Acilen Dört Yapraklı Yonca Bulmalıyım

30 5 8
                                        

Merhaba millet, ben Zorya👋🏻👋🏻 Fazla uzatmayacağım. Yazar notları sıkıcı oluyor. Lütfen yorum atın. Düşünceleriniz benim için cidden önemli. Öyleyse OYUN BAŞLASIN!
Hah bir şey daha, fikirlerin bütünleşip hikayeyi oluşturmasını sağlayan müzik medyada.

•••••••
Benim adım Steph, Stephan Menteur. Bu, yaşam soluğunun nasıl benden alındığının hikayesi. Nasıl öldüğümün... Ve her şey sarpa sarmaya başlamadan önce "yaşadım" diyebileceğim yılların...

Kocaman camlı gözlüklerimin ve şapkamın arkasına iyice saklandım. Perukla saçlarımı kapatmıştım. Hastalığımın baş gösterdiği anlarda en önemli şey kimsenin, kim olduğum hakkında hiçbir fikri olmamasıydı.
Kendimin farkında olarak son düşündüğüm şey bunlardı. Sonrasında ellerim zihnimden bağımsız hareket etti ve ben onları kontrol altına aldığımda çoktan ceplerim dolmuştu.
Siniri ve kendine karşı duyduğum nefreti neredeyse tadabiliyordum.
Saf gümüşten bir kol saati, antika olduğu belli olan bir kalem, bir tomar para, bir cep telefonu, bir defter, birkaç fotoğraf, ataşlar, sakızlar...
Yüzümü buruşturdum. Sakızlardan birini çiğnemeye başladım. Fotoğrafları çöpe, parayı da yolun karşısındaki bağış kutusuna attım. Cep telefonunu bir sokak çocuğuna, saati ve kalemi ise yaşlı bir dilenciye verdim. Nedense kendimi defterden kurutulmak için ikna edemedim.
Normal şartlarda benim gibi birisinin toplum içine çıkmak bir yana bir hastaneye yatması gerekirdi. Ancak hiyerarşilerin en zayıf noktası da buydu. Eğer kalabalıktan biri değilsen normal şartlar senin için geçerli olmazdı.
Gözlerimi kapayıp tiksinti duygusunun yavaş yavaş kaybolmasını bekledim. Menajerimi aradım ve bulunduğum caddeye bir araba göndermesini istedim.
Dışarı çıktığım için beni azarlamayı uzun süre önce bırakmıştı. Benimleyken değerli eşyalarını yanında taşımayı bıraktığı gibi. Çantası her zaman beni zapt etmesi gereken ancak belli bir ölçüde işlev gören ilaçlarla dolu olurdu.
Araba bana ulaştığında sonbaharın hediyesi yağmur, şiddetini yeni yeni arttırmaya başlamıştı. Arka koltukta oturup damlaların cama açtığı savaşı seyrettim.
•••••

Televizyon izlemek benim için adeta bir işkencedir. Çünkü her zaman kendimi görürüm. Magazin programları son singlelımdan, haberler ise ünü bulaşıcı hastalıklardan daha çabuk yayılan "Hayalet" isimli hırsızdan bahseder. Aslında genellikle seri yankesicilikle uğraşan ancak yaptığı son banka soygunu ile bağdaştırılan bir şehir efsanesidir Hayalet.
Hep aynı hırkayı giydiği söylentisi yayılsa da bir türlü fark edilemediğinden bu takma ada layık görülmüş. Bazıları onun üstün hırsızlık yeteneğine ve rüzgardan bile daha hafif ellerine gizliden gizliye hayranlık duyuyor.
     İnsanlar yaratılıştan çelişkili. Üstün olan her şeye saygı duyar, imrenirler. Hem de bu gücün pozitif veya negatif olduğuna bakmaksızın! Çünkü güç onların başlarını döndürür.
      Bu gücün olumsuz etkileri onlara ulaşırsa tamamen ters istikamete yönelirler. Böyle birinin varlığı bile onları rahatsız etmeye başlar.
       Gözlerimi sımsıkı yumdum. Ne zaman bu konuda düşünmeye başlasam hep aynı görüntüler zihnime akıyordu.
        Devasa bina, bitmek bilmeyen işkence nitelikli antrenmanlar...
        Beyaz önlük giymiş hırsızlar, saatlerce vücutlarımızı inceler, paket paket içeriği belirsiz serum verirlerdi.
        Çocukluğumun üstüne perde çektiğim dönemlerinden kalma bölük pörçük anılar bunlardan ibaretti. Şu an olduğum kişi onların eseriydi. Her gece kasıtlı olarak ince tutulmuş duvarların bize kadar taşıdığı çığlık sesleriyle uyumaya çalışan çocuklar... Eminim eserleriyle gurur duyuyorlardır.
        Zihnimi boşaltmak için odamı sanki daha önce hiç orada bulunmamış gibi incelemeye başladım.
        Açık gri, siyah ve beyazın klasik ancak vazgeçilmez uyumu hakimdi. Odanın tam ortasında yatağım duruyordu. Giriş kapısının karşısındaki duvarda favori gitarlarım asılıydı.  Ödüllerim odanın çeşitli yerlerinde boy gösteriyordu. Gardolabım ve çalışma masam birbirlerine komşu duvarlara dayanmıştı. Oda hatırı sayılır derecede büyük olduğundan eşyalar seyrek kalıyordu.
      Duvarlara asılmış posterlerime baktım. Geniş gülümsemem tasasızdı. Aslında işimi seviyordum. Bana ikinci bir kişilik kazandırıyordu. Onun sayesinde şu andaki depresif halimden neredeyse tamamen kurtulabiliyordum. Bu yüzden izin günlerinden nefret ediyordum. Kafamı yana çevirince dönen sandalyeye asılı ceketim dikkatimi çekti. Ayağa kalktım ve ceketin cebinden defteri çıkarttım. Yere oturup sırtımı masama yasladım.
        Defter oldukça küçüktü ve bir o kadar da kalındı. Deri kaplı olduğu için boyutundan beklenmeyecek bir ağırlıktaydı. Yavaşça eski kapağını açtım. Sararmış yapraklar ölümüne sigara kokuyordu. İlk sayfanın tamamına aynı kelimeler defalarca yazılmıştı:

You've reached the end of published parts.

⏰ Last updated: Jul 24, 2018 ⏰

Add this story to your Library to get notified about new parts!

LocoWhere stories live. Discover now