02.06.2002 Pazar ~ 15.07.2002 Pazartesi
Gecenin karanlığı üstümü ince bir çarşafla örtmüşken Ay'ın parlaklığı ona sunduğum tüm güzelliği ile lacivert kumaşı deliyordu.
O gece her şeyin değiştiği gece. Bütünüyle ölümlü bir varlığa kapıldığım gece. Hayatımın böylesine değişeceğini hiç bilemezdim.
Karanlık, bulutları çevrelediği vakit Güneş kaybolur ve sadece geriye Ay kalır. Ben ise Ay'ın gözükmesiyle kanatlarımı çıkarır ve koyu lacivertin siyaha mahkûm olduğu gökyüzünde süzülmeye çıkarım. Her gece yaptığım gibi o gecede kendime yakın bulduğum, huzuru hissettiğim sessiz, serin ve yalnızlığın hüküm sürdüğü uçurumun kenarında oturuyordum. İçimde garip ve tuhaf bir enerji vardı ve bu hissim Ay'ın sürekli değişen parlaklığı tarafından doğrulanıyordu.
Rüzgârın kanatlarımın arasından süzülüşünü seviyordum. Bu his...beni iyi hissettiriyordu. Sanki Ay ışığı altında sarılan çiftleri gördüğümde ki sevinç ve o tarifi edilemez mutluluk gibi. Onlara bir armağan sunuyordum: Ay'ın parlaklığını...
Uçurumun kenarında ayaklarımı sarkıtmış, kanatlarımla ilgilenirken taşların gıcırdamasını duydum ve arkamı döndüm.
Ay ışığı altında saklı kalan adam. Siyahlara bürünmüş bedeni yorgunluğun esiri altında kalmışçasına sallanıyordu. Elleri kot pantolonunun cebinde, başını önüne eğmiş yürüyordu. Rüzgâr siyah saçlarını benim olduğum yöne doğru tüm kuvveti ile bu anı taçlandırmak adına savuruyor ve burnumun ucuna tarçının hoş kokusunu bana sunuyordu.
Kalbim bu durumu anlamayarak hızını arttırıyor ve kanım tüm vücuduma paslanmış demir tadında adrenalin pompalıyordu fakat Ay durumu anlamış olacak ki parlaklığını aniden ortama şimşek gibi bırakmıştı.
Aniden başını Ay'a doğru kaldırmasıyla yüzünde ufak bir tebessüm oluşması bir oldu. Bir süre bakışlarım tebessümünde takılı kaldı. Belki de benim hayal gücümün bir ürünüydü tebessümü yoksa kim bu kadar güzel gülebilirdi değil mi?
İki gecedir uçurum kenarına gelmeye başlamıştı. Bende üst üste iki gece uçurumun kenarına gidiyor ve çınar ağacına çıkıp onu izliyordum. Her onu görüşümde kalbimde hız artışı oluyor ve tüm neşem ile Ay parlıyor, parlaklığı saklı kalan adamda toplanıyordu.
Aradan on beş gün geçmişti. Artık onun bendeki varlığına alışmıştım fakat ilk görüşümdeki gibi içimde bir kıpırtı oluşuyor ve heyecanlanıyordum. Kanatlarım onu görünce heyecandan titriyorlar ve bazen de dallara takılıp tüylerimi koparıyorlardı. Evet, ben bir Ay Tanrıçası olarak ölümlü bir adamın varlığına tutuluyordum.
Bir sonraki yani on altıncı gün her gece olduğu gibi onu bekledim fakat bu sefer gelmemişti. Saatler birbirini kovalıyordu. Akrep zamanın hızına yetişemiyor ve bel kemiğinden kırılarak saate gölge yapıyordu. Saati bilemiyor ve onu bekleyişime dair umudum sürüyordu.
Ay görünürde kayboluyor ve Ay'ın yerine Güneş geçiyordu. Şafak vaktine yakın oturduğum ağaçtan indim ve oturduğu yere, uçurumun kenarına doğru ilerledim. Bacaklarının değdiği yerde hala daha bir çukurluk ve onun sıcaklığını taşıyan izler vardı. Yerden biraz çakıl taşı topladım ve uçurumun kenarına, toprak alana çakıl taşlarıyla 'Neden Gelmedin?' yazısı oluşturdum. Bu yazıyı onun görecek olması heyecana kapılmamı sağlıyordu. Geri geri kanat çırparken gözlerim çakıl taşlarında asılı kalmış ve bedenim o çınar ağacında tutuklanmıştı.
Saklı kalanımı beklediğim o gece umudum onun gelmemesi üzerine kırılmıştı. Dün yaptığım şekilde gelir ümidiyle dün oluşturduğum yazının altına çakıl taşlarıyla 'Gelmeyecek misin?' yazdım. Altına ismimi de eklemeyi düşündüm fakat her şeyi berbat etme ve onu kaybetme korkumdan dolayı bu fikri daha sonra yapmak için beynimin kilitli çekmecelerinden birine sakladım.
YOU ARE READING
GİZLİ KALANIN DEFTERİ
FantasyRomenceTr sayfasının düzenlediği tek bölümlük yarışma için yazılmış hikayedir.
