SORA
"Şimdi uyumak için uzanıyorum ve Tanrı'ya dua ediyorum, ruhumu güvende tutması için. Eğer uyanmadan ölürsem, Tanrı'ya dua ediyorum, ruhumu alması için..."
"Sora..." Tanıdık bir ses... Gözlerimi hafif hafif araladım -ya da bana öyle geldi- ve karşımda abimin yüzünü gördüm; mavi gözlerinin içine baktım, yüzü nereden geldiğini bilmediğim bir ışık yüzünden parlıyor ve yüzündeki ince elmacık kemiklerini daha da belirgin bir hale getiriyordu. Ama aniden ışık soldu, tıpkı otobandan geçerken ışıkların yanıp yanıp sönmesi gibi. Tekrar, ve tekrar...
Bulanık olan her şey netleşiyordu. Abimin yanaklarından göz yaşlarının aktığını fark ettim, neden ağlıyordu ki? Elimi uzatıp göz yaşlarını silmek istedim ama olmadı. Elim gereğinden fazla ağırdı benim için. Bu, normal değildi. Tekrar denedim ama bu sefer sanki biri derimi yüzmüş gibi yanmaya başladı kolum; sonra karnım, boynum, bileğim ve bacaklarım...
Abimin dıştan duyulan belli belirsiz sözcüklerini sonradan olsa da anladım. "Sora! Ne olur aç gözünü, bir şey de! Sora!" Ve abimin çehresi kayboldu.
Şimdi sadece yanıp sönen ışıkları görüyordum araladığım gözlerimden. Sonradan yalnız olmadığımı fark ettim. Birkaç kişi vardı yanımda, ağızlarında maskeler vardı. Beni bulunduğum yerden kaldırdılar. Şu ana kadar kayıp gittiğim yerin bir sedye olduğunu gördüm. Nabzımı ölçmek için elimi kaldırdıklarında bir an nefes alamadım. Alt kolumda kocaman dikey bir yarık vardı ve daha önceden morarıp çürüyen yerlerden kanlar akıyordu.
Bu, hatırlıyordum! İstediğim gibi aklımda canlandıramasam da hatırlıyordum. Annemin bana sabah günaydın demesini ama benim ona cevap vermeyişimi, güya okulun havalı ve varlıklı çocuklarının abimlerimin önünde bana hakaret etmesini, en iyi arkadaşımın ağlayarak bana kitap fırlatmasını, Marco'nun yine beni dövdüklerinde görmezden gelmesi, eve geldiğimde annemin içmekten ve ağlamaktan geberecek dereceye geldiğini söylediğimde annemin benimle ters ters konuşmasını, Aidien'nın gelip ben ne desem de benim nankörün teki olduğumu ve anneleri ona ne kadar iyi davranırsa davransın tıpkı babaları gibi ona b*k gibi davrandığımı söylemesi, Aidien'nin "TIPKI BABAM GİBİSİN! ANNEM SANA HİÇBİR ŞEY YAPMADIĞI HALDE ONDAN NEFRET EDİYORSUN! ŞU AN NE DİLİYORUM BİLİYOR MUSUN?! KEŞKE HİÇ KARDEŞİM OLMASAYDIN!"
O ne dediğini fark ettiğinde iş işten geçmişti, ben de gülümsemiş ağlayacağıma bundan acayip derecede zevk almıştım.
