a bond full of wounds

931 94 244
                                        


Kapıları çalan benim 
kapıları birer birer. 
Gözünüze görünemem 
göze görünmez ölüler. 

Saçlarım tutuştu önce, 
gözlerim yandı kavruldu. 
Bir avuç kül oluverdim, 
külüm havaya savruldu. 

Benim sizden kendim için 
hiçbir şey istediğim yok. 
Şeker bile yiyemez ki 
kâat gibi yanan çocuk. 

Çalıyorum kapınızı, 
teyze, amca, bir imza ver. 
Çocuklar öldürülmesin 
şeker de yiyebilsinler.

Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Nazım Hikmet



* Lütfen, Fazıl Say & Gökçe Çatakoğlu - Kız Çocuğu

&

Eric Clapton - Tears in Heaven ile okuyun.






Yine aymaya çalışan bir günün sabahı. Aceleci arabalar ve aceleci insanlar gelmeden önce durgun olan sokaklar. Milyarlarca ağacın içinde sessizce büyümeye çalışan fidan, sayılamayacak kadar çok deniz kabuğunun yanında bir kum tanesi ve milyarlarca bedenin içinde yalnız ben. Daha önce var olmuş birçok çocuk gibi. Sokaklarda yürürken fark etmediğiniz onca bedenden biriyim ben. Küçüğüm diye mi göremiyorsunuz beni? Yoksa asfalt tozunu yutmuş elbiselerim mi örtüyor üstümü?

Hani şanslı doğan çocuklar vardır ya, şanslıdan kastım kocaman evlerde, lüks arabalarla, özel öğretmenlerle yaşaması falan değil. Sadece bir aileye sahip olması. Bir anne, bir baba. Tıpkı bunca yıldır olması gereken ve her yaşamda olan gibi. Bir aile. Ama ben bu bahsettiğim hayata çok uzağım. En yakın olduğum zamanlar ise sokakta yalnız başıma soğuk bankta otururken önümden geçen mutlu ailelere baktığım günler yalnızca.

Esen rüzgar sonucu yırtık hırkam üzerimden sıyrıldığında uzun süredir kapalı olan gözlerimi açtım. Yattığım banktan kalktığımda güneş batmak üzereydi. Bundan önceki her gün gibi, yine karnım açtı. Midemi yemekle doldurabildiğim günler sayılıydı. Yiyecek hiçbir şey bulamadığım zamanlar çok olurdu. Çok az bir miktar param olmasına rağmen paramı hiç harcayamazdım. Hep zor günler için kalsın derdim param. Aslında yaşadığım günler başından beri zordu, daha ne kadar zorunu beklediğimi bilmiyordum.

Akşam hava daha fazla kararıp sokaklar insanlarla dolup taştığında; ben, küçük bedenim ve bedenimi saran yırtık ve kirli kıyafetlerimle sokaklarda yürüyorduk. Kimse benim farkımda bile değildi. Alttan baktığım bedenlerin hepsinin acelesi varmış gibiydi. Hiçbiri gülmüyordu. Gördüğüm tek şey boş ifadeler ve hızlı bedenlerdi.

Dışarıya sandalyelerini koymuş restoranlardan birine doğru yol aldım. Tek istediğim karnımı doyurabileceğim bir yiyecekti. Gözüme kestirdiğim birinin yanına gittim.

Görüşümü kapatan dağınık saçlarımı geriye doğru atarken konuştum. "Abla çok acıktım. Bana yardım eder misin?"

Karşısında oturan arkadaşı ile konuşuyordu. Sesimi duyunca bana doğru döndü ve iğneleyici bakışları ile üzerimdekileri süzdü. Kendimi çıplak gibi hissettim. Bana bakarken o kadar aşağılar gibi yöneltti ki bakışlarını, üzerimdeki hırkayı düzeltme gereği hissettim. Daha sonrasında önüne döndü ve bağırıp çağırmaya başladı. Birilerine sesleniyordu.

a bond between two broken souls • Jung Jaehyun Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora