(Bu girişin kitabın gidişatıyla bir ilgisi yoktur. Asıl kitap Bölüm 1'den itibaren başlamaktadır.)
*
Genç adam karanlığı delip geçen yüz hatlarıyla oldukça sinirli bir şekilde yürüyordu. Soğuk hava onun sert mizacına işleyemeyecek kadar pasifti.
Ağaçların rüzgârda savruluşu adama bir şeyler hatırlatıyordu. Belki de bu savruluşlar bugüne kadar bedenlerden ayırdığı ruhların süzülüşü gibi delicesineydi bu gece.
Öfkeliydi; bugün hiçbir ruha sahip olamamıştı ve gücünü kaybediyordu.
Yavaşça bastırmaya başlayan yağmur şehri sinsice etkisi altına almaya başlamıştı. Ürpertici soğuğu yeryüzüne aşılayan yağmur belki de büyük bir tehlikenin habercisiydi.
Adam, eve vardığında anahtarını eskimiş tahta kapıya sokup çevirdi. Islak küf kokan tahta kapı gıcırdayarak açılırken adam hiç acele etmeden içeriye girdi ve kapıyı sertçe itip kapanmasını sağladı.
Rutubet kokan evde dolanırken tahta merdivenlerden bodrum kata indi. Örümcek ağlarıyla bezenmiş bodrum katında ağların yanısıra bir tane bile örümcek yoktu. Belki de yaklaşan felaketin farkına varan örümcekler çoktan kaçmayı başarmıştı.
Adam yüzüne sıkılgan bir ifade takınıp yere oturdu. Sırtını kirlenmiş duvara yaslarken etrafı inceliyordu. İlk defa sessizlik onu huzursuz etmişti.
Güce ihtiyacı vardı. Bir vampirin kana susadığı gibi susamıştı ruhlara.
Bir anda örümcek ağların arkasındaki kahverengi masanın altından gelen tıkırtılar genç adamı harekete geçirmeye yetti. Masaya doğru emekleyen adam, sabırsızdı.
Grimsi, çirkin görünümlü yaşlı fareyle karşılaşınca kaşlarını kaldırıp düşündü. Onun ruhundaki güçle tamamen kendine gelemeyeceğinin farkındaydı ama bir başlangıç yapması gerekiyordu.
Fare, adamla karşılaştığında korkuyla sıçrayıp kaçmaya başladı. Adam sabırsızlığının verdiği arzuyla farenin peşine düştü. Örümcek ağlarının arasında tüm gücüyle kaçan fare, adamın sert hamlesiyle pes edilişe kazımıştı benliğini.
Genç adam, bir eliyle fareyi sertçe kavrarken, diğer eliyle farenin ağzını açtı ve dilinin hemen altındaki yumuşak tabakada bulunan bağı kopardı. Böylece ruh, adam teslim olmak zorunda olduğunu anlayacaktı.
Yaşlı fare çırpınmaya devam ederken, adam fareyi tüm gücüyle sıkarak karın bölgesine güçlü bir basınç uyguladı. Onun küçük ruhuyla tamamen kendine gelemeyeceğinin farkındaydı, bu yüzden biraz bile olsa gücünü toplayıp sahici avlar peşine düşecekti. Farenin hareketleri yavaşladıkça adam el basıncını azalttı.
Soğukkanlı olması gerekiyordu.
Yaşlı fare gözlerini ebediyete yumarken, genç adam küçük bedenden ayrılan güçsüz ruhu ele geçirdi.
Ruhun bedenden ayrılırken ki üç saniyesi; bedenin bugüne kadar sarf ettiği güçlerin toplamını yayardı. Ruh bedenden ayrılmaya çalışırken tüm gücünü toplayıp birden hareket ettiği için bu üç saniye, belki de canlının en güçlü olduğu anlardan biriydi. Adam bunu biliyordu ve yavaş yavaş, acı çektirerek hallediyordu işini.
Genç adam işini bitirdikten sonra cansız bedeni kenara fırlatıp yere doğru iyice yayıldı. Az da olsa gücünü toplamıştı ve morali yerine gelmişti.
Gücünü tekrar kaybetmeden ciddi bir ava çıkması gerektiği için ayaklanıp hızlı adımlarla dışarıya çıktı.
Dinen yağmurun bıraktığı soğukluk sessiz kasabanın içini ürpertmişti. Adam karanlık ve ağaçlı yolda ilerlerken rüzgâr sert uğultular çıkarıyordu.
"Ah," diye fısıldadı kendi kendine. "Karşıma çıkan ilk insanı parçalamadan kendime gelemeyeceğim."
Sert adımları yeri sallatacak kadar güçlü, ayın yansıttığı gölgesi belki kendisinden bile daha hırçındı.
YOU ARE READING
RUH ÇARKI - Ayşehir
Fantasyİçimde doğan bu yangının adı neydi bilmiyordum ama öyle bir hissi vardı ki, buz gibi havada ecel terleri döktürecek kadardı. Başımı gökyüzüne doğru kaldırdım ve bana eşlik eden aya baktım. O kadar parlak ve aydınlıktı ki; gecenin bir yarısı intihar...
