Çantamdaki telefonum titrediğinde artık yere fırlatmak istedim. Üç gündür sürekli beni bilmediğim bir numara arıyordu ve bir türlü aramayı bırakmıyordu. Birkaç kez açmak istemiştim fakat hemen kapanmıştı. Sanki aramıyor, çaldırıyordu.
Öfkeyle bakarken yeniden çantama koydum telefonumu.
"İlay, açsana artık şu telefonu. Üç gündür arıyor, bir derdi var belli ki. Mehmet amcaya söyleyelim halletsin."
Oflayarak Kübraya döndüm.
"Babamın karakterini biliyorsun Kübra. Ona söylersem kıyamet kopar, arayan kişi ölür."
Gözlerimi büyüterek söylediğim son cümleye karşı güldü.
"Öf, ben çok merak ediyorum. Belki gizli aşığın falandır. Geberiyordur aşkından, aradığında da çaldırıp kapatıyordur çünkü yüzü yoktur konuşmaya."
Durdu ve devam etti.
"Ha olamaz mı?"
Kafasına hafif bir şekilde vurdum.
"Senin hayallerin de ne kadar boktan ya. Gizli aşığım olsun istemiyorum ben, gerek duymuyorum. Sınavı atlatmamız gerek bizim, gizli aşık zamanı mı?"
Gözlerini devirdi.
"Bu dershane bitirecek beni. Üniversiteyi kazanamazsam da annemler."
Ağlamaklı surat ifademle ona katıldım. Dersler çok ağırdı, üstesinden gelebiliyordum ama çok yoruyordu.
Kübrayla biraz sohbet ede ede durağa varmıştık. O otobüse binip giderken ben de sırtımdaki, yaklaşık beş kilo olan çantayla babamı beklemeye başlamıştım. Dokuz dakika sonra kendileri teşrif etmişti. Yavaşça arabaya binip kemerimi taktım.
"Tam dokuz dakika geciktin Mehmet. Kübrayla yaptığımız sohbeti sayarsak on beş dakikaya falan geliyor."
Ona arada ismiyle hitap ediyordum, açıkcası bunu saygısızlık olsun diye değil, kendini genç hissetsin diye yapıyordum. Direksiyonu kırarak yola girdi.
"Saate bak."
Arabasındaki saate baktığımda 15:01 olduğunu gördüm.
"Senin saatin yanlış babacığım."
Telefonumdaki saate baktım.
"Saat 15:16."
İnanamayarak telefonuma baktı.
"Burada benim suçum yokmuş o zaman İlaycığım değil mi?"
Omuz silktim.
Başımı pencereye çevirdiğimde yanağımdan makas aldı. Ters ters ona baktım.
Agresif bir kızdım, birisinin bana dokunmasını sevmezdim, bu kişi abim ve ya babam da olabilirdi fakat sevmiyordum.
Eve varmamıza çok az kalmışken telefonum çaldı.
Yine o numara...
Sinirimi babama belli etmemeye çalışarak telefonumu çantama attım.
"Kimdi arayan?"
Babam kısa bir sürelik gözünü yoldan çekip bana bu soruyu sordu.
"Şey..Mine ya, okuldan. Eve giderken ararım."
Onaylarcasına salladı başını. Babam bana inanırdı ve çokca da güvenirdi. Zaten ona yalan pek söylemezdim ama bu lanet numara yüzünden söylemiştim.
Eve varır varmaz odama girdim ve mesaj yazmaya başladım.
Siz: Beni bir daha ararsanız sizi ihbar edeceğim.
Siz: Ayrıca ihbar edeceğim şahıs bizzat babam olacak.
Siz: Açmadığımı gördüğünüz halde beni aramaya devam etmeniz..Bana aşıksanız yüzüme söyleyin, cesaretsizce arayıp hemen kapatmayın!
Cevap kısa sürede gelmişti. Açıkcası bu beni şaşırtmıştı.
Bilinmeyen Numara: Hanımefendi, ben postacıyım ve mektuplarınız için sizi rahatsız ediyorum.
Bilinmeyen Numara: Ayrıca aşık olursam size niye olayım Allah aşkına. Çirkefliğinize bir bakın!
Bilinmeyen Numara: Ve kontörümü de sizin için harcayamazdım.
Ne?
Mektuplarım için mi?
Tanrım, ne yapmıştım ben?
^^^
Selam! O kadar özledim ki buraları. Taslaklarımda olan kurgularımdan biri olan "Postman"i sizlerle de paylaşmak istedim. Her gün birkaç bölüm atmaya çalışacağım, yorumlarınızı merakla bekliyorum.
YOU ARE READING
Postman||Texting
Romanceİlay ve Postman'in derin ve bir o kadar romantik hikayesini okumaya hazır mısınız? **** Siz: Beni bir daha ararsanız sizi ihbar edeceğim. Siz: Ayrıca ihbar edeceğim şahıs bizzat babam olacak. Siz: Açmadığımı gördüğünüz halde beni aramaya devam etmen...
