Kısım 1

34 7 5
                                        

7 EYLÜL 1999, KİEV/UKRAYNA

"Üşüyorum anne, ayrıca uykum da geldi." diye mırıldandı titrek ve korkak bir ses. Dışarıdan birisinin duymasından korkar gibi bir ses. Çaresizliğini, ölümle böylesine burun buruna gelmenin korkusunu hissettirmek istemeyen bir ses.

Yaklaşık yedi yahut sekiz yaşlarında bir erkek çocuğuna aitti. Soğuktan donmuş bacaklarının verdiği uyuşukluk, kasıklarından kalbine doğru tırmanırken, halsiz hissetme evresini çoktan atlatmış, uykuyu beklemeye başlamıştı bile. Minik elleri soğuktan kaskatı kesilmiş annesinin hırkasının ucundan tutmuş, kabullenmenin yarattığı gülümsemeyle menteşeleri rüzgardan gıcırdayan pencereden dışarı bakıyordu. Uyku kötü bir son demekti insanlar için ama çocuk bir nebze ısınmak için uyumayı yeğlerdi.

Karşısındaki karyolada yatan donmuş kız kardeşine baktı. Kemiklerinin çıkıntılı yerleri patlıcanımsı bir renge çalınırken, burnu eski alkolik Fransız şansölyeleri gibi kıpkırmızı kesilmişti. Göz göze bakıyorlardı birbirine.

"Alina!" diye seslendi kız kardeşine. "Gözleri açıkken nasıl uyuyabilir ki?" diye mırıldandı. Zannınca kız kardeşi oyun yapıyordu ona. Artık uyuşukluk midesini de geri bırakıp ciğerlerine ilerlerken, evin derme çatma basamaklarında bir gıcırtı duydu. Bir çift ayak yukarıya doğru geliyordu. Korkuyla karışık bir heyecanla gelecek kişiyi bekleyen çocuk, elleriyle kendini geri iterek duvara biraz daha dayandı. Kapının dibinde bir karartı belirdi. Çok büyük ve kanatları olan bir karartı.

Üst katlardaki odalarda dolaşan karartı odanın kapısından içeriye baktı. Biri canlı olmak üzere beş kişi karlar içerisinde uzanıyordu. "Hepsi ölü." diye mırıldandı Rhoebe. Odadan çıkmak için adımını atarken, "Üşüyorum!" kelimesi eşliğinde bir inilti duydu. Son zamanlarda çok fazla hayali ses duyuyordu ama bu biraz daha gerçeğe yakın gibiydi. Bir çocuk sesi olduğundan emin bir şekilde arkasını döndü ve sarışın bir çocuğun elini ona doğru uzattığını gördü.

Odanın karlı zemininde bir çocuk bembeyaz kesilmiş bir şekilde halsizce elini uzatıyordu ona. "Ölmek istemiyorum!" diye mırıldandı küçük çocuk. Sesinde daha gerçekleştirmek istediği futbol maçlarının, yakar topların ve arkadaşlarıyla oynayacağı oyunların umudu vardı. Birkaç dakika ne yapacağını bilemeden dizlerinin üstüne çökerek çocuğa baktı Rhoebe. Çocuk anlamsız bakışlarla kendisini incelerken kanatlarını korumacı bir içgüdü ile çocuğun üzerine kapatarak etrafındaki her şeyi sıyırdı ikisinin arasından. Birkaç dakika sonra çocuk ısınmanın verdiği mutlulukla gülümsedi ama Rhoebe bu kadarının onu kurtarmak için yetmeyeceğini biliyordu. "Zor seçimler her zaman vicdanlı varlıklarda sınanır." diye düşündü. Kanatlarını geriye topladı ve ayağa kalktı.

"Üzgünüm minik, üzgünüm." diyerek kanatlarıyla havalanıp gözden kayboldu. Rhoebe bulutların arasında gözden kaybolurken, minik çocuk gülümseyerek "İyi geceler anneciğim." Diyerek kendini sonsuz bir uykuya bıraktı.

Rhoebe yüksek konseyin toplandığı salona ağır adımlarla giriş yaptı. Sağ ve sol tarafa dizilmiş yakut taşlarından yapılma sütunlar elmas tahtın olduğu yere kadar simetrik bir şekilde uzanıyordu. Sütunların arasına dizilmiş sandalyelerde oturan Moonlight İsland sakinleri, konseyin bir an önce bitmesini ister gibi kıpraşıyorlardı. Rhoebe kirâ taşlarından örülmüş zeminde tahta sandaletleriyle yürürken çıkardığı tıkırtılar, salonun kubbelerinde yankılanıp misafirlerin kulağına ulaşıyordu.

"Sessizlik!" diye gür bir ses yükseldi elmas tahttan. Rhoebe sesi duyduğu anda olduğu yerde esas duruşa geçerek yetenek titanlarını süzdü gözleriyle. Endişeli ve umutsuz bakışların kendisine takılmasına aldırış etmesine aldanmadan gözünü babasına çevirdi.

