Bir Kahve

35 0 0
                                        

"Oğlum söylemeyeyim diyorum ama bir doktora mı görünsen , bu kadar saçın dökülmesi normal değil " diye sitem etti Ayfer Abla. O an "Normal olup olmadığının bir önemi yok , sen işini yap" diyerek Ayfer Ablayı içimden tersledim. Sonra dönüp "Saçlarım dökülmeyi bırakırsa , korkarım ki seninde işini bırakman gerekir Ayfer Abla" diyerek hoşnutsuz bir gülümseme ekledim ardına. Böyleydi , her seferinde söylemek istediğim şeyleri en masumane haline indirgeyip , bana hiç ait olmayan gülümsemeyle birleştiriyordum. Hayatta bu kadar kopuk olmam bile bana kalp kırma iznini vermiyordu. Ama o hayata sıkı sıkı bağlanan sizlerin kalp kırma yarışında olmuş olmanısı korkunçtu...

İşini bitirdikten sonra belini tutup hızlıca banyoya yöneldi. Her zaman olduğu gibi kova ve paspası duşa kabine koydu ve asılı olan mantosunu giyip kapıya yöneldi. Şimdi sırada o kutsal selamlaşma ve en önemli detay olan bana acıyarak bakışını atma faslındaydı. Sonrası mı? Sonrası, yalnızlığımı tekrardan var eden kapının kapanma sesiydi. Haftalık temizliğe gelen Ayfer Abla beni bu dört duvar arasında gören tek kişiydi. Onun bu dört duvar arasında var olma sebebi ise çok ironikti. Nefret ettiğim dökülen saçlarım bana yalnızlığı bir kaç dakika da olsa sonlandıran kişiyi hayatımda var etmişti...

Yerlerde saçların olmayışıyla birlikte bir fincan kahveyi hak etmiştim. Hayır Ayfer abla değil ben hak etmiştim çünkü onun hak ettiği şey parasını almaktı ve bunu almıştı. Mutfağa yöneldiğimde son kahveyi dün gece içtiğimi anımsadım ve bu beni sokağın sonunda ki dükkana kadar gitme mecburiyetinde bırakıyordu. Yine sinirlenmeye başladım ve yine bu yaşam bana yine hak ettiğim şeyi vermiyordu ! Ama farklı olan bir şey vardı , bu sefer hak ettiğim şeyi almaya gidecektim. Hızlıca evden çıktım apartman sakinlerine yakalanmadan gitmem gerekiyordu. Bir kaç merdivenin sonunda kimseyle karşılaşmadan tam apartmandan çıkmıştım ki son anda Muzaffer Bey'in kızı Suna ile çarpıştım. Türk dizisi kıvamında olan çarpmışmamız , kızcağızın elindeki kitapları düşürmüştü. Yardım etmeden bir özür dileyip ilerledim. Sonra içimden sövmeye başladım. Çünkü bu olay çoğu dizinin aşk sahnesiydi , Suna da böyle düşünmüş olabilirdi. İşte bu yüzden bir şey izlememeye başladım. Filmler her şeyi mahvediyordu. Bir filmin ya da dizinin oluş sırasını hayatımıza uyguluyorduk hep. Bir çarpmışma sonra kitapları toplama sonra bilmem ne bilmem ne ... Senaryo filmindi ama biz onu hayatımıza alıp başkasının yazdığı senaryoyu kendi hayatımız için oynuyorduk. Başını ortasını bildiğimiz bir filmi izlemekten ne farkı vardı bunun ? Sırf çarptık diye aşkı var etme kesinliğini kim bize sunuyordu ? Gerçekten acınası bir durumdu ve artık ağız tadıyla bile çarpışamıyorduk ...

Hak ettiğim kahve bana hak etmediğim bir kaç dakika yaşattıktan sonra eve geri dönmüştüm. Paltomu tam asmıştım ki yerde beliren tek tel saçla karşılaştım. Kahveyi mutfağa fırlatıp yine sinirden yerime oturmuştum. Çünkü yaşam hak ettiğim şeyi bana vermemiş ve almak için gösterdiğim çabayı da yok sayıp hak etmediğim bir sonla hak ettiğimi elimden almıştı. Bir kahve için bunca düşünüş saçmaydı elbette ama benim için yaşamı suçlamak için bir fırsattı. Geçmişte hak ettiğim şeylerin içerisinde kahve yerine başka durum ve cisimler söz konusuydu ama sonuçları bir kahveden farkı yoktu. Onlara yapamadığım ve acısını sessiz bir gemide alabora ettiğim için suç kahveye kalmıştı. Hem kahveyi de o kadar sevmiyordum , iyi oldu bu yaptığım . Pardon pardon yaşamın yaptığı...

Çizik Gölgeler Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora