Buradaki 2.ci haftamdı. Sandığım kadar korkutucu veya gizemli de değildi burda çalışmak. Sokaktaki bankta bir başıma kara-kara oturup ne yapacağımı düşünürken yanıma gelen teyze sayesin de burayı öğrenip işe başlamıştım. Başta korkup işi bırakacağımı düşündüğümden umutsuzca girmiştim işe ama şu an sonuna kadar götüreceğime inanıyorum.
Benimle beraber iki kişi daha var nöbete kalan, ikisinden sadece arthur ile anlaşsam da diğer kıza katlanmaya çalışıyordum. Geldiğim ilk günden beri asi ve kaba davranıyordu bana. Tutarsız davranışlarına anlam yüklemeyi bırakmıştım artık, bu bir haftada oldukça ondan soğumama neden olmuştu.
Hastalara gelirsek de; bazıları komik, bazıları da arada ürkünç olabiliyor. Araların da bir kişi hariç. Küçük bir kız çocuğu. Bu zamana kadar geleni veya gideni olduğunu göremedim. Ben buraya gelmeden 1 hafta önce gelmiş o da, getiren kişi yaşlı bir amcaymış. Sokakta yaşadığı ve deli olduğu gerekçesiyle getirilmiş. Kızın Ailesini bulmak için adresi verilen sokağa tekrar gidilmiş fakat ortada terk edilen kasabadan başka bir şey bulamamışlar, amca da ortalarda gözükmüyor muş.
Kızı,yani mel'i ellerin de deli olduğuna dair hiç hir gerekçe olmadığından Yetimhaneye göndereceklermiş taki o güne kadar. Mel'e bakmakla sorumla çalışan bu güne kadar kızın elinden düşürmediği oyunacağının sol koluna bile isteye zarar verince odasın da sol kolu kırık uyanmış. Kameralar da odaya gelen gidenin olmadığı görülmüş fakat kendiliğinden de olmayacağı için Mel'in burda kalacagına karar kılınmış.
Bunlar benim bildiklerim, bilmediklerim(iz) de varmış. Mel'e bakmaya ilk defa odasına girdiğim de korkudan bacaklarımın titreyişini hatırlatıyorum, tanık olmasam dahi çalışanın başına gelenler beni oldukça korkutmuştu.
Karşım da korkunç görünümlü kız çocuğu bekliyordum, ona yemek getirdiğim için teşekkür edip gülümseyen tatlı bir kız çocuğu değil. Yemeğini yerken onu izlediğimde oldukça da kibar yiyordu. Ön yargılarım o zaman yıkılmaya başlamıştı. Yanın da duran tuhaf oyuncak hafif kıllandırmamıştı değil.
Merakımdan oturup konuşmak isteyince, beni geri çevirmemişti. Çalışanın kolunu kırmadağını, ona gücünün yetmeyeceğini de söylemişti ve odasının kapısı o gün o çalışanın tarafından kitlenmiş. Bunu nasıl gözden kaçırdıklarını hala anlamış değilim. Ona kamera da olanlar hakkında soru sorunca, 'dikkatli bakıldığı zaman çalışanın kolu hafif kıbırdayınca yatak başlığına takılıp kırılmış' cevabını aldım. O zaman fazla zeki bir kız olduğunu düşünmüştüm, tabi sorup soruşturunca kameranın mel'e hiç gösterilmediğini öğrendim. Kendini savunmak için çaresizce yalan söylediğini düşünüp durmadım o konu üzerinde. O günden sonrada gitmedim odasına. Mel ile anlaşamadığım kız ilgileniyordu.
"Prenses dalmışım yine. Ne düşünüyorsun?" Sağımdan gelen sesle hafif İskilip, deminden beri farkına varmadan izlediğim duvardan bakışlarımı çekip Arthur'a diktim.
"Hangi odadan geliyorsun? " Açıklama yapmak ile uğraşamazdım. Oldukça bitkin ve yorgundum. Bıraksalar şuraya devrilir yatardım.
"Çocuğu demlik olan adamın odasından geliyorum. Elimde çay var diye 'çocuklarımı sömürüyor sunuz! ' diyip üzerime atıldı. Yaka paça zor kurtuldum." İçimden yükselen kahkahaya engel olamadım. Arthur dan haz etmiyorum, çünkü Arthur oldukça çok çay seven biriydi. Uyuşmuyorlardı. Kontrol etmeye odasına gittiğim de derin düşüncelere dalmış halde görmüştüm. Ne olduğunu sorduğumdaysa içli, içli iç çekip 'acaba Arthur ile çocuklarımın arasındakı husümet ne. Öldürüp duruyor onları, bu kan davası bitmeli! ' diye söylenmeye başlamıştı.