"Efendiler! Bugün buraya çok önemli bir meseleyi tartışmak için toplandık. Birçoğunuzun da bildiği üzere, kainatın tümündeki tek kıvılcıma sahip olan kavim, bizleriz. Oğlum Rhoebe bana bir teklif ile geldi." dediğinde yetenek sahipleri gözlerini Atheostos'a çevirdiler.

"Yetenek sahipleri! Oğlum bugün Dünya adı verilen bir gezegene yaptığı seyahat sırasında, ilkelerimizden biri olan yardımlaşma kavramının en gerektiği zamanlarından birinde olduğunu söyledi. İnsanlar soğuktan can veriyor, toprakları kuruyor, suları donuyor ve hayvanları telef oluyor. Buna kayıtsız kalabilecek derecede bir vicdana sahip olduğumuzu düşünmüyorum. İlk varoluştan beri atalarımız, yardımlaşma ilkesini en önde tutarak ırkımızı üstün ırk kıldılar. Benim görüşüm, ateşin paylaşmasından yanadır." Diyerek tahtına geri oturdu.

İlk beş dakika, salonda sadece pirinç parmaklıklara konmuş bülbüllerin şakırtıları yankılandı. Herkes Altı İlke ve Yol Gösterici Kavram'ı biliyordu fakat bu kadar üstün bir hale ilk kez bu kadar yaklaşmışlar iken, kıvılcımı paylaşmak mantıksız geliyordu hepsine. Yetenek sahiplerinden Fırtına Efendisi ayağa kalkarak

"Saçmalık bu! Tarihi boyunca itelenmiş, hiçbir zaman böylesine üstün bir fırsata sahip olmamış bir toplumun tek şansını nasıl başka ırklarla paylaşabiliriz?" diye homurdandı.

Salonda ona katılan belli belirsiz sesler duyuldu. Diğer yetenek sahipleri gözlerini Atheostos'a çevirdiler. Tahtında geriye yaslanmış Fırtına Efendisi'ne bakarak bir şeyler düşünüyordu. Rhoebe alınacak kararın verdiği merak ile olduğu yerde beklerken, "Oylama sandığı getirilsin!" diye bağırdı Atheostos.

Beyaz ipek kumaşlardan yapılmış elbiseler giyen dört tane melez kız, omuzlarında tahtadan yapılma bir sandık ve elmas ayrıca zümrüt taşlar getirip salonun ortasına bıraktılar. Tüm konsey üyeleri ortada toplanıp bir elmas bir de zümrüt taşını eline alarak arkalarını sandığa döndüler. Adı okunan her yetenek sahibi, yüzünü sandığa dönerek iki taştan birisini sandığa bıraktı. Elmas taşları geçerli, zümrüt taşları red oyu olarak sayılıyordu. Bütün yetenek sahipleri oylarını attıktan sonra yerlerine oturup sonucu beklemeye başladılar. Salonda kuru bir sessizlik, verilecek kararın öneminin ne kadar büyük olduğunu bilen bakışlar vardı. Birkaç dakika içerisinde oylar sayıldı ve karar Atheostos'un kulağına köle kızların birisi tarafından fısıldandı.

Atheostos ayağa kalkarak "Efendiler! Bu konuşmayı her ne kadar yapmak istemesem de, zannınızca verdiğiniz oylarla sonuç kıvılcımın diğer ırklarla paylaşılmamasından yana olmuştur. Varoluştan itibaren ilk kez bu konseyin böylesine bencilce bir karar aldığını görüyorum!" diyerek tahtından indi ve holden geçerek demir kapıları elleriyle itip bahçeye doğru yürümeye devam etti.

Yetenek sahipleri alınan kararlardan memnundu, özellikle de Fırtına Efendisi. Rhoebe alınan kararın şaşkınlığı ile olduğu yerde dizlerinin üzerine çöktü. Kanatlarındaki tüyleri öfke duygusu ile kabarırken, hızlı nefes alıp veren göğsü inip kalkmaya devam ediyordu.

Nasıl bu kadar acımasız olabilirlerdi ki. Göz göre göre diğer ırkları ölüme terketmişler, altı yasadan en önemli olanını çiğnemişler üstelik bunu yaparken konsey desteğini de almışlardı. Vücudunu saran öfkenin ona çılgınca bir şey yaptırmasını beklemeden ayağa kalkarak arkasını döndü ve bahçeye doğru yol aldı. Arkasında bıraktığı salondan gelen kıkırdama sesleri, alaycı kelimelerin fısıltıları kulaklarını doldururken, ellerinin titremesine hakim olamadı ve önünde duran sütünlardan birine yumruk attı. Kalabalığın gürültüsü kesilmiş ve herkes pür dikkat ona bakarken, ellerini ortasına kadar soktuğu sütündan çıkartarak yürümeye devam etti. Parmağının boğumlarından yerlere damlayan kanlar bir kıvılcımın habercisiydi sadece. Ve o kıvılcım diğer ırkları da alevlendirmeliydi. 

KıvılcımStories to obsess over. Discover now