Part 1

43 2 2
                                        




Hiç nasıl öleceğinizi düşündünüz mü? Yanarak mı? Kulağa kötü geliyor olsa gerek. Kim yanarak ölmek ister ki gerçi bir kez yandığında ikinci kez yanması o kadar çok acı vermez sanırım. Ya da boğularak ölmek nasıl olurdu. Ciğerlerinin su ile dolup, beyninin patlaması da kötü bir şey olsa gerek. Veya bir trafik kazası yapıp, vücudunun parçalanması da kötü bir şey olsa gerek sanırım. Donarak ölmek nasıl olurdu. Uyku tatlı gelmiş olabilir ama biz öldüğümüzün farkında olmayız. Nasıl öleceğinizi belirleyemezsiniz, öyle değil mi? Eğer tanrı bizim yaşamamızı istiyorsa, kurtulma şansımız olabilir. Yani en azından ben öyle düşünüyordum, bir aralar.

Pekii, hiç kim tarafından öldürüleceğinizi düşündünüz mü? Eğer düşündüyseniz bu kim olurdu. Anneniz mi? Veya babanız mı? Ya da kardeşiniz olursa nasıl olurdu? Sizin açınızdan herhangi bir duygu değişimi olmaz sanırım ama cinayeti işleyen kişi tarafından nasıl bir duygu değişimi olur orası meçhul. Peki cinayeti işleyen kişi toplum tarafından nasıl karşılanır. Sonuç olarak ailenden birini öldürdü. Emin olun çoğu insan sizi sözleriyle yaralayabilir, hatta öldürebilir. Ama buna dünyanın hiçbir yerinde cinayet denmez. Cinayet için kan arıyorlar. Katil için ise ölüm esnasında cesedin yanındakini. Çünkü insanlar katili aramak için arıyor. Öyle yada böyle çat pat direk katil damgasını anlımıza yapıştırırlar.

Fotoğraf makinelerin şiddetli ışıkları beni oldukça rahatsız etmeyi başarmıştı. Etrafımda da çok fazla ışıklar vardı. Sanırım artık kör olacaktım. Bunlar da yetmiyormuş gibi aptal fotoğrafçının tüylerimi kaldıran kelimelerine katlanıyordum.

Gözünü kısıp, açıyı ayarlayarak

-Sağa gön Ardacım.

Ardacım ne demek be. Arda bey dese ya da sadece Arda dese daha iyi olmaz mıydı sanki? Gözlerimi devirip dediğini yaptım. Sağa dönüp zorla poz verdim artık bu işlerden çok fazla sıkılmıştım.

-Evet, harikasın Ardacım.

Bilerek yaptığını düşünüyorum artık. Düşüncelerimi falan mı okuyordu acaba.

-Sola dön şim...

Cümlesini bile tam bitirmeden kulaklarım gürültü ile doldu. Etraftaki bütün gözler sesin geldiği yöne doğru dönmüştü. Herkes biri bir hata yapsa da azarlayıp bağırıp stres atsak diye bekliyorlardı aslında. Başta Cüneyt olmak üzere saldırmaya hazır aslan gibi gerildi.

Suratı gergin, gözlerini dönmüş bir şekil de

Ne kadar korktuğu, tedirgin olduğu yüzünden anlaşılabiliyordu. Ellerinin titremesini hiç söylemiyorum bile.

-Çok özür dilerim Cüneyt bey. Ayağım kabloya takıldı. Dedi kekeleyerek.

-O makine kaç para senin haberin var mı? Ölene kadar çalışsan alamazsın! Üç kuruş para alıyorsun zaten. Dedi kaşlarını çatarak.

-Özür dilerim Cüneyt bey haklısınız. Dedi kafasını yere eğip dudaklarını asıp.

-Gözüm görmesin seni, yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim. Eliyle kapıyı göstererek cümlesine devam etti .

-Kestik arkadaşlar, Ardacım sendenden de özür dilerim sakar işte. Sende çık dinlen biraz çok yoruldun.

Bu zamana kadar fotoğraf çekilmekten yorulan birisi yoktur sanırım. Şayet ben de yorulmamıştım ama aptal fotoğrafçı içimi daraltmıştı.

-Durumu fazla abartmadın mı? Dedim sakince, makineyi göstererek.

Cüneyt çıkışıp çıkışmamak arasında kalınca derin bir iç çekti. Kız onunla çalışıyor olabilirdi ama o da benimle çalışıyordu. Kovulmamak adına yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi.

9+1Donde viven las historias. Descúbrelo ahora