BÖLÜM 1: VAVEYLA

212 13 54
                                        

Ana rahmine düşen bir bebeğin kendi gölgesini görme çabaları gibi boşluk olan derin düşünceler arasında mı yüzüyorum bu manasız çukurun dibinde?

Halüsinasyonlar görme evrelerim çoktan bitmişti ama eksik olan bir şeyler hala fütursuzca beynimde dolaşıyor. Elimi kalbime koydum ve atışını dinledim. Olabildiğince hızlı atıyor ve sanki eksik olan parçamı bulmuşçasına korkuyordu. Sakin olmalıydım. Hızlı hareket etmem benim aleyhime olucaktı.

Çevreme bakındım, hiç kimse yoktu ama yine de milyonlar tarafından izleniyor gibi tedirgindim. Ellerimden akan kana baktım, az önce ki olayı yaşamamış olsam kendimi bir kan kuyusunun içinde uyandığıma inandırırdım ama değildi. Tek başıma ne yapacağımı bilmeyip çaresizce etrafa bakınmak ise tam benim gibiler içindi.

Cebimden telefonumu çıkararak son çare olarak Atakan'ı aramaya karar verdim. Bu olayda bana yardım edebilecek ve koşulsuz güvendiğim tek ruhsuz insan o'ydu.

Bir kaç çalıştan sonra Atakan uykulu bir sesle telefonu açtı ve "Efendim bebeğim?" dedi. Başka zaman olsa bebeğim kelimesine takılıp tüm gün onu düşünürdüm ama o kadar korkuyordum ki titremekten konuşamıyordum bile.

"Yardım etmen gerek. Ben çok kötü bir şey yaptım." Dedim dilim ve dişim arasında çıkan uğultulu bir sesle. Atakan'ın endişeli sesi "İyi misin?" diye defalarca kez tekrarladı. Ama ben cevap veremeyecek kadar yorgundum ve sanki ses tellerim kopmuş gibiydi. Konuşma yetimi kaybettiğimi düşündüm.

Atakan ise hala telefonun diğer ucunda konuşmam için çırpınıyordu. En son o da çaresiz kalarak sadece konum atmamı istedi ve attım. Şimdi yapmam gereken tek şey beş metre uzağımdaki ceset ile birlikte Atakan'ı beklemekti.
Çevreme bakındım. Düşüncelerim gibi sıkışık bir sürü ağacın olduğu bir yerdeydim. Etrafı aydınlatması için bir sokak lambası bile yoktu ki telefonumun flaşı ile korkmamaya çalışıyordum. Ama tedirginliğim zaman geçtikçe azalıyordu da. Sonuçta artık olan bir şeye üzülmek yersiz olurdu ve yapacağım seyleri düşünmek şu an için en akılcı hareketti. Beynimin içinde nasıl kurtulacağım sorusundan başka hiçbir şey yoktu.

Bir araba sesi duyunca olduğum yerde irkildim ve ayağa kalktım. Kimsenin beni görmemesi lazımdı özellikle elimdeki kan lekeleri ile. Yerden aldığım bıçağı kazağımın kolları arasına gizlerken bir ağacın arkasına saklandım ve gelen kişiyi görmeye çalıştım.

Korktuğum gibi olmadı gelen Atakandı. Beyaz spor ayakkabıları, siyah kot pantolonu ve üzerine giydiği deri ceketle her zamanki gibi aynı kombinleydi. Benim az önce olduğum yerde durmuş ve etrafına bakıyordu. Beni arıyordu.

Ağacın arkasından titreyen dizlerime aldırmadan çıktım ve Atakan'ın yanına yürüdüm. Ani bir şekilde yere düşme olasılığım beni çok korkutuyordu.
"Buralardasın.!" dedi Atakan elini saçlarıma atarak ve alnıma bir öpücük kondurdu o gerginlikten gram iz bulunmayan eşsiz ruh hali ile.
Yüzümü görmek için benden biraz uzaklaştığında bir şeyler olduğunu artık daha net anladığına emindim.
Çevresini inceledi önce. Sonra yüzüme baktı. Sonra tekrardan çevresini inceledi ve aynı anda görmekte olduğumuz cesedin yanına doğru koştu. Bende arkasından yavaş adımlarla ilerlemeye başladım.

"Bu ne!" Diye bağırdı dehşet dolu bir sesle. Gözleri fal taşı gibi açılmış ve yere diz çökmüş cesedi inceliyordu sadece.

"Pelin'e ne yaptın sen?" dedi histerik bir sesle. Ne yani onu üzmüş müydüm?
"Ben.. yapınca pişman oldum başta ama o da benim damarıma bastı. Hem sen sevinirsin sandım sonuçta kurtulduk ondan." dedim şaşkın bir sesle. Atakan uzun zaman sonra ilk defa korkunç bir ifade ile yüzüme baktı ve bileğimden tutup yanına çekti beni. Oturmam için zorladı. Muhtemelen onun da şoktan dolayı bacakları titriyor olmalıydı.

PROMAJA Povești de care să fii obsedat. Descoperă acum