Yosun yeşili gözler bir buz dağını andıran öfkeli gözlere korkuyla çevrildiğinde, gece yarısı ayazı genç kızın kızıl saçlarına vuruyordu. Soğuktan olsa gerek çillerle kaplı yanakları kızarmış ve az sonra üşüyen yanakları gözyaşları eşliğinde ıslanmaya başlamıştı. Korku, endişe ve bir bilinmeyenin getirdiği o çaresizlik duygusu tüm benliğini kaplayıp zihninin köklerine kadar çürüten bir zehir misali yayılmıştı. Bu duygular eşliğinde titreyen elini adamın elinden kurtarmaya çabaladı fakat pek başarılı olamamış, bu yüzden titrek bir sesle yalvarmayı denemişti. "Lütfen Fenris! Bırak gideyim." Cılız ses iki dudağın arasından çıkan soğuk hava buharına karıştı ve adam isminin hakkını veren bir canavar misali genç kızın diğer kolunu da kavradı ve kaçmasını engelledi. "Her şeyi gördün... Seni bırakacak kadar aptal olduğumu mu sanıyorsun?" Genç kız kolunu sertçe çekti, çırpındı ve tüm gücüyle kurtulmak için çabaladı fakat nafileydi şayet adam ondan bir hayli güçlüydü ve eli bir mengene gibi genç kızın kolunu morartırcasına sıkıyordu.
"Söz veriyorum, kimseye tek bir söz bile söylemeyeceğim." Yalvarmalarının nafile olduğunu bilse de hayatı için mücadele etmekten vazgeçmiyordu. Hayat... İşte tüm çaresiz çırpınışlarının ve insanoğlunun zaafının olduğu tek gerçekti, kimileri tarafından zorla alınır, kimileri tarafından elde tutulmak için çabalanırdı. "Seninle henüz işim bitmedi." Adamın sesi keskin sözleri katı ve imalıydı. Genç kızı peşinde sürüklemeye başladığında denizden gelen dalga sesleri artmaya ve rüzgâr sertleşmeye başlamıştı, genç kız olanca gücüyle bağırdı ve yardım çağırmaya çabaladı. Gecenin sessizliğini bozan bu çığlıkların ardından bir boğuşma ve direnme gerçekleşti. Kızın kafasına sert bir cisim indiğinde gözleri önce bulanıklaştı, ardından ılık bir sıvının yanağına doğru kaydığını hissetti, gözleri kararmış ve olduğu yere çoktan yığılmıştı, adam tüm bu hengâmeden hıncını iyice alamadığını fark ettiğinde genç kızın karnına tekmeyi savurdu. Otuz beş yıldır süregelen bastırılmış öfkesini kızın savunmasız bedeninden çıkartıp, homurdandı ve karanlığa karışıp sessizliğin arasında kayboldu.
Gökyüzü lacivertin tonlarından yavaşça sıyrılmaya başladığından bu yana, genç kız aradan tam olarak kaç saat geçtiğini idrak edememişti, gecenin ardından güneş ışıklarıyla kızıl saçlı kızın hayatta kalmak için direnen bedeni aydınlandı. Nefes alıp verişleri ve nabzı yavaşlamaya başlamıştı. Rıhtımın ötesinden bir adam, genç kızın çöp konteynırının dibinde yığılı duran bedenini fark etti ve diğer adamlara endişeyle seslenip çağırdı.
"Çabuk ambulans çağırın! Çok fazla kan kaybetmiş!" Her şey bulanıklaşmıştı, bir sedyeye yerleştirildiğini hissetmişti, uzaktan korku dolu sesler geliyordu. Genç kıza ne olmuştu? Yılın büyük haberi olabilirdi. Bu bölgede ilk kez biri yaralanmıştı. Kız acıyla inledi. Ambulans hızla hastaneye doğru yönlendi ve dakikalar sonra hastane koridorlarında koşturmaca başladı. Diğer taraftan koridorun ucunda hastane odasından bir ceset çıkartılıyordu, yanında uzun boylu, genç bir erkek bedeninin koşturduğunu az çok görebiliyor fakat yüzünü seçemiyordu. Genç kız kızıl saçlarla çevrili başını son kez güçlükle çevirdi, yanından geçirdikleri üstü örtülü sedyeye son bir kez daha dikkatle baktı ve son nefesini verdi. Artık o da diğerleri gibi morga kaldırılacaktı ve bir bilinmezin ortasında yok olup gidecekti.
Morga iki yeni ceset getirilmişti. Cesetlerden biri kızıl saçlı yirmili yaşlarında genç birine aitti, bir diğeri ise yine yirmili yaşların sonlarında genç bir kadına... Morg görevlisi dedektifi içeri soktu. Dedektif aceleyle hareket edip yanlış cesedin yüzünü açmıştı, geceden kalma hallerine içinden söverek örtüyü kapadı. "Bayan Bellatrix Burton 29 yaşında." Dedektif, morg görevlisine ters bir ifadeyle bakarak konuştu. "Evet, açıklama yapmana gerek yok ayak kısmında künyesi takılı..." Morg görevlisi iç geçirip Dedektifi umursamıyormuş gibi konuştu. "Yazık oldu, çok güzel bir yüzü varmış..." Dedektif Adams adamı kabaca bir hareketle iteleyip diğer sedyeye yaklaştı.
