- kafasında beliren çınlama ve zonklama hissiyatına bir anlam vermeye çalışıyordu. Neyse ki bu sefillik ve sersemlik halinden kurtulması pek uzun sürmemişti. Genç yaşına rağmen bu tür olumsuzluklara dair yeterince deneyim kazanmıştı.
Aniden sol elini kaldırıp yüzündeki ve burnundaki çamuru sildi. Ağzında olanı da yanına tükürdü. Daha ferah hissediyordu artık . Ciğerlerinin temiz havayı özlediğini hissediyordu. Temiz hava kanıyla tekrar buluştuğunda , tüm kasları irade veren bir enerjiyle doldu. Bilinci tekrar yerine geldi. Öyle ki , zor da olsa olsa gözlerini aralamayı başarabilmişti.
İlk gördüğü şey çukurun tepesinde küme halinde uçuşan güve kelebekleri olmuştu. Uçarken tiz bir ses tonu çıkartıyor , havada birbiri ardına gelen ufak tefek , rastgele daireler çiziyorlardı. En azından çocuk için böyleydi. Aslında bu rastgele daireler , tabiatın esrarengiz şarkısı içinde harmanlanmış umut kaynaklarıydı.
Çocuk onları bir süre boyunca hiçbir tepki vermeden dikkatlice izlemişti. Ne yapacağına karar verip derin bir nefes aldı. Sonra aniden sol tarafından bir taş parçası alıp onlara doğru fırlattı. Güveler olayın etkisiyle savrulup kaçıştılar. Çocuk kendinden emin bir şekilde anlamsızca tebessüm edip hafifçe doğruldu. Doğrulmasından hemen sonra kaburga kemiklerinde ve sağ kolunda şiddetli bir acı hissetti. Canı aşırı yanmıştı . Koluna doğru baktığında her tarafının yara bere ile kaplandığını , bir de bu yetmezmiş gibi şişip mosmor olduğunu fark etti. Aldırmaksızın başını öne doğru çevirip omuz silkti. Hareket etmekte zorlanmasını fazla kan kaybetmesine bağlıyordu. Bunun dışındaki hiçbir şey umurunda değildi. Çünkü kesik ya da kırık gibi bu tür yaralanmaların üstesinden gelecek kadar güçlü olduğu zihniyetine sahipti .