Hangi gözler bakar senin gibi?
Sonbahar saklıdır irislerde,
Biraz mavi, biraz kahve,
Ama çokça yağmur.
Buğu...
Sihirli bir kapıdır gözler.
Ve o gözlere yarışır bir gece,
Geçirtmek ister bu aciz ruh.
Sonbaharına ortak olabilmem için,
Göğü dolunay ele geçirdiğinde,
Bekliyor olacağım yağmurunu.
~~~
Bir erkeğin duygularını basit bir kâğıt parçasına, böylesine kısa ama yoğun bir şekilde dökebilmesi mümkün müdür? Böylesine?..
Kâğıt bunu kaldırabilmiş gibi duruyordu, güzel el yazısı güçlü ellerinin çizgisini takip ederken gözlerimle olabildiğince okşamaya çalışmıştım kelimeleri ve berrak anlamlarını.
Yıl sonu balosuna davet için evime yollanmış resmi kartpostalın hemen altına sıkıştırılmış bu ünlem dolu cümleler kalbimde yersiz bir ağrıya neden olmuştu. Öyle bir ağrıydı ki bu, saatlerdir yüreğime çöreklenmiş; bir sirk cambazının sinsi, kendinden emin ve huzursuz edici sırıtışını getirmişti gözlerimin önüne, ister istemez.
Kırmızı.
Renklerden yalnızca biri.
Bu ana renge yüklenmiş görev toz pembe hayaller peşinde koşan genç kızların naif duyguları tarafından mı yoksa şehvet düşkünü, cinselliği tatmış ve ömrünün sonuna dek yılmadan o genç kızların kalbini kırarak tadacak olan erkekler tarafından mı verilmişti?
Nihayetinde, kırmızının hormonlara uyandırdığı etkinin gücü yadsınamazdı ve bilinçaltım bunu bile bile, belki de dolunayın hâkim olduğu geceye en çok yakışacak rengi seçmişti, farkında olmaksızın. Sarı saçlarım da bu dolgun, manası yoğun rengi kabullenir gibi bir edayla, ay ışığının parıltılarını emmek için şevkle salınmıştı omuzlarıma.
Hayır. Farklıydı bu geceki kırmızının nedeni.
Bana duygularını böylesine açık yüreklilikle, doyumsuz şelaleler misali açan adamı daha da etkilemek istiyor, onu pençeme geçirip iltifatlarına iltifat katmak istiyordum.
Bu gece masum değil, masum çok uzak.
Bu gece açılacaktı ona olan hislerim, sevda uzun bir şerit gibi dünyamızı pespembe sararken dönecekti etrafımızda, kızaracaktı yanaklarımız.
Her yıl sonu balosunda, genç aşıklar yapmaz mıydı bunu?
Salına salına, seke seke atılan adımlar... Ağzımda hoş, şen bir şarkı tutuşmuşken makyajımın son demlerini de tamamlamamla kapı ağzından uşaklardan birinin sesi "Leydi Myrna? Hazırsanız arabanız sizi balo salonuna götürmek için yukarıda beklemekte Efendim," diye şakıdı.
Dizlerime bile gelmeyen kırmızı kabarık mini elbisem ve raks eden saçlarımla, süratle atan kalbimle hiç olmadığım kadar hazır hissediyordum kendimi.
Kısa bir şiir meğerse nasıl ansızın yakalayıverip hayatına anlam katabiliyormuş insanın, bugün en güzel şekilde deneyimleyebilmiştim.
Teras kata açılan merdivenleri ince topuklularla nasıl çıktım, bilemiyordum. İnsanların "Kalbim ağzımda!" dedikleri his tam bu olmalı diye düşünürken atmıştım kendimi metalik rengi arabanın arka koltuğuna ve hemencecik seyre dalmıştım dolunayı.
YOU ARE READING
Mürai
FantasyMyrna, Seçkinlerin Üniversitesi'nin öğrencilerinden yalnızca biriydi... Yıl sonu gelmiş, koca bir dönem bitmiş, her dönem sonu düzenlenen baloya katılmaya hak kazanmıştı! Sevdiği adama hislerini açmak için daha güzel bir fırsat daha konulamazdı önü...