"Eva Mikhailov. Rus kökenli bir genç, ailesini aradık fakat kimseye ulaşamadık." Dedektif Morg görevlisinin düşük çeneli olduğunu idrak etmiş olmalı ki sabırla iç geçirdi ve cesedin başına yaklaştı, örtüyü sonuna kadar çekti, vücut berbat hale gelmişti, katil her kimse kızı fena hırpalamıştı, vücudun çeşitli yerlerinde boğuşma ve darp izleri görülüyordu fakat yine de kadavra sonuçlarını beklemek zorundaydı. Dedektif cesedin üzerine dikkatle eğildi, darp izlerini daha yakından kontrol etmesi gerekiyordu, kızın sol kalça kemiği kırılmış olmalıydı, nasıl bir manyakla karşı karşıya olduğunu merak ediyordu. Tam o sırada arka tarafında kalan sedyede kıpırdanma oldu ve aniden doğrulup donmuş bir vaziyette gözlerini önünde duran morg görevlisine dikti. Çıkan sesle tüyleri diken diken oldu... Morg görevlisinin hemen arkasındaki yere şok geçirmiş bir ifadeyle baktığını görebiliyordu, rengi iyiden iyiye atmıştı. Dedektif tedirgin bir şekilde arkasına, Morg görevlisinin baktığı yere yavaşça döndü.
Önce parmaklarını oynattığını hissetti, üşüyordu, sanki bayılmışta bilincini yeni kazanıyormuş gibi hissediyordu, ilk başlarda koca bir karanlığın ortasındaydı sonrasında gözlerini kırparak açtı, koca bir tavan ve garip aydınlatmalar gözlerini acıtıyordu... Sonrasında işitme duyusunu yeni kazanmış gibi sesler işitti ve aniden doğruldu, bilinci yerine gelmişti fakat henüz idrak edemediği şeyler olduğu aşikârdı. Önce sedye üzerinde dengesini sağlamaya çalıştı, neden buradaydı ki? Bu sedye üzerinde ne işi vardı? En son hatırladığı şey annesiyle kavga ettiği ve evden koşarak çıktığıydı. Yüzünü kapayan koyu renk saçları itelerken kafası karıştı, saçları annesini sinir eden kızıl tonlarındaydı, hangi ara siyaha boyanmıştı? Ya da koyu kahverengi... Her ne haltsa.
Düşüncelerinin ardından bu saçma yerden kurtulmak için ayaklarını aşağı sarkıttığında dengesini kaybedip yere yığılmıştı. Kulaklarında tek bir ses çınlıyordu... "Her şeyi gördün... Seni bırakacak kadar aptal olduğumu mu sanıyorsun?" Bir anda bağırmaya başladı ve çıplak bedenine baktı. Neden buradaydı? Karşısında duran adamların şaşkın yüzlerini gördüğünde ve nerede olduğunu fark ettiğinde daha fazla korkmuş ve çığlık atmıştı. "Neden buradayım? Burası... Burası..."Bir şey söyleyemiyordu, sedyenin üzerinden örtüyü çekti ve üzerine doladı. Tam o sırada yeni doğmuş bir ceylan gibi ayaklarının üzerinde durmaya çalıştı. "Hayır, hayır... Bacaklarım bu kadar uzun değil." Adamlardan birinin sesini duydu, koyu renkli saçları bir kez daha yüzünden çekti, adam doktoru çağırması gerektiğini söylüyordu. Ne doktoru? Böyle bir şeye ilk defa tanıklık ediyor gibiydi. Genç kadın sendeleyerek Morgdan çıkmak için harekete geçti fakat tam karşısında sedyenin üzerinde kendi vücudu, kendi yüzü duruyordu... Bir sedyenin üzerinde, hırpalanmış ve berbat bir hale gelmiş şekilde. Bu bir kâbus olmalıydı. Adam kendisine uzanmaya ve tutmaya çalıştı fakat genç kadın ondan kolaylıkla kurtulup koşturmaya başladı. Çıkışta bir yerlerde camdaki yansımasını gördü ve yüzünü avuçları arasına aldı. "Bu ben değilim! Bu ben değilim, bu ben değilim..." bu sözcükleri defalarca kez ardı arkası sıraladı ve bedenin tüm kontrolünü yitirmeye başlayıp yere yığıldı.
İki saat sonra...
"Bayan Bellatrix kendine gelmek üzere Bay Kane." Hastane odasının kapısı açıldı ve uzun boylu, ince yapılı bir Asyalı içeri girdi. "Bunun nasıl olduğunu bilmiyorum, yani eşinizi bana getirdiğinizde çoktan ölmüştü, bir müdahale yapamadığımı size..." Doktorun lafı bölünmüştü şayet Bellatrix yatağında kıpırdandığında doktor genç kadına doğru bir hamle yaptı. İyi olup olmadığını kontrol etmek istiyordu. Genç kadın gözlerini bir kez daha kırparak açtı. Hiçbir şey hatırlamıyordu, bir şeylerin ters gittiği barizdi, içinde büyüyen sıkıntıya engel olamıyordu. Doktorun arkasında duran adam öne doğru çıktı ve buz tutmuş ellerini kavradı. "Bu da kim?" Genç kadın elini geri çekti. "Bay Kane, eşiniz..." Doktor anlamaya çalışırcasına kısa bir an genç kadının yüzüne baktı. "Vay be! Garip bir cazibesi var ama adam bebek yüz değil, yani buradan bakıldığında bir psikopata benziyor ama hayır, bu herif benim kocam olamaz, şimdi bırakında gideyim..." Genç kadın kolundaki serumu sertçe çıkarttı ve yataktan doğrulmaya çalışırken bir kez daha bayılıp yere yığıldı.
YOU ARE READING
Karma
FantasyEva'nın tek istediği sıradan, sorunsuz bir hayattı fakat bu istek ona çok görülmüştü, tüm yaşam hakkı elinden zorla çekilip alınmış ve sonrasında bir kez daha yeni bir hayata gözlerini açmıştı. İkinci bir şans, ikinci bir hayat ve sevebileceği bir a...
