Bütün olanları, arkadaşlarımızı, evimizi bırakıp yola çıktığımızda yanımızda ne yiyecek ne de yardımcı olacak şeyler vardı.
İlk durak, evimdi. Gideceğimiz yer belliydi ama nasıl gideceğimizi bilmiyorduk. Daha nerede olduğumuzu bile bilmezken, yolumu bilecektik?
Herkes sessizliğe boğulmuştu, ben sadece evimi bırakmıştım geride. Onlarsa evden fazlasını, ailerini...
Annem, her zaman evi ev yapanın aile olduğunu söylerdi. Teknik olarak benim ailem hiç tam olmamıştı. Gerçek annem bilmediğim bir yerde, bilmediğim bir şekilde kayıpken nasıl aile olabilirdik ki?
Üvey diye geçen annem, bana hiç bir zaman ailemin eksikliğini hissettirmedi. Tek sorun babamdı, sarıldığı anları matematiği hiç de iyi olmayan birisi rahatlıkla sayabilir.
"Bir planımız var mı?" diyerek sessizliği bozdu Ashley.
"Alyssa teşekkür etmeye başlamadan önce plan yapsak iyi olur."
Nicholas'ın imalı sözleri üzerine, gülümsedim.
"Tamam neredeyiz bilen var mı?"
"Kamptan fazla uzaklaşmış olamayız ki bu bizim için hiç de iyi bir başlangıç değil."
"Burayı tanıyorum! Kampa ilk geldiğimde de tanımıştım, ailemle kampa gelmiştim buraya! Biraz sonra cadde var kamp arabası da oradan geçiyor hatta!"
Dulcie'nin ümit verici sözleriyle, yürümeye devam ettik herkesin anlatacak bir anısı olduğundan yol hiç çekilmeyecek gibi durmuyordu. Sonunda ki ödülle hem de.
Belli bir süre sonra Dulcie'nin "biraz sonra" tabirinin, biraz sonra olmadığını anladım.
"Biz mi çok yavaş yürüyoruz yoksa yol biraz sonra mı değil?"
diye homurdandığımda Dulcie rahatsız olduğunu belirten sesler çıkarttı.
"Mola vermeliyiz, yeterince uzaklaştık!"
Bulduğumuz ilk açık alana ilerledik ve çimlerin üzerine oturduk.
"Nöbetleşe uyuyalım, ilk ben nöbet tutarım."
Nicholas ilk nöbeti üstlenince, yorgunluktan itiraz edemedim ve ellerimi başımın altına alarak yere kıvrıldık.
Genelin aksine, rüyam gerçekten iç açıcıydı.
Beyaz tahtta oturmuş yüzü görülmeyen kadın mutlu bir şekilde etrafını süzüyor yanlış bir şey olduğunda, kaşlarını çatarak sinirli bir sesle konuşuyordu.
Genç kız, tahtın karşısında ki masada oturmuş önünde ki deftere bir şeyler karalıyor ara sıra etrafına bakıyordu.
O an görüntü değişti ve her yer karanlık oldu, uyanana kadar da bir daha aydınlanmadı.
Gözlerimi açtım, alıştığım tavan yerine bembeyaz bulutlar ve masmavi gökyüzüyle karşılaşmam olayın gerçekçiliğini kavramama yardımcı oldu.
Saat kaçtı emin değildim ama iliklerime kadar işleyen rüzgar ve serinlik, henüz sabahın erken saatlerinin olduğunun kanıtıydı.
"Ben uyandım Nicholas, uyu sen."
Nicholas, bunh beklermişcesine ellerini başının altına koydu ve oracıkta uyuyakaldı.
Rüzgar bana güç verircesine esiyordu. Temiz hava, bana yardımcı olurken gözüm titreyen Dulcie'ye takıldı.
Hiç düşünmeden ellerimi kaldırdım ve rüzgarı durdurdum.
Güneş, tepeden gülümseyince diğerlerini uyandırmak için ayağa kalktım.
YOU ARE READING
Neptün'ün Kızı
FantasyDigglemay, dünyamızdan çok farklı bir dünya.. Sınırsız yemek ve paranın,muhteşeşem evlerin olduğu bir yer.. Tanrıçaların, özel güçleri sayesinde diğer gezegenlerin saldırılarına karşı ayakta kalabilen bir gezegen.. Peki, bu gezegen neye karşı ayakta...
