Napıyorum ben? Neden burdayım? Tabiki babam olacak o gereksiz yüzünden. Ben Liya, Ziya Yılmaz'ın biricik kızı. Yılmaz holdingin tek veliahtı. 7 yaşında çıktığım ülkeye geri dönüyorum. O kadar uzun zaman oldu ki ordan ayrılalı, ne bulacağıma bile emin değilim ve bu durum beni çok geriyor. Ben Türkiye'de doğdum 7 yaşıma kadar buradaydım. Annem çok başarılı bir editör annem için yurt dışında olmak her zaman daha cazip gelmişti. Uzun uğraşlar sonunda da tabiki başardı. Bir anda İngiltere'ye yerleştik ve annem orda yerel bir televizyon kanalında genel müdür oldu. Eee durum böyle olunca babamda tüm işi İngiltere'ye taşıdı. Tam anlamıyla oraya yerleşmiş olduk. Okula orda başladım ve başarıyla bitirdim. Bir çok üniversiteden davet teklifleri geldi. En sonunda Cambridge'in tüm olanaklarının benim için yaratılmış olduğunu düşünerek orda uluslararası işletme okudum. Peki bunca başarının sonucu ne? Türkiye'ye giden bu uçağın içindeyim.
Kulaklıklarımı taktım ve beni şu an sakinleştirebilecek tek şey olan müziğin ruhuma işlemesine izin verdim. Aradan 5 dakika geçmemişti ki omzumdaki sıcaklık hissiyle gözlerimi açtım. Karşımdaki manzara karşısında donup kaldım. Hostesin gülümseyerek elini gözümün önünde sallamasıyla bir anda kendime gelerek kulağındaki kulaklıkları çıkardım. Karşımda duran iki mavi göz aklımı başımdan almıştı. Tek konsantre olduğum şey o gözlerdi. Hostesin dediği şeyi duyamıyordum sadece kafamı salladım ve o gözler yanımdaki koltuğa oturuverdi. Bana dönerek akıcı ingilizceyle
"yanınıza oturmama izin verdiğiniz için size minnettarım"
Kendimi toparlayarak
" Sorun değil iyi yolculukalar." Diyebildim.
Kulaklıkları tekrar kulağıma taktım ve gözlerimi zorlukla kapattım. Gözümü açtığımda aradan 1 saat civarında bir süre geçmişti şanslıydım ki yolculuğumuz toplamda 4.5 saat sürecekti. Yanımdaki Yunan Tanrıçası ile geçecek 3.5 saatim var. Kalkarak tuvalete gittim biraz soluklanmam lazımdı bu adam inanılmaz şekilde nefesimi kesiyordu. Elime aldığım suyu yüzüme ve boynuma sürdüm biraz olsun rahatlamıştım. Çantamı alarak dışarı çıktım. Oturduğum koltuğa vardığımda gördüğüm şey şok geçirmeme neden oldu. Karşımda iki kadeh şampanya ile beni bekliyordu ne olduğunu anlamayan bir bakışla döndüm ve gülümsedim. O aşık olduğum akıcı ingilizceyle
"Yanında oturmama izin verdiğin için teşekkür ederim."
Ben olduğum yerde kalınca gülümseyerek kadehi bana uzattı. Koltuğa oturdum ve Türkçe olarak "nasıl bir adamsın sen kalbimi yerinden mi çıkarmak istiyorsun" diyerek güldüm.
"Henüz adını bile bilmiyorum ben Liya sen ?"
Vücudunu bana çevirerek boğazını temizledi. Bende elimdeki kadehi ağzıma götürdüm tam bir yudum alıyordum ki Türkçe olarak
" Bende Barlas memnun oldum."
ve ben o an uçaktan atlamak istedim. Nasıl yani koca uçağın içinde yanıma otura otura Türk bir erkek mi oturmuştu. Benim bu rezilliklerim ne zaman bitecekti Allah'ım?? Bir de yetmezmiş gibi ağzındaki şampanyayı kelimenin tam anlamıyla adamın gömleğine kustum. Hiç bir şey söylemedi tepki göstereceğini düşünmüştüm fakat sadece gülümseyerek koltuğundan kalarak tuvalete gitti. Artık daha fazla rezil olmamalıydım. Gidişini fırsat bilerek kulaklıklarımı çıkardım ve hemen kulaklarıma taktım ardından gözlemi kapatıp kendimi uyumaya zorladım.
YOU ARE READING
CASUS
RomanceGözlerim öylesine büyümüştü ki hiç beklemiyordum onun karşımda dikilmesini şimdi ne yapacaktım ??
