1

23 3 0
                                        

Yine bir akşam yemeğinden sonra odasına çekilmişti Roza, dışarıdaki yağmura aldırmadan çıkmıştı yine o küçük ama kendini özgür hissettiği tek yer olan balkonuna. Balkonda küçük bir halı ve bir adet minder vardı. İki kişinin zorla oturabileceği ve sığabileceği bir balkon idi. Gecenin yağmur sesine karışan düşüncelerine bırakmıştı kendini.  Aklında ki düşünce bir kaç gündür aklından çıkaramadığı bir şeydi, kimdi o çocuk?  Üç gecedir aklından çıkmayan, rüyalarına giren çocuk kimdi? İsmini, yaşadığı yeri, kim olduğunu, bilmiyordu. Tek bildiği bir oda ve o oda da yatan çocuk. Odayı fazla hatırlayamıyordu, açık mavi bir boya ile boyanmış duvarları vardı. Oda küçük olmasına rağmen büyük gözüküyordu. Oda da az eşya olmasından kaynaklıydı büyük ihtimalle. Oda bir dolap, yatak ve küçük bir çalışma masası vardı. Rüya mı yoksa gerçek mi diye ayırt edemiyordu ve bu düşünceler yüzünden 3 gündür doğru düzgün derslerine bile odaklanamamıştı. Hiç kimseye bahsetmemişti bu rüyalardan, hep 'aman rüya işte ne olacak' dese de aklından çıkaramıyordu. 

Roza günün de yorgunluğundan kafasını duvara yaslayıp kapatmıştı gözlerini.. Gözlerini açtığı anda bam başka bir yerdeydi. İlk başta tanıyamasa da, sonradan tanımıştı o mavi duvarlı küçük odayı. Çocuk masada oturuyordu bu sefer. Elinde kalem kağıtlara bir şeyler karalıyordu. Roza rüyada olmadığından fazlasıyla emindi çünkü bu sefer kendi isteği ile hareket ediyordu. Utanç ve korkuyla karışık bir sesle 'hey' diyebildi sadece. Çocuk bir anda korkarak oturduğu sandalyeden sıçradı. 

'S-sen de kimsin?' dedi korkarak.

'Asıl sen kimsin?' dedi Roza, yanakları çok kızarmıştı fakat bundan daha da öte çok korkuyordu.

'Nasıl girdin içeri?'

'B-bende bilmiyorum. Gg-ggözlerimi kapattım ve açtığımda bu oda da duruyordum.' Roza her zaman akıcı bir dilde konuşmuş, hiç kekelememiştir. Ama şuan çok korkuyordu ve hala nerede olduğunu, karşısındakinin kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.

'Ne demek gözlerimi açtığımda buradaydım. Hırsız mısın nesin sen?

Roza tam ağzını açacakken, odanın kapısı açıldı. Roza korkuyla gözlerini kapattı ve evinde olmayı düşündü. Gözlerini tekrar açtı ve sonunda o küçük ama onun ikinci evi olan balkonunda idi. 

Atıf ne olduğunu anlamamıştı. Bu kadar karışıklığın üstüne bir de annesi girmişti odaya. Yaşlı gözükmesine rağmen fit bir vücudu olan kadının, siyah-gri karışımı saçları beline kadar geliyordu. Yüzünde bir endişe ve korku vardı.

'Neden bağırıyordun' dedi annesi.

'Bağırdığımı fark etmedim kusura bakma anne, şarkı söylüyordum.' diyerek konuya kapatmak istedi çünkü annesini daha demin yaşadığı olağanüstü durumu anlatsa annesi ona inanmazdı.

Roza, kıyafetinde kan olduğunu fark etti ve burnunu tuttu. Burnu kanıyordu.. Koşarak banyoya gitti ve aynanın karşısına geçti. Kazağının önü hep kan olmuştu, ailesi meraklanmasın diye kazağı çıkartıp çöp kutusuna atmayı düşünüyordu. Aynadan kendisine baktı, omzuna kadar gelen kısa saçları ve kahkülü vardı. Zayıf olmasına rağmen kabarık ve yumuşak yanakları vardı. Üstünü tamamen çıkartarak soğuk suyun altına girdi. Aklında hala düşünceler vardı fakat artık rahatlamak istiyordu.. Sonunda aklında ki düşüncelerden kurtularak çıplak bedenini suyun altına bırakmıştı....

TelepatiStories to obsess over. Discover now