"Gücünün bittiğini sandığında, aslında daha da güçlenirsin." demişti Padagogoi.
Padagogoi gibi bir bilgeden çıkan bu nasihat, Kraliçe Aerenia için büyük önem taşıyordu. Blua'nın en cesur kraliçesi olan Aerenia, isminin hakkını vererek Blua topraklarına barış getirmiş bir kraliçe olarak, tarihe adını altın harflerle yazdırmıştı. Bilge Padagogoi onun hem umut hem de bilgelik yolundaki en önemli kaynağı olmuş, gözbebeği olan iki kızını da Padagogoi'nin bilgileri doğrultusunda onları bizzat kendi eğitmişti. Ama şimdi, iki haftadan beri süren ve ay tanrıçası Selene'nin dolunayı pırıl pırıl parlattığı bir gecede, artık doğum sancısından ölecekmiş gibii hissetse de bu kızı için değerdi. Değerdi.
Endişeli Kral Fido, Blua Corpus'un bahçesinde gezinirken, eşinin bitmeyen doğumu için endişeleniyordu. Ne zaman bir duygu içini bir kurt misali kemirse, ya da çok yoğun hissetse buraya gelir, çiçeklerine özenle bakarak aralarında dolaşırdı. Ama şu an hissettikleri hiçbir duyguya benzemiyordu. Çünkü ortada söylenen kehanetin gerçek olacağından ve eşini kaybetmekten ölesiye korkuyordu. Aerenia... Öyle bir kraliçeydi ki, tek bir düşmanı bile yoktu bu yeryüzünde, belki Thama hariç. Ama o kıtayla yüzyıllar süren bir savaştan sonra Bluthama anlaşmasıyla aralarındaki ticareti hem geliştirmişler, hem de edebiyat ve matematik alanında birbirleriyle yardımlaşmışlardı. Örneğin, Blua'nın bu saraydaki çiçekleri, çoğu simyacı tarafından özenle yetiştirilmiş, aynı zamanda mühendisleri tarafından da gezegenlere dik gelecek bir şekilde konumlandırılmıştı. Bu özel çiçekler, kraliçe Aerenia ve kral Fido tarafından bizzat yetiştiriliyordu, doktor simyacıların bu çiçekleri kullanma izni vardı ve aynı zamanda ticari anlamda da Blua'nın gelir kaynağıydı. Thama bu yönden şanslıydı. Ama askeri anlamda da Blua için Thama ülkesi oldukça yardımcıydı. Mete Han'ın onlu sistemi, Cengiz Han'ın barbarlığı, Timur'un ordu sistemleri burada geçerliydi çünkü.
Kral bahçesinde gezinirken her bir çiçeğe özenle bakıyordu. Blua'ya özel çiçekler, aynı zamanda şifa niyetine simyacılar tarafından da kullanılıyordu. Mesela, bembeyaz çiçeğin içindeki mavi polenler, doktor görevi gören simyacıların derin kesikleri onarmak için oldukça işine yarıyordu. Dört yapraklı, mavi ve yapraklarında yuvarlak, benek gibi dışı siyah içi beyaz olan çiçek gelinlerin başına takılan taç için kullanılan güzel kokulu bir süs bitkisiydi. İşte buradaki Bluthama bitkisi de kırmızı ve mavi oluşundan ismini alıyordu, kuvvetlendirici etkisiyle biliniyordu. Lakin, herhangi bir çiçeğin fazla ya da yanlış kullanımı, çok kötü lanetlere ve ölümcül nedenlere sebep olabileceği biliniyordu. Bu yüzden ilk olarak simyacıların kullanması için süreli izin çıkartması gerekiyordu. Kral ve Kraliçe tarafından onaylanmış olmalıydı, eğer biri onaylamadıysa simyacı o çiçeği hiçbir şekilde kullanamazdı; kullanmaya kalkarsa çok ağır sonuçları olurdu.
Kral Fido, dolunay biçimindeki gri parlak aya gözlerini dikmiş, ay tanrıçasından gözleri yaşlı bir şekilde merhamet diliyordu.
"Sevgili Selene... Merhamet et... Merhamet et..."
Kızı Persephone ona pırıl pırıl gözlerle bakıyordu ve neden sonra başını babasının baktığı dolunaya çevirdi. Pırıl pırıl parlayan gümüş ay, küçük kız Persehphone'nin içinde kelebeklerin kanatlanmasına sebep oldu. Ablası küçük Artemis, farkında olmadan bahçenin diğer ucunda kendi kendine havayla dövüşüyordu, bazen yere düşse de aldırmıyor, sanki karşısında ölümcül bir rakibi varmış gibi var gücüyle havayı yumrukluyor ve tekme atıyordu.
Küçük Persephone, babasına gülümseyerek baktı. Sevgi dolu küçük, adalete ve sevgiye inanan bir kızdı. Kral Fido ve Kraliçe Aerenia'nın en değerli varisiydi. Ama Kral Fido, eşinin doğumu için endişeleniyordu sadece. Ayın parlaklığı çiçeklerine yansıdıkça onları parlatıyor ve şiirsel bir hava katıyordu.