Ben gülerken, Arthur'un sessiz ve dikkatli bir şekilde beni izlediğini farkettim. Gülmekten hafif gıcık olmuş boğazımı temizleyip, Arthur'a ithafen "Beni izlemeyi ne zaman keseceksin? " Dedim. Gülmem durmuştu. Sessizce bir birimize bakıyorduk şimdi.
Benim aksime Arthur hafifçe gülüp, yanıma oturdu. "Beni büyülemeyi kestiğin zaman; söz bende keseceğim." Ani itirafın etkisiyle yüzüne baka kaldım Arthur'un. Bu bir tür sevgi ilan etme şekli miydi yoksa benmi kuruntu yapıyordum?
" Sonra bakarsın yüzüme uzun uzun. Seni Mel'in odasından çağırıyorlar, seni istiyormuş. Lena ile anlaşamamışlar." Hafif yanağımdan öpüp merdivenlere yöneldi. Elimin yanağıma uzanmasına engel olamadım. Bu adama çok pis düşüyordum. Hem ne demişti, mel çağırıyordu beni. Sohbete dalmak fazlasıyla zaman kaybetmiştim.
Ayaklanıp, hafif gerinerek uzun koridorda yürümeye başladım. Bacaklarımdan omzuma kadar atan sızı adım atmamı zorlaştırıyordu. Ömrümü sağ elimle ovalayarak koridorun sonundaki odaya gücümün yettiğince hızlı gitmeye çalıştım, bir an önce işimi bitirip yatmak istiyordum.
Vardığım odanın kapısını bedenimin geçeceği kadar aralayıp içeri Kolaçan ettim. Kenara denk gelmek istemiyordum. Gördüğüm kadarıyla oda da yoktu ama tek o değil Mel de yoktu. İçeri tamamen girip yatağın olduğu tarafa yürümeye başladım,oyuncağı Lucas yatağın üzerinde oturur vaziyettedi. Lavabodan su sesleri geliyordu, Mel de orda olmalıydı.
Yatağın kenarına oturup elimi Lucas'a uzattım. Korkunç bir bebeğe benzemiyordu, koyu sarı saçları ile mavi gözleri vardı. Üstünde ise siyah tişört ile siyah pantolon tarzı bir şey vardı. Başlarda porselen sansam da içinde pamuk vardı.
"Gelmene sevindim! " Ne ara çıkmıştı bu lavabodan?
"Beni çağırmışsın, lena cadısıyla anlaşamışsın. " Sessiz kalma hakkını kullanarak kucağımda duran, kollarımı sahiplenirmişçesine sardığım Lucas'a dikmişti. Oyuncağını yemeyecektim ya..
"Ah, pardon Mel." Aldığım yere hızla geri koydum Lucas'ı. Her ne kadar Mel tatlı ve güzel kız olsa da; içerisinde ne olduğunu çözemediğim siyah gözleri bazen ürkütüyordu beni.
"Konuşabilir miyiz? "
"Tabiki de istediğin zaman konuşabiliriz Mel. " çekinir bir şekilde gözlerini kaçırdı. Ne oluyordu bu kıza?
"Şey.. özel olarak. " Anlamsız bir şekilde Mel'e baktım, sonra da odaya. Bizden başka kimse yoktu oda da.. Eğer lena lavaboya falan saklanmamışsa.
"Oda da bizden başka kimse yok, Rahat olabilirsin. " Siyah gözlerini oyuncağı Lucas'a dikti. Ne yani, o mu Mel'i rahatsız ediyordu? Tekrardan Mel'e baktım, 'günah benden gitti' dermişçesine omzunu kaldırıp indirdi.
"Daha dikkatli olmalısın, o seni izliyor. " Sol koluyla Lucas'ı işaret etti. Bu kız gerçekten de delirmiş.
"O bir oyuncak Mel." Hiddetle bana bakan bir çift siyah göz ile karşılaşmayı beklemiyordum, ya da bekliyordum. Her çocuk dedikleri yalanlanınca bu tür tepkiler verir.
"Onu hafife alma! Sıradan bir oyuncak değil o! Arthur ile arana mesafe koysan iyi edersin, kimse onu kızdırmak istemez."
Arthur ile koridorda yalnız olduğumuza emindim, yatağın üzerinde duran Lucas'ın da bana dönük olan yüzünün duvara baktığına da.
〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰🎈
YOU ARE READING
Mr.Lucas
HorrorAkıl hastanesindeki küçük kızın canlı olduğunu savunduğu oyuncakla başlıyor her şey. Gizemler, arayışlar, ölümler.. eh, birde sık sık yer değiştiren oyuncak da ekleniyor bunun içine. "O hergün seni izliyor." oyuncak mı? " 'o' bir oyuncak mel."...