"Ö-öyle mi? ÖYLE Mİ CEVAP VER! Babamdan kalan her şeyi söküp attınız bir şey demedim, düşünce özgürlüğün var diyip ağzımı diktiniz direnmedim, her zaman asıl konu ve sorunlar yerine beni abuk subuk konularla meşgul edip dikkatimi dağıttınız görmezden geldim! Ama biliyor musun? Her zaman size ne kadar şey borçlu olsamda "Size kahrolası hiçbir şey borçlu değilim!" diyeceğim anı bekledim ve diyorum BEN HİÇBİRİNİZE KAHROLASI HİÇBİR ŞEY BORÇLU DEĞİLİM OLMAYACAĞIMDA! Ama keşke daha erken söyleseydin... Çünkü bende aynı şeyi diliyordum ama görünüşe göre hayallerinle senin aranda hiçbir şey kalmamış gibi gözüküyor! KEŞKE BİR AN ÖNCE ÖLSEM! Böylece sizde mutlu olurdunuz!". Abilerim toplanıp evden gideceğimi sanmış ve en küçük abim Alex beni durdurmaya çalışmış ben ise sadece yatağımın altında bulunan çantayı alıp kendimi banyoya kilitlemiştim... Sonrası... Bir zamanlar babamın benim için yontuğu meşe ağacı kutuyu açmıştım... Tek tek resimlerde kendi yüzümü ya kesmiş ya da çakmakla yakmıştım, sadece bir resim dışında, babamla birbirimize sarılıyorduk meşe ağacının gölgesinde... Babam bana bir kolye hediye etmişti ve bana demiştiki "Bu sembole Yin-yang deniyor. Bu Yin-yang'ı evlendiğimde annene yüzük niyetine takmıştım." "Neden?" "Ne neden?" "Neden ona yüzük almadın?" " Çünkü param yoktu." "Ne yani başka anlamı yok mu bu kolyenin?" "Sen ne bekliyordun? Yani... Barışı temsil ediyor, iyiliğin içindeki kötülük falan filan... Ama o an yanımda o vardı işte ben annenin boynuna taktım, rahip bana ters ters baktı ama sonra nikahı kıydı falan ama annene sonra yüzük aldım." "Zahmet olmuş... Biliyor musun baba sen hayatımda gördüğüm en düz insansın." "Sağ ol.". Sonra ben her ne kadar beyazı istesemde babam bana siyahı vermiş ve "Eğer bir gün ayrılırsak bu kolyeyi boynundan çıkarma ve bil ki beni bulursan ve ben kolyemi çıkarmış olursam senin artık bir baban yok..." kızının hayal kırıklığına uğramış gözlerini görünce söylediklerinin beni sarstığını fark edip yüksek sesle şöyle mırıldandı "Tüh, ömrümüzün sonuna kadar bu kolyeyle yaşıyacağız desene!" demiş ve baba kız kucaklaşmıştık...
Ve sonra küçük gümüş bıçağmı tam bileğimdeki pıt pıt atan damarın üstüne koyup içimden "Seni seviyorum baba..." deyip bıçağı batırabildiğim kadar batırıp hızla kendime doğru çekmiştim diğer bileğimede aynı şeyi yapmayı planlıyordum ama sandığımdan daha cesaretli olduğumu gözlerimi açınca fark etmiştim. Kolumda kocaman dikey bir yarık vardı ve bıçağı öyle derine batırıp çekmiştimki tutma yerinin bir kısmı da yarığın içine girmişti. Sonradan hissettiğim büyük mide bulandırıcı acıdan ve kanın kokusundan kusmuş ve sonra acıdan mıdır yoksa kan baybından mıdır bilinmez bayılmıştım... Veeeee! Şimdi burdaydım kolumu ve diğer yarılan her yeri dikiyorlardı... Ve kan naklediyorlard... Şimdi ise beni uyuşturuyorlardı...
Evet... Umarım bunu yayımladıktan sonra linç yemem:'/ Bu ficin her ne kadar tutmyacağını bilsemde hedefim üç oy! Eğer hedefim gerçekleşirse yb gelebilir! Bu arada çok sevdiğim arkadaşım Jinaeptune teşekkür etmek istiyorum. Eğer o ficime müdahale etmeseydi ya hiç yayımlamazdım bu fici ya da çoğu üç nokta olurdu.
Her neyse hayatınızdan 5 dk çaldığım için özür dilerim... :')
ESTÁS LEYENDO
Older
De Todo"Şimdi uyumak için uzanıyorum ve Tanrı'ya dua ediyorum, ruhumu güvende tutması için. Eğer uyanmadan ölürsem, Tanrı'ya dua ediyorum, ruhumu alması için..."
