rien n'est permanent dans ce monde méchant - même pas nos problèmes

44 2 0
                                        


Acıyan gözlerimi yavaşça kırpıştırmaya başladım. Gözlerim acı biber gibi yanarken dün geceki yaptığım göz makyajım gözlerime batıyordu. Kısık sesle küfür ederken ağrıyan başımı ovaladım.

Gözlerimi yavaşça etrafta gezdirdim. Paris'in en ünlü otellerinden biri olan Shangri-La Hotel'ın Eyfel Kulesi'ni balkonuna konuk eden süit odasındaydım. Buraya nasıl geldim , neden geldim sorularını düşünmemek adına yataktan inlercesine kalkıp balkona adımladım.

Balkon kapısının yanında duran çantamdan sigaramı ve çakmağımı çıkarıp günün ilk sigarasını yaktım. Normalde aç karnına sigara içmezdim ama bu alışkanlık ondan sonra oluşmuştu. Onun bende bıraktığı zararlı yan etkilerden biriydi. Onu düşünmek bile istemezken parmağımda uzun zamandır takılan bir aksesuarın izi yüzük parmağımı sararken keskin bir nefes alıp parmağımdaki izi silmek istercesine sertçe ovaladım.

Sigaramdan son bir nefes çekip beyaz renkli ipek örtülü masanın üzerindeki küllüğe söndürdüm. Midem kazındığından dolayı bir an önce duşa girip aşağıya inmem gerekiyordu. Paytak adımlarla yatağın yanındaki giyinme odasına ulaşıp sol taraftaki beyaz mermerden yapılan kapıyı büyük bir dikkatle açtım. Kapı kırılacak kadar nazikken elimde olmadan hareketlerim yavaş ve nazikti. Peki ben bir kapıya bile zarar vermemeye çalışırken beni neden kırık,dökük bir hale getirmişlerdi? Sol gözümden akan gözyaşını dişlerimi sıkarak sertçe sildikten sonra banyoya girdim.

Dün akşam saatlerce uğraştığım siyah buğulu göz makyajım yüzümde kalından inceye doğru giden bir yol çizerek çeneme kadar ulaşmıştı. Pandaya benzediğimi görüp burukça gülümsedim aynadaki aksime karşı.

***

Yemek salonuna ulaştığımda etrafıma istemsizce bakındım , sanki birini arıyormuşçasına...

Ama o kimse yoktu.

Sağ tarafımdaki tabakların üst üste konulmuş olduğu masadan büyük bir tabak alıp sıraya girdim. Önümdeki çiftin tabaklarında birer tane kruvasan vardı. Yanlarında ise sayılı zeytin... Kaşlarımı çatarak gerçekten mi dercesine baktım. Önlerinde envayi çeşit kahvaltılık varken onlar kruvasan alıp masalarına mı dönüyorlardı? Vücutlarına baktığımda bu konu da ne kadar haklı olduklarını fark ettim. 60-65 yaşlarındaki bu çift o kadar sağlıklı ve fit gözüküyordu ki onlara örnek alasım geldi. Ama günlerdir boğazımdan doğru düzgün besin geçmediği için vazgeçtim. Sonra sporla beraber yemek düzenimi oturturdum.

Sıra bana geldiğinde o hizadaki yemeğin isimlerine ve helal amblemine dikkat edercesine uzun uzun inceledim. Sosis tavanın danadan yapılmış olduğunu fark edince yanında duran domates salçasıyla bulanmış büyük kepçeyi şık yemek tasının içine batırdım. Büyük bir kaşık tabağıma alırken karşımdaki 40'lı yaşlardaki karizmatik aşçı kaşlarını çatıp bana bakıyordu. Yeni yaptığı sosis tava anında yarılanırken bana yapmacıkça gülümsedi , küfür edercesine. Omuzlarımı silkip yumurtaların bulunduğu rafa geçtim. Otlu Fransız Omleti bana göz kırparken dikkatlice tabağımın ortasına yerleştiriverdim. Hamur işi reyonundanda çikolatalı 2 tane ve sadeden 1 tane kruvasan alarak sol taraftaki tekli masalardan birine aldığım yemekleri koydum. İçecek istercesine gözlerim etrafta içecek reyonunu ararken çay mı içsem diye düşünmekten kendimi alamadım. Ama bizim çayımızla alakası olmayan bir çayı içip mideme haksızlık edemeyecektim. İçecek reyonunu nihayet tatlı reyonunun orada görünce adımlarımı hızlandırarak oraya kısa bir sürede vardım. Vişne , portakal , nar , şeftali suyu içecek reyonunda dizili bir halde dururken şeftali suyundan bir tanesini de odaya götürme bahanesiyle iki tane aldım. Vakit kaybetmeden arkama döndüğüm an sert bir şeye toslayıverdim. Alnımı refleksle tutarken ağzımdan bir inleme kaçmıştı. Düşmemek için de sabit durmaya çalışırken birisi iki kolumdan tutarak sabit durmamı sağladı.

love of madmanDes histoires addictives. Découvrez maintenant