1

6 1 0
                                        

    
      Üzerindeki hasta kıyafetleri ile tarif edilemez bir acı içinde sedyesinde uzanıyor, hemşire ve doktorların endişe dolu bakışlarını görmezden gelip doğrudan tavana bakarak ağlıyordu. Yorulmuştu. Öldüğünü düşündü. Ölüp cennete gittiğini. Tanrım, diye düşündü. Tanrım, lütfen canımı al. Ve simsiyah gözlerini, ölmeyi dileyerek kapattı. Sadece on bir yaşındaydı.

                                 ♧

       Gözlerini açtı. Ahşap başlıklı yatağında doğruldu. Büyük penceresinden içeriye güneşin ışığı vuruyordu. Bir rüya görmüştü, ama hatırlayamıyordu. Terliklerini giydi ve kaldığı odanın kapısını açıp koridora bir adım attı.
1800'lerden kalma gibi görünen bu evde banyo, koridorun sonunda, soldaydı. Sağda ise alt kata inen merdivenler vardı. Yürüdü, banyoya girdi ve kapıyı kapattı. Aynada kendine bakmadan önce, ellerini lavaboya dayadı, gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Kafasını kaldırdı ve aynaya baktı.

       On altı yaşındaydı.

        Siyah renk gözleri ve siyah, kısa saçları vardı. On bir yaşında yakalanıp beş yıl boyunca peşini bırakmayan hastalığını, birkaç ay önce , sonunda onun bedenine uygun organlar bulununca yenebilmişti. Bu beş yıl içinde okula gidememişti ve çok eskiği vardı. Yanında yaşadığı büyük halası, derslerindeki eksiği kapatmak için eve özel öğretmenler getirtiyordu.

     Musluğu açtı ve soğuk su ile yüzünü yıkadı. İşini hallettikten sonra banyodan çıktı. Gıcırdayan merdivenlerden inerek alt kata, mutfağa girdi. Büyük halası Ecaterina Hala, kahvaltı hazırlıyordu. Akrabalarının bir kısmı yunandı ve Fedora, ailesini trafik kazasında kaybedince İstanbul'da, babasının halasının yanında yaşamaya başlamıştı.

     "Günaydın Fedora. Kahvaltı hazır olmak üzere. Kahvaltıdan sonra neden biraz dışarı çıkmıyorsun? Hava bugün çok güzel. Senin gibi genç bir bayan tüm gününü evde geçirmemeli değil mi?" Yetmiş yaşının sonlarında olan bu Ecaterina Hala, yaşam enerjisiyle yaşıtlarına taş çıkarıyordu. Fedora halasının yeşil gözlerine, düz burnuna, ince çenesine ve beyaz, uzun saçlarına baktı. Gençken çok güzel olmalı, diye geçirdi içinden.

     Kahvaltıdan sonra Fedora eski ahşap evden çıkıp İstanbul'un ara bir mahallesinde, yeni yeni öğrenmeye başladığı sokaklarda yürüdü. Elleri ona fazlasıyla büyük gelen sarı ceketinin cebinde, bir kulağında kulaklık takılı, müzik dinleyerek ilerliyordu. Birden bire müziğe eşlik eden bir ses duydu. Kulaklığı çıkardı ve etrafı iyice dinledi. Ses kesilmişti. Çok tuhaf, dedi içinden. Bu şarkıyı çok kez dinlemişti ancak şarkıda böyle bir ses yoktu. Kulaklığı tekrar taktı. Ve aynı sesi tekrar duydu. Yeter bu kadar diye düşündü ve şarkıyı kapattı. "Hey! Neden böyle bir şey yaptın?! En sevdiğim şarkılarfan biriydi o!" İşte bu ses, şarkıya eşlik eden sesti. Etrafına bakıyordu ama kimse yoktu. O zaman bu ses de neyin nesiydi? "Kimsin sen? Neredesin!"

     "Ben senin içindeyim Fedora. Amacı olan bir ruh bir aracı bulup bu dünyadan asla ayrılmaz. Ben de aracı olarak seni buldum, ve sen benim amacımı gerçekleştirmediğin sürece gitmeyeceğim.

     İşte bu, Fedora'nın hayatını tamamen değiştirecekti.

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Sep 29, 2018 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

Tutsak RuhWhere stories live. Discover now