BAŞLANGIÇ

11 1 2
                                        

Var ile yok arası hissedilen nefes alışverişleri zaten korkunun tamamın da hüküm sürdüğü bedenin de daha sarsıcı etkiler yaratıyordu. İki aydır peşinde olan o gölge şu an amacını belli etmek istercesine kadına bir nefes mesafesi kadar yakındı. Lakin Alya onun o kadar zamandır neden peşimde olduğunu öğrenmek istediğine emin değildi. Adımlarını biraz daha hızlandırarak bu durumdan bir an önce kurtulmayı umdu.

Evine sadece iki sokak kalmıştı. Belki de birden koşmaya başlarsa arkasında ki kişiyi atlatabilirdi. Kendini her atağa karşı hazırlarken evine doğru koşmaya başladı. Soğuk havanın yüzünde yarattığı iğne batma hissini şu an önemseyebileceği bir durumda değildi.

Paranoyaklık değildi ondaki, emindi. Arkasındaki yolda karşılaştığı sıradan biri değildi sonuçta iki aydır onu izleyen siyah kapşonlu çocuktu. Suratını hiç görememişti Alya sadece normal bir insanda olamayacak tonda ki yeşil gözleriyle sınırlıydı ona dair bildikleri. Yolun sonunda gördüğü harabeye dönmeye yüz tutmuş evini gördüğüne bu kadar mutlu olacağını hiç tahmin etmemişti. Kapısına geldiğinde hızlıca cebinde ki anahtarını kavradı. Korkudan titreyen elleriyle zorlanarak açtıpı kapıyı bir hışımla kapatmıştı arkasından. Ne garipti koştuğunda arkasından gelmek gibi atakta bir bulunmaması. O kadar yaklaşmışken neden amacını belli etmedi diye düşündü sanki yüzleşebilecek cesareti varmışçasına.

Usulca çöktü paslı kapının dibine, nefes alışlarını düzene sokmaya çalıştı bir süre. Narin kollarını sardığı bacaklarındaydı gözleri kendine gelmeye çalışırken. Olsun diye geçirdi içinden sonuçta bir zarar vermemişti, belki de delinin biriydi. Yavaşça ayağa kalkıp mutfağa doğru ilerledi. Doldurduğu suyu yavaşça içtikten sonra odasına çıkacaktı, salondaki eski koltuklarında sırtı ona dönük yabancıyı farketmeseydi. İşte şimdi her şeyin sonu dedi. Nasıl öylece atlatabildiğini düşündürdü. Onu farkettikten bir hafta sonra karakola gidip ihbar etmişti etmesine ama hiç bir sonuca varamamıştı. Yüzüni hiç görmemiş olmasının da etkisi büyüktü tabii ki.

Karşısında ki kapşonlu beyninde ki tehlike çanlarının çalmasına sebep oldu. Korkudan dizlerinin bağı çözülmüştü Alya'nın. Cılız bedeniyle ne kadar karşı koyabilirdi ki bu yabancıya?

Korku bedenini tekrar tesiri altına almıştı. Pencereden kaçabilirim diye düşündü evindeki tek pencerenin yabancının tam karşısında duran pencere olduğunu bilmezden gelmek istercesine.

Hemen cebindeki telefonu çıkardı ve ölüm korkusun terlettiği elleriyle polisin numarasını tuşlayacaktı tabii telefonu çekseydi. Neler oluyordu burada böyle. Evden çok ahırı andırsa da yaşadığı yer, telefon her zaman çekiyordu. En azından bugüne kadar. Anlamıyordu bir türlü, kabus olsun dedi kötü bir kabus ama karşısında duran iri cüsseli adam kabus olamayacak kadar gerçekçiydi. Ne diyeceğini bilemedi Alya dili tutulmuştu sanki. Sonunda sesini bulabildiğinde

"Git evimden" diyebildi sadece.

Samimiyetten uzak bir gülüş sesi ulaştı kulaklarına. Komik bir şey söylememişti oysa ki birazdan kalbinin ağrısından ruhunu teslim etmek üzere olan Alya.

"Öylece gidecek olsaydım neden buraya geleyim" dedi yabancı.

Sesi gözleri gibiydi, bir insana ait olamayacak kadar ürkütücü.

Alya:"Ne istiyorsun benden? Neden iki aydır baktığım her yerdesin?"

Kapşonlu:" Senden varoluşunu istiyorum Alya."

Ne saçmalıyordu karşısındaki bu kaçık. Kendini hangi masal da sanıyordu? Ya da tımarhaneden firar etmişti? Deli olduğu kesindi artık onun için çünkü yalnızdı Alya. Ona bu kadar kötü bir şaka düzenleyecek arkadaşları da yoktu ki onun.

Olduğu yerde dikikmeye devam etti. Karşısındaki yabancı yavaşça ayağa kalktı. Şu an kendini bir korku filminin en can alıcı sahnesin de gibi hissediyordu ve çok iyi biliyordu ki o filmlerde ki karakterin sonu hiç iyi bitmiyordu.

Acelesi yokmuşçasına yavaşça Alya'ya dönmeye başladı adam. İşte tekrar görmüştü o varlığını sorgulamaya iten yeşil gözleri. Her zaman taktığı atkısı yine yüzünün geri kalan kısmını örtüp onun üzerinde gizemini korumasına yardımcı oluyordu.

Yapılı bedeni ona doğru gelmeye başlamıştı. Kaç darbede ölümün geleceğini hesaplayan Alya artık tamamen vazgeçmişti direnmekten. Tam önünde durdu yabancı Alya'nın.

Kapüşonlu: "Vakit geldi artık gitmemiz lazım" dedi sıkılmış bir ifadeyle.

Alya: "Nereye gitmeniz lazım? Ben seninle hiç bir yere gelmiyorum, çık evimden."

Kapşonlu:"Demek gelmiyorsun. Peki bunu sana düşündüren şey ne?"

Verecek cevabı yoktu ki Alya'nın.

Kapşonlu:"Liderler bekliyor buradaki zamanım yarın doluyor artık zaman yok."

Yazık diye geçirdi içinden Alya acaba ne geçmişti başından da bu kadar delirmişti? Kafasına darbe falan mı almıştı acaba?

Cebinden bir iğne çıkardı adam aynı gözlerinin rengindeydi iğnenin içinde enjekte edilmeyi bekleyen sıvı. Zümrüt yeşili...

Zorla tutup çekti kızın narin kolunu. Bu kadarı fazla diye düşündü Alya. Kim bilir bu iğne neyin nesiydi? Kaçtığı hastahaneden mi çalmıştı acaba diye geçirdi içinden. Kurtarmaya çalıştı kolunu ama nafile. Karşısında kana susamış bir zebani gibi duran yabancı ölümü ensesinde hissettirmişti. Ardı arkası kesilmeyen göz yaşlarını tutmaya mecali kalmamıştı artık. Yalvarırdı karşısında ona acıyacak birisi olsaydı ama onun zebanisi acıma duygusundan çok uzak olduğunu zaten ilk andan itibaren hissettirmişti.

Elindeki iğneyi kızın dirseğinin iç bölümüne batırmadan önce onun hayatının hiç bir zaman eskisi gibi olmayacağının bir kanıtıydı belki de acıdan tamamen bilincini kaybetmeden önce sarfettiği sözler.

"Lider seni seçti Alya var oluşunu artık Santana'nın hükmünde."

SANTANAWhere stories live. Discover now