"Çocuk"

37 0 0
                                        

Tek lakap takılan kişi Ejder çocuk değildi. Hatta bir tanesine onlarca isim takılmıştı; Işığın Gölgesi, Kara Tebessüm, Ölüm Büyücüsü... Neden mi bu kadar çok isim takılmıştı?

Sebebi basit. Namı heryere ulaştığı halde, ortada onu çağıracak isim olmaması. Gerçek ismini kimse bilmiyordu ve hala bilmiyor. Yanında geçirdiğim onca yıldan sonra, ismi olduğuna dair hiçbirşey göremedim. Bazı şeyleri bilmek zorunda değilsindir. Hem zaten kim isim ister ki, onca ismi olmasına rağmen.

Ne kadar ismi olursa olsun, ben ona " Çocuk " derim, yorumdan uzak bir şekilde.

Ne kadar karanlık olursa olsun, ne kadar kişin kanını eline bulaştırırsa bulaştırsın, bir geçmişi vardı ve ben o geçmişe birkaç araştırma yaptım.

" Her kötünün, caninin, katilin geçmişi mutlaka acınacak haldedir. Kimsenin hayal dahi edemeyeceği acılar, zorluklae yaşamıştır. "

Esantre' nin kitabından okuduğum bu satırlar, her insanın düşündüğü " Hangi mantıkla kötülük yapıyorlar? " düşüncesine adeta bir cevap niteliğinde. Sözlerin devamı ise şöyle diyor :

" Gözleri olmayan birini, kuyuya düşüp suyu pislettiği için yargılarken, gözlerimizi kapatırız ve onu anlarız. Duymayan birini, yükses sesle okunan görevi yapmadığı için yargılarken, kulaklarımızı kapatırız ve onu anlarız. Peki kötüyü yargılarken onu nasıl anlarız? Kaç kere tecavüze uğramamız gerekir? Kaç kere dışlanmamız, kaç kere nefret edilmemiz gerekir? Kaç kere ölesiye dövülmemiz gerekir? Ve bunları çocukluğumuzda yaşayabilir miyiz?

Kötüyü yargılarken onu nasıl anlarız? İnsanları, hayatı nasıl gördüğünü anlayabilir miyiz?

Madem anlayamıyoruz, onu hangi hakla yargılarız? "

Çocuğu her andığımda, bu satırlar aklıma gelir. Doğduğunda kucağına alacak bir babası, onu sevecek bir annesi yoktu. Gayrimeşru bir bebekti. Babası olacak adam, sevgilisinin hamile olduğunu öğrendiğinde ortadan kaybolmuştu. Annesi ise karnındakinden nefret ediyordu. Aldırmak istediğinde ise çok geçti. Doğduğunda bile kucağına zorla almış, olayın şokundayken bebeği almadan hastahaneden çıkmaya çalışmıştı. O zamanlarda ne yaşandığını pek bulamadım. Tek bulduklarım, bebeği emzirmemek için, işe giderken, bebeği olan başka bir komşuya bıraktığıydı. Hatta bazı geceler almaya bile gitmediğiydi.

Sonuç olarak, anne sevgisinden çok uzakta büyüdüğü ve yedi yaşına geldiğinde artık annesi ile bir bağı kalmadığıydı. Artık sokakta yaşıyor, sokakta doyuyordu.

Devletin yetimhaneye koyma çabaları, her defasında Çocuk'un oradan kaçmasıyla son buluyordu. Kimliğinin kayıp ve isminin olmayışı işini daha da kolaylaştırıyordu.

Sekiz yaşına geldiğinde ''O beni hayata bağlayan kişi'' dediği hocasıyla tanıştı. Aslında bir nevi o da Çocuk'a benziyordu. Ama hocası daha iyi bir şekilde geçmişini saklamıştı. Osman adındaki sahte isminden başka bir şey bulamadım. Her kimse, gerçektende Çocuk'u hayata bağlamıştı. Belkide onunla hiç tanışmasaydı, şu anda toprakta kemikleri bile çürümüş olurdu.

Hocası ona okuma yazma, matematik gibi okul bilgilerini öğretti. Onun dışında ise kimya hakkında eğitmişti. Önceki işini bilmesem de kimya ile içli dışlı olduğunu biliyorum. Ve kimyasal silahlarla da.

Yine o yaşlarda ilk arkadaşını edinmişti. Eren isminde bir sokak çocuğu. İlk zamanlarda çıkara dayalı bir arkadaşlıkları vardı. Çocuk plan yapar , Eren çalardı; Marketlerden çikolata yiyecek para... Ve hiç yakalanmazlardı. Sonradan gerçekten dost olmuşlardı.

Yıllar geçtikçe grubu diğer sokak çocuklarıyla büyümeye başlamış. Çocuk on dört yaşına bastığında, grubun sayısı elli üçü bulmuştu. Grupta her ne kadar herkes eşit de olsa, Erenle Çocuk'a ayrı bir saygı gösterirlerdi. O zamanlar Çocuk ilk lakaplarını almıştı. Ona halk arasında ''Sokak Çocuğu'' grup arasında ''Patron'' diyorlardı.

Çocuk hiçbir zaman yapılı bir vücuda sahip olmamıştı. Çelimsizdi. Üflesen düşecek derler ya, aynen öyleydi. Uzun,kıvırcık, karışmış saçları vardı. Hiç kendine bakmazdı. Onu altında pijama üstünde gömlekle görebilirdiniz. Esmer sayılırdı. Boynunda bir doğum lekesi vardı. Belki de annesinden kalan tek hatıraydı...

Neredeyse hiç konuşmazdı. Susması hayır demekti. Az yer, az uyur ama fazla yatardı. Yatarken düşünmeyi severdi. Gülmezdi, hafiften bile. Devamlı yüzünde donuk bir ifade vardı. Ona Kara Tebessüm denmesinin altında bu yatardı.

Kimse onun gülüşünün, ölümün habercisi olduğunu henüz bilmiyordu.

P. T. Anıları

Kara TebessümWhere stories live. Discover now