"Efendim anne"
"Hala uyuyor musun sen kalksana"
"Ya anne alarm diye bir şey var hani. Kuruyorsun vakti gelince durmuyor zaten sen merak etme"
"Kızım ondan mı diyorum kahvaltı yap öyle git okuluna"
"Anne birazdan ararım seni ama lütfen şu anda uyumama izin ver"
Diyip cevap vermesini beklemeden kapattım. Telefona bakıyordum ama güneş içeri vurduğu için yansıyordu bu yüzden bir şey göremiyordum. Elimi gözlerimin üzerine gölge yapıp saate baktım. Çok erkendi bu yüzden tekrar uyumaya karar verip yorganı kafama kadar çektim ve kendimi uykunun kollarına attım.
Sıkıcı bir hayatın yanında buna yalnızlıkta ekleniyordu. Ailem vardı evet ama onlarla yaşayamıyordum çünkü okumak için İstanbul'a gelmiştim. Onlar ise Antalya'da yaşıyorlardı. Bir ev arkadaşı arıyordum ancak bu konudan anneme bahsettiğimde, "İstanbul orası kimseye güven olmaz" demişti ah işte anneler... Boz kolejinde okuyorum. 11. Sınıfım ve seneye sınavım olduğu için derslerim hariç hiç bir şeye kafa yormuyorum. Annem her ay düzenli olarak bana belirli bir miktarda para gönderiyor, ve bana hayliyle yetiyordu.
***
Alarm sesi ile korkarak gözlerimi açtım. Söylenerek telefonu elime alıp alarmı kapattım ve yüzümü ovuşturarak lavaboya gittim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra ılık bir duşun fena olmayacağını düşündüm. Kıyafetlerimi hazırlayıp duşa girdim.
***
Saçlarımı kurulayıp mutfağa yol aldım. Krep yapmaya karar verdim ve gereken malzemeleri hazırlayıp tezgahın üzerine koydum. Karışımı hazırladıktan sonra kahvaltılıkları çıkartıp kendime güzel bir masa donattım. Saate bakmayı da ihmal etmiyorum. 1 saat sonra dersim var bu yüzden acele etmem gerekiyor.
***
Güzel bir kahvaltı sonrasında masayı toplayıp odama geçtim. Yatağımı da topladıktan sonra yatak başlığımda ütülenmiş bir şekilde duran okul kıyafetlerimi üzerime geçirdim.
Altına siyah spor ayakkabılarımı giyip, bileğime halhalı, boğazıma ucunda kar tanesi olan zarif bir kolye taktım. Saçlarımı taraktan geçirdikten sonra üzerime bir fıs çilekli parfümümden sıktım. Favorim buydu işte :) Sırt çantamı takıp telefonumu çantanın içine attım. Gitarımı da elime alıp, anahtarlarımı unutmadan evden çıktım. Merdivenlerden ritim tutarak inmeye başladım. Bugün çok güzel bir gün olacak hissediyorum. Çantamdan kördüğüm olan kulaklıklarımı çıkarttım. Olamaz. Dakika bir gol bir. Oysaki her zaman elime dolayıp düzgün bir şekilde çantama koyuyordum. Her neyse. Kulaklıkları çözmeye çalışırken birinin bana
omuz atmasıyla tüm vücudum sarsıldı. "Oha oha" diyerek kim olduğuna baktığımda karşımda mini etekli ve sıfır kollu bir tişört giyen, saçlarının sarışından gözlerimi kanatan bir kız vardı.
"Önüne baksana be!" Diye çemkirirken sesinin inceliği yüzünden yüzümü buruşturdum. Ah kulaklarım!
"Bana çarpan sizdiniz hanım efendi" dedim az önce 'oha' dememe rağmen üslubuma dikkat ederek. Alayla güldü. "Seninle uğraşamayacağım, varoş" diyerek yoluna devam etti. Sinirden küplere binmiştim. O kim oluyor da bana varoş diyor. Sinirli bir şekilde kulaklıklarımı çantama attım. Yelloz seni. Sen kimsin ya, hem suçlu hem güçlü. Hem söylenip hem yürüyordum. O kadar sinirlenmiştim ki adımlarımı sinirle atıyordum. Kolumun biri tarafından tutulmasıyla durdum. Önüme geçen, 1.85 boylarında kumral, kıvırcık saçlı bir çocuk vardı.
"Dosyanı düşürdün"
Dedi ve soluklandı. Gitar kabımın cebine koyduğum akor dosyamdı. Fermuarı çekmeyi unutmuşum sanırım.
Dosyamı uzatırken, "Teşekkür ederim" dedim ve dosyamı aldım "Rica ederim" dedi ve 32 diş gülümsedi. Ben gülümseyerek karşılık verdim.
Dişleri çok güzeldi, inci gibiydi. Saçları uzundu ve marula benziyordu. Yanaklarında ve burnun üzerinde ki çilleri çok tatlı gözüküyordu. Kemikli yüzü ona yakışıyordu. Dudakları çilek rengindeydi. Gözleri tabi, biraz küçük olsa da zeytin gibi kapkaraydı.
Ona dalmışken gözlerimin önünde bir sağ bir sola hızlı bir şekilde sallanan bir el belirdi. Kendime geldiğimde bu sefer ciddiyetimle suratına baktım. Bana bakıp gülüyordu. Ama güzel gülüyordu yani. "Tekrar teşekkür ederim" diyip arkamı döndüm ve adımımı atacakken tekrar kolumu tuttu. "Adın ne?"
•16.06.2019•
YOU ARE READING
Gökyüzü'm
RomanceHafiften esen rüzgar, dağıttı saçlarımı. Yüzümdeki saçları kulağımın arkasına koydu, ellerini yanaklarıma yerleştirdi. Gözleri öyle parlıyordu ki, annesi gibi hissettim. Ona şeker almışımda hemen paketini açacak gibi. Araladı dudaklarını. "Gökyüzüm...
